Adım Adım Budapeşte

Macaristan'a ilk adım attığım yer başkent Budapeşte, Berlin'den sonra Orta Avrupa'nın en büyük şehri. Tuna Nehri'nin batı yakası "Buda", doğu yakası ise "Peşte" diye adlandırılıyor. Uçakla yaklaşık 1 saat 30 dakika süren yolculukla yerel saate göre 30 dakikada ulaşmış oluyorsunuz. Çünkü saat İstanbul'da 13.00 iken, Macaristan'da 12.00.

Debrecen üzerinden Budapeşte'ye gelirken kullandığım yol: Budapeşte Tren Garı

Denemek için dahi olsa tren hattını kullanmalısınız. Manzara ve yollar çok güzel…

Osmanlı Devleti 160 yıl hâkimiyeti altında tutuyor bu şehri, fakat 1686'da elden çıkartmak zorunda kalıyor. Evliya Çelebi, seyahatnamesinde; Buda’da 25 cami, 47 mescit, 12 medrese, 16 mektep, 2 hamam, 8 kaplıca, 9 han, 1 saat kulesi ve 1 bedesten bulunduğunu bildirmekte fakat bunların ne yazık ki çoğu günümüzde ayakta değil.

Bu ülkede hatırı sayılır bir süre geçirdim ve Budapeşte bana hep İstanbul'u anımsatmıştır. Bunda en büyük etken köprüler ve Tuna Nehri sanırım.

Otele yerleşme işlemi bittikten sonra sıra gezmeye ve şehri keşfetmeye geliyor. Benim tavsiyem yürüyerek keşfetmek ya da diğer alternatif "Hop On Hop Off" şehir turları. Şehir turlarında kullanılan otobüslerden beğendiğiniz yerde inip bir sonraki otobüse binebilirsiniz. Bu turları alırken pazarlık yaparak Tuna üzerinde tekne turu da ekleyebilirsiniz. Belirttiğim linkten durakları ve gezilecek rotayı da ücretsiz çıkarma imkânınız var: tıklayın        

Kalmış olduğum otel bu sokaktaydı. Tam karşımdaki yapı: Aziz István Katedrali

Tüm ihtişamıyla göz kırpıyor

Budapeşte'nin dünyanın en iyi aydınlatılan şehirlerinden biri olduğuna birçok kaynakta değiniliyor. Bu kesinlikle doğru. Şehri gece keşfetmek daha cazip ve yapılar daha ihtişamlı görünüyor.


Széchenyi Zincirli Köprü

Széchenyi Zincirli Köprü: 1839 yılında yapılmış. 2. Dünya Savaşı'nda zarar görmüş ve onarılarak tekrar kullanıma açılmış. Her iki girişte de aslan heykelleri mevcut. Gece ayrı bir güzel ve üzerinde yürüyüş yolu mevcut.

Ertesi sabah, gece her ne kadar gürültüden uyuyamasam da şehri gezmeye devam ettim. Bulduğum otel şehrin göbeğinde fakat bu kimi dezavantajları da yanında getiriyor (gürültü gibi). Budapeşte gece hayatı hem renkli hem de çok canlı…

Gellért Tepesi: 1046 yılında Macaristan Krallığı'nda bir isyan meydana geliyor, adı "Vata Pagan Ayaklanması". Başarıya ulaşan ayaklanma sonrasında İtalyan Piskopos Gerardo öldürülüyor. Öldürüldüğü tepeye de Gellért Tepesi adı veriliyor. Barış Tepesi olarak isimlendirildiğini de duydum fakat aşağıdaki görüntü barışa bir o kadar ters duruyor.


Gellért Tepesi ve Bataryalar


Opera Binası girişi

Opera Binası, 1884 yılında açılmış ve 1200 kişilik kapasiteye sahip. Dilerseniz ücret karşılığında içeriyi gezebiliyorsunuz ya da giriş kısmından hediyelik eşyalar alabilirsiniz.

Bu yol boyunca yürüdüğünüzde sanki Ortaçağ zamanına gidip kısa süre de olsa o yıllardaymışsınız hissine kapılıyorsunuz. Mimari yapı, sokakların düzeni çok iyi korunmuş. Bu şehrin büyük savaşlar atlattığına inanmak istemiyorsunuz.


Kahramanlar Meydanı

Komutan Hunyadı Janoş, Osmanlı Devleti'ne karşı bir savunma savaşı verir ve çeşitli nedenlerden dolayı kuşatmayı kaldırmak zorunda kalan Osmanlı çekilir. Haçlılar o zamanlar kuvvetli bir güç olan Osmanlı'ya karşı büyük bir zafer olarak kabul eder. Papa, o zaferden sonra tüm ülkede saat 12.00'de çanların çalmasını emreder. Osmanlı'nın Avrupa'ya girişini yarım asır geciktiren bu savunma zaferinden sonra, çanlar günümüzde de hala Türkler için çalar.

Meydanda bunun haricinde, Avusturya Macaristan İmparatorluğu'na karşı ayaklanarak daha sonra Osmanlı'ya sığınan isyancıların da heykelleri var ve bugün bu kişiler de Macaristan'da “Kahraman” olarak anılıyor.

Meydanın en hüzünlü hikâyesi, 1956 yılında Ruslara karşı ayaklandığı için 2 gün içinde öldürülen 17 bin Macar gencine ait. Rus işgaline karşı halkın direncini kırmayı amaçlayan Rus ordusu; tüm evlerden topladığı 17 bin genci iki gün içinde öldürerek amacına ulaşır. Bu olay sadece Avrupa'nın değil, dünyanın en kanlı katliamlarından biri olarak tarihin sayfalarına yazılır. (alıntıdır)

Kulaklığı taktığınızda savaşlarla, dolayısıyla Türkler ile ilgili çok şey anlatılıyor. Dil seçeneklerine baktığınızda birçok seçenek mevcut ama Türkçeye yer bile verilmiyor. Bu da işin garip tarafı…

Kahramanlar Meydanı'nın yakınında bulunan bu kafede oturup bir şeyler içebilir; koşturan, fotoğraf çektiren ve gülümseyen insanları izleyebilirsiniz. Kafe dediğime bakmayın içeride kütüphane mevcut.


Kuş bakışı köprüler

Bol bol yürürseniz, şehir de size o bollukta nimetlerini sunuyor. Her taraf ayrı güzellikte...


2. Dünya Savaşı Yahudi Soykırımı Anıtı

Yürüyüş bittikten sonra tekne turunu ayarlamak için hesaplar yaptım. Amacım; şehri hem gündüz hem de gece görmekti. Saati ayarlayıp limanda bekledim ve hesapladığım gibi güzel görüntüler yakaladım.


Akşamın ilk saatlerinde Parlamento Binası'nın görüntüsü harika…


Parlamento Binası

Tekne turu bitiminde yemek molasının ardından tekrar akşam yürüyüşlerine devam… Bu şehirde 7/24 ayakta kalabilir ve uykuya yenik düşmediğiniz takdirde yapacak bir şeyler bulabilirsiniz.

Benden bir tavsiye de şu: Bisiklet kiralayıp şehri bisikletle gezin. İstanbul'da alışık olduğumuz bisiklet yolu çilesi burada yok ve uzunca bisiklet yolu mevcut. Gerek yayalar gerek taşıtlar bisikletlilere saygılı. Büyük Macaristan Ovası'na gelip bisiklete binmekte ayrı bir keyif doğrusu : )

Memlekete döneceğim gün bir “festival-sergi”ye denk geldim. Yöresel ürünler ve bol bol lavanta ile yapılmış mamuller vardı.


Bu tatlılar her yerde karşınıza çıkabilir ve çok lezzetli

Bunca fotoğraftan sonra göbekli ile de bir fotoğrafım olsun değil mi?

Veda vakti geldi. Uzun uzadıya gezmeye çalıştığım bu ülkeye bir daha gelebilecek miyim bakalım...

Gezdiğim yerlerin listesi, bahsettiğim şehir turu internet adresinde var (http://www.citytour.hu/en/index.html). Uzun uzadıya bilgi vermektense oradan yararlanabileceğinizi düşündüm.

Etiketler