Batı Medeniyetlerinin Beşiği Atina

Atina... Bunca zamandır gitmek hiç aklımıza gelmeyen şehir... Türklerin birçoğunun da aklına gelmemiş olacak ki gitmeden önce Google’a sorduğumda Atina ile ilgili az sayıda Türkçe gezi yazısına rastlıyorum. Oysaki uçakla bize 1 saat mesafede ve tüm dünyadan insanların akın ettiği gayet turistik bir şehir. Tarih sevene batı medeniyetlerinin doğum tarihi; yemek sevene deniz ürünleri, mezeleri, etleri ile damak tadımızla neredeyse birebir örtüşen Grek mutfağı; eğlence sevene sabaha kadar...  Ha ne yok; deniz yok, göl yok, nehir yok. E o kadar kusur kadı kızında da olur. Siz de daha serin ayları tercih eder, bizim gibi Haziran'ın ortasında gidip güneşin altında dağ-taş gezmezsiniz olur biter : )

Evet, biz senenin başında yine bir Pegasus kampanyasında iki kişi toplam 110 Euro’ya hafta sonu için bilet alırken Haziran’da Atina'nın sıcak olma ihtimalini pek aklımıza getirmemişiz. Sanırım sadece ılık bir yaz akşamı bir Yunan taverninde buzuki dinleyip ahtapot ızgara eşliğinde uzomuzu yudumlama kısmını hayal etmişiz. İyi güzel de yaz dediğin akşamlardan ibaret değil ki bunun 32 derece sıcaklıkta güneşin alnında Akropolis’i gezmesi de var akıllım!

Cuma akşama doğru uçuyoruz Atina'ya. Bu sefer kendimizi aşıyor, iki kişi için tek bir ufak sırt çantası ile yolculuğa çıkıyoruz.  Uçaktan iner inmez hızlıca pasaport kontrolünden geçip metroda alıyoruz soluğu. Havaalanından yarım saatte bir kalkan metro yolculuğu Atina merkezine kadar 45 dakika sürüyor. Tek kişi gidiş-dönüş 14 Euro. 

Otelimiz McQueen'e en yakın durak olan Keramikos'ta inip çantayı odamıza attığımız gibi Atina sokaklarındayız. Otel, gece hayatının merkezi olan Gazi Bölgesi’nde. Vallahi tesadüf : ) Gezilecek yerler ve görülecek yerler listesinin başında olan Akropolis'in eteklerindeki Plaka Bölgesi buraya yarım saat yürüyüş mesafesi imiş. Hadi bakalım tabana kuvvet. E yemeği hak etmek lazım : ) 
Monastiraki’ye yaklaştıkça turist kalabalığı ve sağlı sollu restoranlar başlıyor. Önceden rezervasyon yaptırdığımız Psarras Taverna'yı bulmamız uzun sürmüyor. Masamızın yeri şahane. Getir hocam önden Grek salatamızı, bir de yeşil Barbayanni...

Bu uzo olayı enteresan, doğru uzoyu seçmezsen öksürük şurubu içiyormuş gibi oluyorsun ama yeşil ya da mavi Barbayanni misal, içimi bana rakıdan bile güzel geliyor.

Ardından kalamar tava ve hellim peynirli sebze ızgara ve de değişilmezim midye... Yediklerimiz adalardaki gibi bir lezzet patlaması yaşatmıyor ama olsun hava güzel, ortam güzel, modumuz güzel: )
 
Oradan Monastiraki'deki Kotili Kafe'ye geçiyoruz. Genç bir grup Yunanca şarkılar çalıp söylüyor, bu kez uzomuza dondurmalı dev meyve tabağımız eşlik ediyor.

Şimdi Gazi zamanı… Yürüyen genç güruhu takip ettiğimizde yol direkt bizi Gazi'ye götürüyor. Sağlı sollu açık hava barlarının olduğu Gazi yıkılıyor. Barları geçtim, sokaklar, parklar, tüm mahalle genç kaynıyor.

Biz de kendimizi genç sanıyoruz ya, oradan oraya seke seke otele varışımız gece 02.00’yi buluyor.
 
Ertesi sabah minik bahçemizde aldığımız hafif bir kahvaltı sonrası, hava çok sıcak olduğu için taksiye atlayıp Akropolis'in yolunu tutuyoruz. 10-15 dakikalık taksi mesafeleri ortalama 5 Euro... İster taksimetre açtırın, ister baştan 5 Euro'ya anlaşın; değişen bir şey olmuyor.

Akropolis'e vardığımızda bin bir milletten envaı çeşit turistin “akın akın kompela” şeklinde Akropolis'e tırmandığını görüyoruz. Yunanca “yukarıda bulunan şehir” anlamına gelen Akropolislerin taaa Cilalı Taş Devri’nde kurulmuş olan Atina şubesinin giriş ücreti 12 Euro ve bu parayı vermek için insanlar kuyrukta bekliyor. Bildiğiniz darphane… Bacasız ekonomi dedikleri bu olsa gerek...

Güneşin alnında bayılıp kalmadan Akropolis turumuzu başarı ile tamamlayıp Plaka sokaklarına doğru salıyoruz kendimizi. Her yer cıvıl cıvıl. Bizim gibi Akropolis’ten inmiş yüzlerce turist onlarca kafe ve restorandan birinde ya frappesini yudumluyor ya da çoktan öğle yemeği moduna geçmiş bile. Sokak çalgıcılarından yayılan müzik insana “yaşasın tatil” dedirtiyor. 

Restoranlardan birini gözümüze kestiriyor, soğuk su parçacıkları püskürten vantilatöre nazır bir masa seçiyoruz. Grek salatamızın yanına dev kasap sosisi söyleyip, “öğlen uzosu candır” diyoruz : )

Şimdi istikamet benim sürekli Stigmata deyip durduğum Sintagma Meydanı... Gayet tırt bir meydan olduğuna kanaat getirip meydanın yanındaki milli parka doğru uzanıyoruz. Park bildiğin şehir içi ormanı, içinde pek bir atraksiyon yok. Ağaçlar haricinde minicik bir göl ve minicik bir hayvanat bahçesi görüyoruz o kadar...

Stigmata'ya geri dönüp Atina'nın İstiklal Caddesi diye tabir edilen 3 paralel caddenin ortasında yer alan Ermou Caddesi’ne girizgâh yapıyoruz. Nasıl İstiklal’e benzetmişler anlamadım. Burası olsa olsa Adapazarı’ndaki Çark Caddesi'nin bir benzeri olabilir.

Diğer turistlere özenip Ermou'nun sonuna doğru kilise manzarasına karşı bir kafede biz de frappelerimizi yudumluyoruz. Buzlu frappe hem ferahlatıcı hem de ayıltıcı etkisiyle iyi geliyor. Yunanlılar vallahi bu işi biliyor.

Dön dolaş yine Atina'nın Sultan Ahmet Meydanı Monastiraki’ye çıkıyoruz. Akşam oldu mu oldu, şöyle canlı müzik de olan ve açık havada uzo, grek salata ve yandaşlarını hüpleteceğimiz bir tavern bulur muyuz? Vallahi buluyoruz : )

Tavern Dia Tafta tam da aradığımız gibi bir yer. Şarkıcı bir bayan, bir gitar ve bir buzukiden oluşan grubun tam önünde duran 2 kişilik masayı görünce hop atlıyorum: ) 3-5 Yunanca şarkıdan sonra şarkı söyleyen Diomeia ile kaynaşıyoruz. “Nargilemin Marpucu” ve “Telli Turna” ile başlayan Türkçe ve Yunanca sözlü batı müzik yayınımız “Senden Başka” ve “Esmerim Güzelim” ile devam ediyor. Bittabi mikrofonu kapıp ben de söylüyorum, bittabi yerimizde duramayıp sirtaki yapıyoruz : ) 

Gecenin finalinde Diomeia ile masamızda sarmaş dolaş uzoları tokuşturuyoruz. Saat 01.00 olmuş, Gazi âlemleri bizi bekler. Gazi'ye vardığımızda tüm mekânların eller havaya moduna geçtiğini görüyoruz. E hadi o zaman, sabahlar olmasın : )

Otele varış 04.30, sabah kahvaltı için kalkış 09.30. Kahvaltı sonrası uyusak mı? İstanbul'a dönünce uyuruz. Atlıyoruz taksiye ver elini Atina'nın Nişantaşı’sı Kolonaki... 

Kolonaki’ye geldik gelmesine de Pazar günü mağazalar kapalı, in cin çift kale. Oradaki kafelerde espresso içen 3-5 yaşlı Yunan ve bizim gibi yanlış zamanda yanlış yerde olan 1-2 çift turistten başka kimseyi göremeyince sabah yürüyüşü tadında Stigmata ve Ermou üzerinden ver elini Plaka. Plaka yine cıvıl cıvıl… Bu kez öğle yemeğimizi daha modern bir kafede alıyor, yine dev sosis ve dev iki anne köftesinden oluşan bifteki sipariş ediyoruz. 

Yemek sonrasında hemen dibimizde olan Akropolis metro durağından metroya atlıyor ve havaalanına doğru yol alıyoruz.
 Bir başka uzo ve grek salata durağında buluşmak üzere Yunanistan'a şimdilik veda ediyoruz…

Yazarın diğer yazılarını www.gezentianne.com'dan takip edebilirsiniz.