90'larda Kalmış Hep: Gaziantep

Gaziantep, aklımı başıma aldığım yıllardan sonra, hayalimde, gezip görülesi yerlerin başında geldi her daim. Kebapları, baharatları, baklavaları ve kadim zamandan kalma yapıtları ile gönlümün Doğu'suna en çok onu yakıştırıyordum. Di'li geçmiş zaman kullanıyorum çünkü, öyle olmadığını vurgulamak istiyorum. Davulun sesi uzaktan hoş gelir mi derler ya da dışı seni yakar, içi beni mi derler artık siz karar verin... Hani yazıcı, "Hayallerine ulaşmak kadar, hayal kırıcı bir şey yoktur." demiş ya. Çok haklı.

Yazımızın en başında, yiğidi öldürelim ama hakkını da yemeyelim. Şehrin kebapları, baharatları ve baklavasına diyecek yok. Açıkçası her gün de kebap ya da baklava yenemez herhalde.

Gaziantep Havaalanı'na iner inmez, Aralık ayının son günleri olmasına rağmen, güneşin ışığı, sıcaklığı ve rengini içimizi ısıtıyordu. Antep semalarında boy gösteren güneş, içimizi ısıtmakla kalmıyor aynı zamanda bizi, şehrin çok güzel bir yer olduğuna da ikna ediyordu. Tatilimizin sonunda, seyahatimizin hayal kırıklıklarıyla dolu olacağını bilemezdik... Derken, kalacağımız yere yerleştik ve hemen keşf-i şehre çıktık. Uzunca bir yürüyüşten sonra, gözümüze kestirdiğimiz ilk restorana girdik. Yediğimiz Beyti Kebabı muhteşemdi. O tadı unutamayacağım sanırım.

Gaziantep'e gelip kebap yemeden, beyti yemeden olmaz.

Ertesi gün, kahvaltı yapmak için dışarı çıkmamızla, hayal kırıklıklarımıza doğru adım atmamız bir oldu. Saatlerce dolaşmamıza rağmen, bir tek kahvaltı edebilecek yer bulamadık. Köy kahvaltısından vazgeçtik; yumurta, melemen, börek hiçbir şey yok. Onlarca kişiye sormamıza rağmen, aldığımız en iyi tavsiye ve bilgilendirildiğimiz üzere, Gaziantep'te sabahları Ciğer Çorbası'nın içilmiş olması, ayrı bir üzüntüydü bizim için. Zor bela bulup girdiğimiz bir pastanede, poğaça işi yiyeceklere adeta saldırdık, diyebilirim.

Kahvaltı faslının yaşattığı hayal kırıklığından sonra, küçük çaptaki araştırmalarımızdan öğrendiğimiz bilgiler ışığında, Gaziantep'in meşhur çarşılarını gezmeye karar verdik. Yarım saatlik bir yürüyüşten sonra, Bakırcılar Çarşısı ve Zincirli Bedesten Çarşısı'na geldik. Çarşıların, İstanbul'daki Kapalı Çarşı'dan pek bir farkı olmasa da daha uygun hediyelikler bulabildik ve tabi ki Antep'le simgeleşen o eşsiz tazelikte Antep Fıstıkları'nı da unutmamak gerek. Kilolarca aldık. Bir kısmını da aşırıp yedik.

Şehre gelmemiş insanların bile bildiği en önemli yer, İmam Çağdaş'tır sanırım. Burada yiyeceğiniz baklavanın eşi benzerini, yeryüzünde başka bir yerde daha bulamaz, göremez, yiyemezsiniz. Sıcacık, süt kokusuna bezenmiş baklava içindeki fıstıkların bile bu yeryüzüne ait olmadığını sanırsınız. Mekan girişinde bulunan masanın üzeri her zaman farklı şehirlerden verilen sipariş kutularla dolu oluyor. Sanatçıların da buradan sipariş verdirdiğini, kutu üzerinde yazılı olan isimlerinden anladık.

İmam Çağdaş'a mutlaka uğrayın.

Hem çarşıların girişinde olması hem de eşsiz tadı nedeniyle, bu mekana Antep'e turist olarak giden herkesin uğraması gerekiyor. Gerekmiyor hatta farz oluyor.

Antep merkezinde yer alan, tarafımızda en önemli iki şey; Antep Kalesi ve meydanın yukarısında doğru uzanan yolun başında yer alan Migros, Tekzen gibi büyük firmaların bulunduğu küçük AVM. Burada aradığınız şeyleri, bir nebze de olsa bulabiliyorsunuz. Ola ki sinemaya gitmek istediniz ya da büyük çapta bir alışverişe çıkmak isterseniz de, neredeyse şehrin dışına konumlandırılan M1 Alışveriş Merkezi'ni tercih edebilirsiniz. Hem büyük bir yer hem de dünyada olduğunuzu hissettirecek tek yer diyebiliriz Gaziantep sınırları içerisinde.

Tüm bunların dışında, Antep'in camileri ilgimi çeken detaylar arasında. Her cai farklı mimaride ve ayrı bir moderniteyi temsil ediyor. İstanbul'un en lüks yerlerinde bile göremeyeceğimiz camiler burada toplanmış durumda. Hepsini tek tek çekip burada sergilemek isterdim ki maalesef bu mümkün değil.

Burada dikkatimizi çeken en önemli şey de, sokakta bayan nüfusunun çok az oluşuydu. Hatta hiç yok da diyebiliriz. İnsanların yürüyüşleri, kıyafet tarzları, duruşları, saç şekillerinin verdiği hava, 90'lı yıllardan kalmaydı. Şehirde farklı bir koku vardı. Koku derken, mecazi anlamda, garip bir hava barındırıyordu. Küf kokusuyla karışık, eski bir hava. anlatılamaz sanırım.

Antep'teki nadir güzelliklerden biri de Zeugma Müzesi'ydi. İyi ki yapmış belediye bu müzeyi buraya. Yoksa biz ne yapardık? Düşünmek bile istemiyorum. Tabi, latife bir yana... Zeugma'da sergilenen eserler çok etkileyiciydi. Çingene Kızı, Hayallerimin Adamı Poseidon ve daha bir çok Kral ve Kraliçeler, Prens ve Prensesler, minicik taş dizimleriyle hayat buluyordu. Karanlık her zaman gizem taşıyordu. Müzede de bu çok iyi yansıtılıyordu.

Seyahatimizin son gününde kaçar gibi terk ettiğimiz şehirden aklımda kalanlar bunlar. Eğer siz de gidip, "Ben kendim keşfedeceğim arkadaş!" derseniz, naçizane not almanızı öneririz.

 İmam Çağdaş Baklavaları.

Antep'te Mutlaka:

* Antep Kalesi'ni gören bir yerde konaklayın. Görebileceğiniz en iyi manzara bu sanırım.* Bakırcılar ve Zincirli Bedesten çarşılarına uğrayıp hediyelik alın.
* Farklı yerlerden Antep Fıstığı satın alın. En tazesini keşfedin.
* İmam Çağdaş'ın baklavalarını deneyin ve yanınızda da götürün.
* Şehrin merkezi yerlerini yürüyerek gezin.
* Elbette Zeugma Müzesi'ne uğrayın.
* M1 Alışveriş Merkezi görmeniz gereken yerler arasında.
* Kebap, lahmacun, içli köftenin tadına bakın.* Anneniz için baharat sosları almayı unutmayın.

Etiketler