Adım Adım Roma

Herkese merhabalar, 2014’ün son günlerini geçirdiğim İtalya’nın Roma şehrini ve Roma ile ilgili gezi notlarımı size aktarmaya çalışacağım.

Roma, 2 milyon 700 bin küsur nüfusuyla Akdeniz ve Avrupa ülkesi İtalya’nın başkentliğini yapmaktadır. Ayrıca Vatikan ülkesi de Roma sınırları içerisinde bulunmaktadır. 29,30,31 Aralık 2014’de üç gün boyunca hiç bir şehir içi ulaşım sistemini kullanmadan "Adım Adım Roma" gezimi gerçekleştirdim. Bu seyahatim sayesinde "All roads lead to Rome" sözünün ne anlama geldiğini daha iyi anladım; Roma büyüleyici, hayran bırakıcı bir etkiye sahip. Sokaklarda yürürken karşınıza her an bir tarihi yapıt, müze, sanat galerisi, kilise ya da bazilika çıkabilir. Şehirde bir çok bazilika ve kilise olmasına rağmen her birinin mimarisi ve sahip olduğu değer birbirinden eşsiz. Herhangi bir kiliseye girdiğinizde, en az yarım saatinizi orayı incelemek ve gözlemlemekle geçireceğinizi söyleyebilirim. Eğer ki tarihe, sanata ve mimariye karşı ilginiz varsa Roma sizi baştan çıkarabilir. Hemen hemen her şehrin kendine has bir teması ya da başarılı bir yanı vardır; Sanat, moda, mimari… Roma şehri bunların hepsine başarılı bir şekilde ev sahipliği yapıyor, işte bu yüzden size tavsiyem bu şehirde en az üç gününüzü geçirmeniz ve her anınızı doyası yaşamanızdır. Roma’da pizza ve makarna yemek için birçok restoran bulabilirsiniz, benim size tavsiyem sokaklarda bulunan küçük "pizzeria"lar (pizzacı).

29 Aralık günü sabah saat 9.00 civarında Roma Ciampino Havaalanı'ndan 4 Euro karşılığında servis otobüsüyle (shuttle bus) şehir merkezine Roma Termini (Roma Tren İstasyonu) civarına geldikten sonra, hemen hostelimi buldum, eşyalarımı bıraktım ve üç gün sürecek Roma macerama başladım.

İlk gün kolezyumu, roma forumu ve civarındaki yerleri gezmeye karar verdim. Kolezyum, Roma’nın sembolü haline gelmiş bir baş yapıttır diyebiliriz. 55 bin kişi kapasiteli ve 80 arc girişi olan, gladyatör mücadelelerine, hayvan güreşlerine ve idamlara şahitlik yapmış bir amfi tiyatro.

Kolezyumun hemen yanında Roma forumu bulunmaktadır. Eğer ki ülkemizdeki Afrodisias ya da Efes gibi antik kentleri ziyaret ettiyseniz, Roma forumunu da tanımakta güçlük çekmeyeceksiniz.

Geniş bir alana yayılan Roma forumu, Antik Roma’nın şehir ve ticaret merkezi konumundaymış. Daha sonra parklar, küçük tarihi kalıntılar ve Roma’nın güzel caddeleriyle birinci günümü hostelime geçerek tamamladım. Bir hostel klasiği olan arkadaşlıkları ve sıcak ilişkileri bu hostel’de de daha ilk geceden yakaladım.

30 Aralık günü kahvaltının ardından hostelime çok yakın olan “Repubblica Piazza” (Cumhuriyet Meydanı) ile ikinci günüme başladım. Bu meydanda T.C. Büyükelçiliği Turizm Müşavirliği'nin Türkiye tanıtım ofisi bulunmakta. Gördüğümde çok şaşırdım ve gururlandım. Ardından meydanın öbür yakasında bulunan Santa Maria Bazilikası'na girdim. Tipik bir bazilikanın 3 nef’i ve haç şekli, bu bazilikayla insanın görsel hafızasında daha da netleşiyor. Buranın ardından sırasıyla “barberini” meydanı, İspanya Meydanı ve İspanyol Merdivenleri, “popolo” meydanını gezdim. Popolo Meydanı çok büyük ve etkileyici, görmenizi kesinlikle tavsiye ederim. Etrafında kiliseler hemen üst tarafında ise çok geniş yeşil alanlar var, ayrıca Popolo Meydanı'nın üstünden güzel manzara fotoğrafları çekebileceğinizi söyleyebilirim. İspanyol Merdivenleri'nden söz edecek olursak, her fotoğrafta gördüğünüz gibi yine çok canlı ve cıvıl cıvıldı. Merdivenlerin verdiği fiziksel olanağın da etkisiyle “selfie” çılgınlığı burada da hat safhada.

Merdivenlerin önünde “Barcaccia” adlı sandal şeklinde bir çeşme var. Merdivenlerin hemen üzerinde bulunan Fransız kilisesi “Trinita del Monti” şu an restorasyonda olsa da İspanyol Merdivenleri ile beraber ziyaretçilerini bekliyor. Ayrıca bu bölgede ve civar caddelerde çok ünlü markanın mağazası bulunmakta. Yakındaki “fontana di tirevi” (aşk çeşmesi) restorasyonda olduğu için bize yüzünü göstermedi, malum parayı çeşmeye atamadık, sağlık olsun dedik ve devam ettik.

Haritamıza sürekli bakıp yer yer sokak müzisyenlerinin yanlarından geçerek biraz caddelerde yürürken; “piazza colonna”, ”palazzo chigi” gibi meydan ve sarayların önünden geçerek “Pantheon”a ulaştık. Bu yapıt ilk olarak Roma tanrıları için bir tapınak olarak inşa edilmiş, daha sonra kilise olarak kullanılmaya başlanmış Roma’nın önemli yapıtları arasında, ayrıca Roma’nın en eski beton kubbesine de sahip. Yapının içi de gerçekten etkileyici bir güzelliğe sahip, görmeden dönmeyin diyebilirim. Buradan yakın olan “piazza navona”ya geçiyoruz. Bu meydan ilk başta sporcular için stadyum olarak inşa edilmiş, şehrin tam göbeğinde ve çok hareketli.

Meydan üzerinde birkaç tane çeşme, kafeler, resim satıcıları ve bana denk gelen küçük konserler var. Ayrıca şunu da söylemeliyim ki yine bu meydanda T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yürütülen “Turkey Home” tanıtım projesinin bir örneği sergileniyor. Home of İstanbul reklamımız meydanda göz kamaştırıyor. Buradan “Vittorio Emanuele II” adlı anıta geçtim. Bana göre Kolezyum’dan sonra Roma’nın en önemli ve belki de en güzel anıtı. Beyaz mermer ve “corinthian” sütunlarla inşa edilmiş. Bu yapıtın beni çok cezbetmesinin bir nedeni de belirli bir ücret karşılığında asansörle çıkılan çatısıdır herhalde. Ben hava karardıktan sonra çıkabildim ancak gördüğüm manzara karşısında gerçekten büyülendim.

Roma, Vatikan, Kolezyum… Nereyi isterseniz görebilirsiniz, kafanızı nereye çevirseniz sizi bir şey alıkoyuyor. Şunu söylemeliyim ki Vittorio Emanuele II anıtının üzerine çıkmadan Roma’dan ayrılmamalısınız. Ayrıca anıtın içinde biri ücretsiz biri ücretli iki müze bulunmaktadır. Böylece ikinci günümü de önemli yer ve başlıklarıyla size aktarmış oldum.

31 Aralık, Roma şehrindeki son günüme “Campo di Fiori” ile başladım. Buranın 1400’lü yıllara kadar çiçek tarlası olduğu ve isminin de buradan geldiği sanılıyor. Ayrıca Roma’da üzerinde kilise bulunmayan tek meydan burasıymış. Meydan diğerlerine göre küçük fakat beni buraya çeken her sabah kurulan meyve sebze pazarıydı.

Pazar’da bize biraz yabancı olan sebzeler, İtalya’nın kendine has peynirleri, “limoncello” denilen İtalya’ya has likör bulabilirsiniz.

Önceden bu meydan da idamlar da yapılırmış. Meydanın ortasında heykeli bulunan Giordano Bruno da burada idam edilmiş bir felsefeciymiş. Pazarda taze bir portakal suyu molasının ardından Roma’daki son günümüzü kapsayacak Vatikan’a doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım. Tiber Nehri'nin üzerinde bulunan tarihi köprülerden birinin üzerinden geçerek Vatikan’a vardım. Şans odur ki Papa’nın ayini nedeniyle St. Pietro Bazilikası'na giremedim. Hristiyan dünyasının en büyük bazilikası olarak biliniyor. 1600’lü yıllarda Bernini tarafından tasarlanan, 284 sütunla çevrili, dünyanın en küçük ülkesi olan Vatika’nın sembollerinden ve Papa’nın halka seslendiği yer olan St. Pietro Meydanı'nda biraz vakit geçirdikten sonra Vatikan Müzesi'ne devam ettim.

Vatikan Müzesi'nde gişe kuyruğu bekledikten sonra nihayet içeri girebildim. Tarihe ilgili olan herkesin kesinlikle görmesi gereken bir yer olan bu müze, içerisinde bir çok farklı bölüm barındırıyor. Sadece bu müze bile biraz detaycılıkla bir gün de kesinlikle gezilemez. İçerisinde 70 binden fazla eser bulunmakta ve Michelangelo’nun ünlü eseri “Capella Sistina” (Sistine Şapeli) burada yer almakta. Şapelde dünyanın en önemli sanat eserlerini görebilirsiniz ayrıca İncil’de geçen sahneler betimleniyor. Tavanın tam ortasında Yaratılış isimli, Ademin Yaratılışı ve Tanrı resmi var. Şapel içinde resim ve video kaydı yasak. Çok kısa sürede elimden geldiğince her yerini gezmeye çalıştığım ama başaramadığım bu müzeden ayrılıp “Sant Angelo” kalesine doğru yola koyuldum.  M.S. 130’larda inşa edilen bu kale Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultanın da esir düştüğü bir kaledir.

Kale, Papa Evi ve hapishane olarak da kullanılmış ayrıca kaleden Vatikan’a giden bir geçit bulunmaktadır. Bu kalenin üzerinden de Vatikan’ın manzarasını ve Tiber Nehri'ni seyredebilirsiniz. Böylece Roma şehrindeki üçüncü ve son günümü de paylaşmış oldum. Tüm Roma seyahatim boyunca Roma’nın toplamda yüzde 60-70 kadarını gezebildim çünkü çok büyük bir şehir.

Roma’ya gelin, 3 gün boyunca sokaklarında kaybolun, sokak aralarında bulunan pizzacılardan dilim pizzalar alın, meydanlarında oturup bir şeyler için ve insanları, hayatın akışını izleyin.

                                                                                                                          
Teşekkürler,Ziya Alparslan

Ziya Alparslan

Yazar Hakkında

Ziya Alparslan

Seyahati, araştırmayı, kendini geliştirmeyi, insanlarla tanışmayı, yeni kültüler tanımayı, farklı düşünce tarzlarını öğrenmeyi, insanları, barışı, doğayı seven bir dünya vatandaşıyım.