Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi

Aslen Kütahyalı olan ve İstanbul’un fethinden sonra İstanbul’a yerleşmiş bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Çelebi, Enderun mektebini bitirdikten sonra bir süre sarayda görev almıştır. Sarayda başarılı işlere imza atıp yüksek mevkilere getirelecekse de bir gece rüyasında Hz. Peygamber’i görür ve kendisinden seyahat etmesi konusunda izin alır ayrıca gördüklerini yazması konusunda rüyasındaki cemaatten de tavsiye almıştır. İşte Seyahatname’nin ortaya çıkmasına vesile olan olaylar bütününü bizler böyle okuyoruz. Ayrıca şunu da hatırlatmakta fayda var ki Evliye Çelebi hakkında tüm bildiklerimizi Seyahatname’sinden okuduklarımızdan edinmekteyiz.

İlk cilt İstanbul hakkında

Seyahatname’nin ilk cildi İstanbulda’ki gezilerini derlediği haliyle çıksa da olsa da bu ilk cildi tamamıyla bir İstanbul tarihi kitabı gibi bile değerlendirenler bulunmaktadır. Bu ilk ciltte 1630 ve 1940 yılları arası İstanbul’un târihi, kuşatmaları ve fethi, İstanbul’daki kutsal makamlar, câmiler, Sultan Süleyman Kanunnâmesi, Anadolu ve Rumeli’nin mülkî taksimâtı, çeşitli kimselerin yaptırdığı câmi, medrese, mescit, türbe, tekke, imâret, hastane, konak, kervansaray, sebilhâne, hamamlar… Fâtih Sultan Mehmed zamânından itibaren yetişen vezirler, âlimler, nişancılar, İstanbul esnâfı ve sanatkârları yer alıyor.

Yerli dillere dair bilgiler

Evliya Çelebi, Seyahatnâme’sinde gezip gördüğü yerleri kendine has tarz ve üslûbu ile bizlere aktarmaktadır. Evliya Çelebi’nin on ciltten oluşan Seyahatnâme’si, bütün gezmiş olduğu memleketler hakkında oldukça önemli bilgiler anlatmaktadır bizlere. Hayran kaldığımız bir gözlem kabiliyetine sahip olan Evliya Çelebi, yalnız coğrafya, tarih, etnografya bilgileri vermekle kalmayarak, eserinin birçok yerlerinde yerli diller üzerine topladığı bilgi ve verilere de yer vermiştir. Seyahatname bu açılardan Türk kültür tarihi ve gezi edebiyatı bakımından da önemli bir yere sahip.

Birçok milletin kültürel birikimine ışık tutuyor

Evliya Çelebi, gezdiği yerlerde sadece doğal güzellikleri anlatmakla kalmaz, yazılarında yer verdiği mekan ve eser arasında o bölgenin camileri, medreseleri, çeşmeleri, çarşıları, yazarları, sur, kale, hamam, han, cadde, sokak ve evleri, bahçeleri yer almaktadır. Aynı zamanda gezerken tanık olduğu yerel olayları – ki bunlar sıra düğünleri, yerel oyun ve kıyafetleri sanatsal ve toplumsal davranışlar gibi olgulardır- bizlere anlatmaktadır. İstanbul’dan sonra ilk gezisini Bursa’ya düzenlemiştir. Bursa’dan sonra Osmanlı topraklarına giren neredeyse bütün bölgeleri dolaşmış hem Osmanlı kültürünü bizlere anlatırken hem de karşılaştığı diğer kültürlere olan hoşgörülü anlatım biçimiyle gönüllerimizde taht kurmuştur. Aslında sadece bizlerin gönlüne taht kurmakla kalmayarak Seyahatname eseriyle Evliya Çelebi insanlık tarihine yön veren 20 kişi arasında da yer almıştır. Eseri, yalnızca yaşadığı dönem Osmanlı toplumunun kültürel değerlerine değil, birçok farklı milletin kültürel birikimine ışık tutmakta ve günümüze ulaşmış veya ulaşamamış nice soyut/somut kültür varlığı ile ilgili değerli bilgiler içermektedir.

Fetih öncesi İstanbul

Seyahatname’nin ikinci cildi bizlere Mudanya ve Bursa'yı anlatmakla kalmaz İstanbul’un fethinden önceki Osmanlı’yı, Osmanlı’nın sultanlarını, Bursa’nın alimlerini hatta vezir ve şairlerini anlatmaktadır. Nisan 1940’ta başladığı dönemi anlatan Bursa’dan sonra yaptığı Trabzon, Batum, Girit seferi, Erzurum, Azerbaycan ve Gürcistan gezilerine yer vermektedir. Yine bir ek bilgi olarak Evliya Çelebi 50 yılı kapsayan bir zaman dilimi içinde gezdiği yerlerde toplumların yaşama düzenini ve özelliklerini yansıtan gözlemler yapmıştır. Bu geziler yalnız gözlemlere dayalı aktarmaları, anlatıları içermez, araştırıcılar için önemli inceleme ve yorumlara da olanak sağlar. Hatta Seyahatname'nin içerdiği konular, belli bir çalışma alanını değil, insanla ilgili olan her şeyi kapsar. Üslup bakımından ele alındığında, Evliya Çelebi'nin, o dönemdeki Osmanlı toplumunda, özellikle Divan edebiyatında yaygın olan düzyazıya bağlı kalmadığı görülür.

Uzak coğrafyaları kapsıyor

Üçüncü cildi geçtiğinizde diğer iki ciltten biraz farklı olarak uzak coğrafyaları kapsayan bir içerik olduğunu göreceksiniz. Bu ciltte Üsküdar’dan Şam’a kadar yol boyunca Eskişehir, Konya, Kayseri, Tire, İskenderun, Kızıl Deniz, Ölü deniz, Urfa, Sivas, İskilik, Rusçuk, Niğbolu, Silistre, Filibe, Edirne, Sofya, Şumnu ve Ermenistan’ın şehirleri gibi Bulgaristan ve Dobruca gibi Rumeli Bölgesi hakkında geniş bilgilere rastlamaktayız. Bu kadar çok şeyi nefes kesen görüş ve anlatımla bizlere yaşatan Evliya Çelebi ve seyahatlerine hayran olmamak mümkün değil gibi. Bunun bir diğer sebebi ise Seyahatname'nin değişik yöre insanlarının yaşama biçimlerine, tepkilerine, takılarına, süslerine hatta ve hatta tarımsal bilgilerine, çalgı çengilerine kadar ayrıntılarıyla bizlere sunmasıdır.

Dil araştırmalarında da kullanılıyor

Dördüncü cilt şimdiki Türkiye sınırlarının doğu illerini anlatırken beşinci ciltte Trakya Bölgesi'ni kaleme almıştır. Dördüncü ciltte bahsi edilen şehirlerden bazıları Van, Malatya, Diyarbakır, Mardin, Sincar, Bitlis ve Ahlat’tır. Aynı zamanda İran ve Irak hakkında da geniş geniş anlatımlara rastlamaktayız. Beşinci ciltte ise Tokat’tan sonra Tekrar Rumeli bölgesine geçtiğini anlıyoruz. İstanbul, Kırklareli, Varna, Gelibolu, Edirne, Belgrad, Sarajevo, Üsküp ve Sofya Evliya Çelebi’nin bize beşinci ciltte anlattığı şehirlerden bazıları. Çelebi, gezdiği yerlerde geçen olayları, onlarla ilgili gözlemlerini aktarırken orada kullanılan kelimelerden de örnekler verir. Bu örnekler, dil araştırmalarında, kelimelerin kullanım ve yayılma alanını belirleme bakımından yararlı olmuştur. Evliya Çelebi'nin Seyahatname'si çok ün kazanmasına rağmen, ilmi bakımdan, geniş bir inceleme ve çalışma konusu yapılmamıştır.

Altıncı cilt bugünkü Avrupa sınırlarında

Altıncı ciltte bugünkü Avrupa sınırlarına geçmiş oluyor Evliya Çelebi başta Almanya ve Macaristan olmak üzere, Temeşvar, Koloşvar, Kaşav, Sibiv, Mohaç, Peç, Budin, Uyvar, Estergon, Belgrad, Dubrovnik, Mostar, Zigetvar, Kanije şehirlerini okuyoruz. Yedinci ciltte Avusturya, Kırım, Dağıstan, Çerkezistan, Kıpçak diyârını gezdikten sonra Ejderhan havâlisi yine bir Belgrad turu, Viyana, Wallaçya, Budapeşte, Oçakov, Krakow, Kırım, Bahçesaray, Dağıstan, Astrahan, Saratov, Kazan, Kalmukya, Azov’u okuyoruz. Sekizinci cilt içinde Evliya Çelebi’nin, Azak’tan Kırım’a; Kefe, Bahçesaray, Kılburun, Akkerman, İsmail, Girit olayları, Babadağı, Hasköy, Edirne, Dimetoka, Gümülcine, Drama, Selânik üzerinden Yunanistan ve Mora’yı dolaşarak Arnavutluk, Yanya, Tepedelen, Avlonya, Draç, İlbasan, Ohri, Resne, Manastır, İştip, Tikveş, Cisr-i Mustafa Paşa, Edirne üzerinden İstanbul’a dönüş seyahatleri bulunmaktadır.

Son cilt Mısır'a uzanıyor

Dokuzuncu ciltte güzel yurdumuzun Ege kıyılarını, Ege içlerini ve Akdeniz’imizi anlatıyor bize Evliya Çelebi, her ne kadar yaklaşık 400 yıl öncesinden bizlere seslense de bir kez daha kıyılarımıza hayran bırakıyor. Anlattığı güzel şehirler arasında Manisa, İzmir, Sakız Adası, Kuşadası, Muğla, Denizli, Ege adaları, Antalya, Silifke, Alanya, Maraş, Antep gibi güzide şehirlerimiz bulunmaktadır. Onuncu ciltte Mısır’a doğru uzanmış olan Evliya Çelebi, belki de ölümünün yaklaştığından bir haber, onu yollara düşüren bu seyahat tutkusuyla kalemini hiç bırakmıyor. Kahire, Tanta, İskenderiye, Nil gibi bölgeleri okuduğumuz onuncu cildi bize ulaştığı son satırları olması bakımından hüzün verici.

Tahminlerden kesin bilgilere

1940 yılında başlayan seyahatlari 1672 yılında  Medine, Mekke ve Kahire ile son bulmaktadır. Seyahatname'nin son cildinin bir diğer önemi ise Seyahatname uzmanlarınca şu şekilde açıklanmaktadır; "önceki ciltlerde tahmin yoluyla bizlere aktarılan bazı bilgilerin, son bölümde artık Evliya Çelebi’nin birçok kez tecrübe etmesinden dolayı kesinleşmiş olan bilgilere dönüşmesidir". Evliya Çelebi'nin eserinden kendisinin kişisel niteliklerine ilişkin fikirler edinmemiz de mümkün aslında. Bilgiye doymayan ve hep daha çok bilginin peşinden koşan bir alim olduğunu anlayabilmemiz hiç de zor değil. Bize kattıkları için kendisine sonsuz kez teşekkür etmesek sizce de haksızlık olmaz mı?