ŞEHİRLER İLE ÖZDEŞLEŞMİŞ FİLMLER

Bazı şehir gerek tarihi dokusuyla gerek modern mimarisiyle gerekse coğrafi özellikleri ile diğer şehirlerle arasında fark yaratarak insanlara muazzam manzaralar sunmayı başarıyor. Mutlaka gezilmesi gereken bu şehirler, sadece gezginlerin değil film yönetmenlerinin de dikkatini çekiyor. Hatta bazı filmlerin yaşattığı sanatsal dokular nedeniyle doğrudan o şehir için çekilen filmler olabiliyor. Filmleri çekilecek kadar güzel ve sanat dolu olan bu şehirleri şu şekilde sıralayabiliriz:

New York in Manhattan – Woody Allen (1979)

“Aşk Mektubu” olarak bilinen film her ne kadar romantik tarzda bir film olsa da yapıt Woody Allen'in komedisini de içerisinde barındırıyor. Gordon Willis'in muhteşem görüntü yönetmenliği ile Manhattan’ın (https://gezimanya.com/manhattan) hem renkli hem de siyah yönleri seyirciler ile buluşuyor. Şehri en derinlerine inerek, en ince ayrıntısına kadar betimleyen çekim ekibi, New York’un gözde bölgesi Manhattan’ı tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Manhattan'ın statik dış çekimleri gündüz ve gece saati fark etmeksizin Gershwin'in Mavi Rapsody’sinde çekilmiştir. Bu mekân filmin ikonu haline gelmiştir.

London in It Always Rains On Sunday – Robert Hamer (1947)

Londra'nın (https://gezimanya.com/ingiltere/londra) turistik yerlerini mekân olarak kullanan birçok film bulunuyor. Birçok işlemden geçen mekân görüntüleri şehrin verdiği romantik ve tarihi hava nedeniyle birçok sahne için kullanılabiliyor. Ancak Robert Hamer'ın mükemmel 1947 melodramı bunlardan oldukça farklıdır. Şehrin birçok yerini herhangi bir işlemden geçirmeden, olduğu gibi kullanan Hamer, Londra’nın tüm ihtişamını başarılı bir şekilde seyircilere yansıtıyor. Özellikle pazar sahneleri eleştirmenler tarafından yoğun şekilde olumlu yorumlar almıştır.

Amélie Jean-Pierre Jeunet (2001)

Paris'in (https://gezimanya.com/fransa/paris) XVIII. Bölgesinde bulunan Montmartre'yi "Amélie’den önce" ve "Amélie’den sonra" olarak düşünmek çok doğru olacaktır. Şehrin imajı ve turistik faaliyetleri üzerinde bu denli etkili olabilen film sayısı son derece azdır. Tüm ihtişamı ile Paris’in en yüksek rakımlı yeri olan Montmartre’yi seyirciyle buluşturan Jeunet, yönetmenliğini yaptığı Amélie filmi ile dünya çapınca bir üne kavuşarak kendinden seneler boyunca bahsettirmeyi başarmıştır.

Los Angeles: LA Confidential – Curtis Hanson (1997)

1940'ların siyah beyaz filmlerine geri dönüş yapan LA Confidential, Los Angeles (https://gezimanya.com/amerika-birlesik-devletleri/los-angeles-kaliforniya) filmleri arasında sonuncu retro tarz filmdir. Aynı adı taşıyan 1990 basım James Ellroy romanına dayanarak düzenlenen bu film, LAPD subayları ve 1950'lerin kötü polislerini anlatan son derece başarılı bir yapım. Los Angeles’in tarihi sorunlarına değinen filmin geçtiği Silverlake ve Echo Park mahalleleri filmden sonra bir hayli ünlenmiştir.

The Departed – Martin Scorsese (2006)

Birçok başarılı yapım ile ün kazanmış bir yönetmen olan Martin Scorsese, her ne kadar New York’ta (https://gezimanya.com/amerika-birlesik-devletleri/new-york-city-ny) doğup ve büyümüş biri olsa da Boston'a (https://gezimanya.com/boston-massachusetts) ait en ikonik filmlerden biri olan “The Departed” yapıtının yönetmenliğini yapmıştır. Scorsese bu filmde, mafya Whitey Bulger'ın hikâyesinden esinlenmiş. Güney Boston’un içinde bulunduğu yüksek suç oranını ve polis teşkilatında yaşanan kirli polislik durumları için tamamen gerçek olaylardan esinlenilmiştir. Leonarda Di Caprio’nun da muhteşem oyunculuğu ile Boston’u tüm açıları ile seyirciye yansıtan bu film, Boston’un ikonu haline gelmiştir.

Spring Fever – Lou Ye (2010)

2009'da Çinli film yapımcısı Lou Ye’nin toplum ahlakının zamanla bozulmasını işlediği film, Nanjing (https://gezimanya.com/sangay) şehrinin ikonu haline gelen oldukça ilginç bir filmdir. Filmi ilginç kılan unsur basit bir el kamerası ve sadece beş aktör ile Nanjing şehrinde gizli çekilmiş olmasıdır. Çekildiği dönem Çin hükümeti Lou Ye’ye film çekme yasağı getirmişti. Bu yüzden böyle gizli bir yola başvuran yönetmenin bu filmi derinlemesine incelendiğinde siyasi mesajlar vererek zamanının Çin hükümetini eleştirdiği görülebilir.

Night Train to Lisbon – Bille August (2013)

Film, bir kadının intihar etmek istemesi ve başrol onu kurtardıktan kadının izini kaybettirmesi ile başlamaktadır. Elinde kadından kalan tek şey olan kırmızı mont olan öğretmenin, kadını tekrar bulmak ve montunu geri vermek için yaptığı ilginç mücadeleyi anlatan bir macerayı konu edinmiştir. Montun cebinden çıkan ufak bir kâğıt parçasından bir hayli etkilenen başrol oyuncusu, monotonlaşan hayatından sıyrılıp Lizbon'a (https://gezimanya.com/portekiz/lizbon) gidiyor. Yaşadığı maceralar sırasında izleyicileri heyecanlandırırken aynı zamanda Lizbon’u tüm güzellikleri ile seyircilere sunan öğretmen, adeta izleyicilerde Lizbon’a gitme isteği uyandırıyor. Lizbon'u trenle seyahat etme hevesi yaratacak bu film, şehrin ikon filmi olarak bilinmektedir.

Chung Hing Sam Lam – Wong Kar-Wai (1995)

Çin'in (https://gezimanya.com/cin-halk-cumhuriyeti) güney kıyısında bulunan ve Çin ile İngiliz yaşam tarzlarının karışımını sunan şehir hayatıyla Hong Kong, Uzakdoğu şehirleri arasında biraz daha farklı kalıyor. Hiçbir ortak özelliğe sahip olmayan milyonlarca insanın bir arada yaşadığı Hong Kong, adeta bir kültür şehri haline gelmiştir. Her gün farklı kültürden insanlarla tanışma fırsatının bulunduğu bu şehir, oldukça karmaşık bir günlük hayata sahip. Hong Kong’un simgesi haline gelen Chung Hing Sam Lam filminin daha çok “Hong Kong Ekspresi” ismi ile biliniyor. İki polisin sevgilileri tarafından terk edildikten sonra hayatlarının kesişmesi ve beyaz bir sayfa açarak yeni maceralara atılmasını konu alan film, dünya çapında ilgi görmüş bir filmdir.

Casablanca - Michael Curtiz (1946)

Kazablanka şehri Fas'ın (https://gezimanya.com/fas)batısında bulunuyor. Atlas Okyanusuna kıyısı bulunan bir liman şehri olmasının yanı sıra Hollywood klasikleri arasına girmeyi başarmış bir filme isim sahipliği yapıyor. Romantik film türünün atası sayılabilecek Kazablanka filmi, adını aldığı Kazablanka şehrinin tarihi ve romantik yapısını seyircilerine muazzam bir şekilde yansıtıyor. 2. Dünya Savaşı’nda, dönemin eli kanlı diktatörü Adolf Hitler’den kaçan Avrupalıları ve bu mülteciler arasında olan başkarakterler arasında böylesine sıkıntılı bir ortamda geçen aşk hikâyesini anlatan film, 1943 yılında en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi senaryo dallarında Oscar aldı. Bunların haricinde 1989 senesinde ABD Kongre Kütüphanesinden ve 2002 senesinde ABD Film Enstitüsü tarafından ödüle layık görülen film “Tüm zamanların en iyi aşk filmi” seçildi.

Bükreş'in Doğuşu - Corneliu Porumboiu (2006)

Romen yönetmen Corneliu Porumboiu’un yönetmenliğini yaptığı Bükreş’in Doğuşu, Bükreş (https://gezimanya.com/romanya/bukres) tarihini muazzam bir şekilde anlatan başyapıtlar arasında yer alıyor. 2006 yılında çekilen bu film, yönetmenin ilk yapımıdır. Farklı bir tarza sahip olan film, konusunu bir televizyon programı parodisi ile anlatıyor. Birbirinden çok farklı karakterlere sahip üç adamın bir televizyon programına sunuculuk yapması ve bu sunuculukları sırasında farklı bakış açıları ile tarihi olayların nedenlerini ve sonuçlarını sorguladıkları benzersiz bir yapıt olan Bükreş’in Doğuşu, Bükreş için en ikonik film olduğu söylenebilir.