​Afrika'nın En Büyük Şehri Kahire'ye Yolculuk

Bugün Kızıldeniz'i soluma aldım ve kuzeye doğru, Afrika Kıtası'nın en büyük şehri Kahire'ye yola düştüm. Öncelikle gezimin bundan sonraki bölümünü ekonomik yapma niyetindeyim ve bu yüzden mümkün olduğunca Mısır halkı gibi yaşamaya gayret edeceğim. Çünkü bilmediğiniz bir ülkeyi ve halkını kısa sürede tanımak istiyorsanız, dillerini bilmeseniz de onlar gibi yaşayın, bu sayede çok çabuk tanırsınız.

Bu düşünce ile terminale gitmek üzere otelden çıktım ve minibüse bindim. Terminale gidip gitmediğini sordum. Şoför "gider" anlamında kafa salladı ancak buraya gelmeden önce bildiğim başka bir şey var: Şoförler nereyi sorarsanız sorun turistlere “gider” anlamında kafa sallarmış. İşte bana da öyle bir şoför denk geldi ve beni Vatania diye bir yere götürdü.

Minibüste yanımda oturan amca sigara yaktı, ben de sigara antipatimi belli eden bir bakış fırlattım ama sanırım bakış Arapça olmadığından amca sırıtarak cevap verdi bana. Terminali fazlasıyla geçtiğimizi fark ettikten sonra çaktırmamak en iyisi diye düşündüm. Gideceğimiz yerde mutlaka bir terminal vardı. Öyle de oldu. Ben oradaki terminali bulup Kahire otobüsümü beklemeye başladım. Şarm El Şeyh’ten Kahire arası 500 km’lik bir yol. Kahire otobüsüne bilet aldığımda 40 EP (Mısır Poundu) yani 15 TL idi. Yanlış terminale gelirken kaybettiğim zaman, otobüsün iki saat sonra kalkacak olması ve önümdeki altı saatlik yolculuğu düşündüğümde bugünümü yolda harcadığım anlamına geliyordu. Ama dediğim gibi bu ülkeyi tatmaya geldim ben ve bu yolculuk da onun bir parçası.

Aslında Mısır’da kaybolmanız mümkün değil. Çünkü sağ tarafınız olduğu gibi çöl. Sol tarafınızda ise Kızıldeniz size sürekli arkadaş. Kızıldeniz ile aramızda yaklaşık 500 metrelik çorak bir arazi var ve ondan sonra hiç el değmemiş kıyılar. Kuzeye giden çöl yolundan başka da bir yol yok zaten. Oldukça düzgün ve geniş yolları var ve bu adamlar yokuş diye bir şeyin farkında değiller, yollar dümdüz. Yolculuk başlar başlamaz telefonuma yüklediğim Arap ve Türk müzikleri karışık olarak çalıyordu. Elimde ise Mısır’ı her yönüyle anlatan Mısır kitabım. Mısır kitabına tam başlamışken ilk parça Cihat Aşkın'ın Minyatürler albümünden “Sarı Gelin”. Cihat Aşkın’ın ağlayan kemanını eğer bu yazıyı okurken siz de fon olarak açarsanız ve ağlarsanız baştan söyleyeyim mesuliyet kabul etmem.

Yol boyu elimdeki Mısır kitaplarına daldım ve Kahire’de gezebileceğim yerlerin tek tek notlarını çıkardım. Ezan saatlerinde otobüsün içinde ezan okunuyor. Fas'ta da alışveriş merkezinde hoparlörden ezanı verdiklerinde garip gelmişti bana. Bunun yanında otobüste birkaç kez anons yapıldı. Herhalde insani bir refleks olsa gerek her seferinde sanki Arapça biliyormuşum gibi kulaklıklarımı çıkarıp anonsu dinledim. Sonra çaktırmadan geri taktım kulaklıklarımı. Ne de olsa otobüsteki hiç kimse benim Arapça bilmediğimi bilmiyor.

Mısır'a gelen arkadaşlarımdan o kadar fazla kötü şey duydum ki insan her şeye tereddütle bakıyor. Çarşısının büyüklüğü, karmaşıklığı ve turistlere karşı kazıklamaya yönelik ustaca faaliyetleri gelmeden önce fazlasıyla dinledim ve acaba yarın "celebiyye" mi giyip çarşıya çıksam diye düşünüyorum. (Celebiyye: Mısır'lı erkeklerin giydiği tek parça ve genellikle beyaz olan entari). Sonra kafamdaki puşi ile yeterince Mısırlılara benziyorum diye de bu fikrimden vazgeçtim.

Bu yolculuk boyunca her meskun mahale girdiğimizde polis kontrol noktaları geçiyoruz. Öyle ki polis kontrol noktalarında demir bariyerleri zikzak biçiminde döşemişler ki bu da araçların zorunlu olarak yavaşlayıp tek sıra geçmesine sebep oluyor. Kahire girişinde bir kez adam akıllı durdurulduk ve kimlik kontrolü yapıldı. Ama otobüsün yarısına yani sıra tam bana geliyordu ki asker otobüsten inip devam etmesi gerektiğini söyledi. İlginç gelen bir şey ise, yolda gördüğümüz kamyonların neredeyse tamamı sol şeritten gidiyor. Nedense arabaları solluyorsunuz ama kamyonları sağlıyorsunuz.

Kahire’ye girdiğimizde İstanbul’dan daha kötü bir trafik ile karşılaştık. Kavşak anlayışı çok fazla yok, olur olmadık yerlerde araçlar U dönüşü yapıyor. Şehir içinde yeşillikler ise İstanbul’dan daha fazla. Burada da trafik kurallarının çok işlemediğini söyleyebiliriz. Örneğin kask takmış motosikletli göremedim. Akşam hava kararırken otobüsten indim ve yolda kitabımdan tespit ettiğim “sırt çantalılar için” önerilen ucuz bir otele yerleştim. Bir gün parası ödedim ve ikinci güne henüz karar vermediğimi belirttim. Kahvaltı dahil gecelik fiyat 120 EP (40 TL). Böyle uygun olma sebeplerinden birisi odamın yaklaşık 10 metrekare olması, tuvalet ve duşun koridorda ortak kullanılması. Tuvalette kitap ya da gazete okuma keyfi olan birisi iseniz bu tür yerler hiç uygun değil. Çünkü birileri her dakika kapıyı çalıyor. Yarın piramitleri görecek olmanın heyecanı var içimde!

 

Etiketler

Ali Yeniay

Yazar Hakkında

Ali Yeniay

"Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?" sorusuna "Gezerek, okuyan ve hatta gezi yazılarını paylaşan" diye cevap veren bir seyyahım ben...