6 Saatte Buda'yı Keşfetmek

Suşehri denince aklıma hep Sivas gelirdi. Ta ki Budapeşte'nin Buda yakasına gidene kadar. Yalnız ufak bir fark var: Burası Suşehri değil, Su Şehri. Budapeşte'nin en yeşil, en huzur dolu yakası olan Buda için yaklaşık altı saat ayırabildim. Vakit çok kısa ama, Tuna'nın Buda yakası beni çok heyecanlandırıyor. Zincir Köprüsü'nden on altı numaralı otobüse atladım ve tepelere doğru yol almaya başladım. Yukarı çıktıkça hareketlilik artıyor. Belli ki bir şeyler var orada. Artık yeter deyip iniyorum Donati Utca Durağı'nda. İndiğim yer adeta bir stüdyo gibi. Herkes yarışırcasına poz veriyor. 

1

Meydana doğru ilerliyorum. Yine karşımda bir sanat eseri...

Matthias Kilisesi

Kilise görmekten bıkmadın mı, diye kendi kendime soruyorum; fakat bu kilisede başka bir şey var, onu da hissedebiliyorum. Kilisenin tarihini yabancı bir kaynaktan üstünkörü okuyorum. Gözüme ilk  çarpan şey:  "Ottoman Turks". Hatta ayrı bir başlık dahi atılmış: "The Turkish Occupation: Mosque from Church". Hislerimin karşılıksız olmadığını anlamıştım zaten. Bu kilisede bir şey var.  Kilisenin gerçekten köklü bir geçmişi var.

1015 yılında Macar Kralı Aziz Stephen tarafından yaptırılan kilise, 1241 yılında gerçekleşen Moğol saldırıları sonucu yerle bir olmuş. 13. yüzyılın sonları ve 14. yüzyılın başlarında ise, ülkenin başına geçen ve Macaristan Krallığı’na altın çağını yaşatan Kral Matthias tarafından baştan yaptırılmış.  Bu arada önemli bir noktaya değinmek gerekiyor, kilise 19. yüzyıla kadar Meryem Ana Kilisesi olarak anılmış.

1541 senesinde Buda'nın Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilmesinin ardından Meryem Ana Kilisesi camiye çevrilmiş.  1686 yılında Budapeşte'nin kaybedilmesi sonucunda  barok tarzda tekrar restore edilmiş. 1896 yılında ise kilise son halini almış. Mimar Frigyes Schulek, kaybolan gotik unsurları tekrar ortaya çıkarmış ve kiliseye hayranlık uyandıran son halini vermiştir. Kiliseye giriş fiyatları yetişkinler için 1500, öğrenciler için ise 1000 HUF.

Yine aynı meydanda barok tarzda yapılmış Trinity Anıtı yer alıyor. 1691 yılında yayılan bir veba sonucu hayatını kaybedenlerin anısına yapılmış. Yine Buda tarafında görülmeye değer yapılardan bir tanesi.

Balıkçılar Tabyası

Az ileride meşhur Balıkçılar Tabyası'nı görüyorum. Matthias Kilisesi'ne son halini veren Mimar Frigyes Schulek'in müthiş yapıtlarından bir tane daha. Bu yapı yedi adet kuleden oluşuyor. Birçok yapıda olduğu gibi burada da sayılara anlam yüklenmiş. Yedi kule, ülkeyi kuran yedi adet kavmi temsil ediyor. Şunu söylemeliyim ki,  Balıkçılar Tabyası'ndan Peşte'nin muhteşem manzarasını seyretmezseniz geziniz boşa gitmiş demektir. Balıkçılar Tabyası'na giriş yetişkinler için 1000, öğrenciler için ise 500 HUF.

Gellert Tepesi

Balıkçılar Tabyası'nın ardından Gellert Tepesi'ne gitmek üzere yola çıkıyorum.  Türklerin Gürz Elyas olarak adlandırdığı Gellert Tepesi, 235 metre yüksekliğe sahip ve Tuna Nehri'ne bakıyor. Burada şehri panaromik olarak seyretme fırsatı bulabilirsiniz. Ayrıca tepe, Unesco Dünya Mirasları Listesi'nde yer alıyor. Gellert Tepesi'nde, 1851 yılında Avustralyalılar tarafından inşa edilmiş bir kale de bulunuyor.  Tuna  Nehri'ni ve rengarenk evleri izleyerek aşağı doğru iniyorum. Buda yakası fazlasıyla yeşil  ve huzur dolu. Manzara ise enfes.

Birazcık photoshoptan kimse ölmemiş :)

Herkes gibi ben de büyüleyici manzarayı arkama alıp fotoğraf çekme telaşındayım. Bu sırada yaşlı bir teyze yanıma gelerek benden yanındaki arkadaşıyla birlikte fotoğrafını çekmemi istedi. Fotoğrafı çektikten sonra nereli olduğumu sordular. Türk olduğumu söyleyince "Perfecto, İstanbulte, Warte"... Aksanlarından İtalyan olduklarını anlamak zor olmadı. İkisi de hararetli bir şekilde bir şeyler anlatmaya başladılar; ama yüzde on İngilizce, yüzde doksan İtalyanca. Haliyle onları anlamakta güçlük çektim. Sonra telaşlarının sebebini anladım. Bana on dakikadır anlatmaya çalıştıkları şey, bu iki tatlı teyzenin İstanbul'a gitmek istedikleri fakat sözde savaştan dolayı gidemedikleri. Onlara savaşın 1453 yılında bittiğini söyleyince uzun bir sessizlik oldu ve ardından utangaç bir kahkaha... Onlara ülkemizin güvenilir olduğunu ve bir çekinceleri olmaması gerektiğini anlattım ve oradan ayrıldım.

Ülkeme turist kazandırmış olmanın verdiği gururla aşağı doğru inmeye devam ediyorum. Arkamda sürekli beni takip eden birisi var. Uzun bir süredir ensemde. Hafif bir durup arkama baktığımda biraz daha yanaştı. Derdi fotoğraf çekilmekmiş. Onu kıramıyorum. Fotoğrafını çektikten sonra yoluna devam ediyor.

Peşte tarafında kalacağım otele doğru yürümeye devam ediyorum. Kilometrelerce yürümeme rağmen, Buda'nın güzelliğinden olsa gerek, yorgunluğumu hissetmiyorum.

Zincir Köprüsü'nü geçtikten hemen sonra bir kalabalık görüyorum. Kalabalık görünce dayanamayıp olay yerine intikal eden sıradan bir Türk gibi, ben de mevzunun olduğu yere doğru yol alıyorum. Kalabalık içerisinde bardakla müzik yapan bir abi beliriyor. Adeta Mozart'tan kesitler sunuyor. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan bir saatten fazla kalmışım orada.

Budapeşte'de sokak sanatçıları o kadar güzel müzik yapıyorlar ki onları dinlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Budapeşte'de sıkılma şansınız düşük, ama yine de sıkılırsanız çıkın sokağa ve sokak sanatçılarına kulak verin. Burada uzun bir süre bekledikten sonra bir şeyler yemek için yol aldığımda, Tuna Nehri'nin hemen kenarında müzik yapan bir baba oğul görüyor ve istemsiz olarak duruyorum. Aralarındaki müthiş uyum görülmeye değer.

Tekne Turu

Sırada, tekne turlarının en efsanesi. Budapeşte'ye geldiyseniz, gece tekne turu yapmadan dönmemelisiniz. Tuna Nehri'nden, Parlamento Binası'nın ışıklandırılmış halini görmek gerçekten paha biçilmez. Saat 21.00 ve 22.00 tekne turu için en ideal zaman. Tekne turunun kişi başı fiyatı 9 euro. Her ne kadar çektiğim fotoğraf manzaranın güzelliğini yansıtmasa da siz dediklerime kulak verin.

Altı saat gibi kısa bir zamanda bu kadar yeri gezmek çok yorucu olsa da, güzel anılarla Buda gezimi tamamlıyorum.