Ailece Barselona Gezisi (2. Bölüm)

Barcelona’da 7. gün Çarşamba (Corte Ingles’te alışveriş) 
Barcelona’da giyim alışverişi için çok seçenek var. İspanyolların meşhur Zara isimli mağazalarına her büyük caddede ve alışveriş merkezinde rastlıyorsunuz. Bizim orada bulunduğumuz vakitler oldukça indirim vardı. Zara’dan uygun fiyata giysiler alabildik.
               
Tax Free sınırı 90 Euro. Tek bir dükkândan 90 Euro tutarında alışveriş yaptığınızda (Tax Free üyeliği varsa) bir Tax Free formu isteyip % 10 civarı paranızı havaalanındaki gişeden tahsil edebiliyorsunuz.


Barselona'da alışveriş

Catalunya Meydanı’nda iki adet Corte Ingles var. Bunlardan bir tanesi Las Ramblas’ın hemen bitiminde sağda ve Küçük Corte Ingles diye isimlendiriliyor. Buradan erkek ve kadın giyim ürünlerine, spor giyim ürünlerine ulaşabilirsiniz. Bu mağazanın karşı sağ çaprazında Büyük Corte Ingles var. Bu mağazanın 3 yerden girişi var ve ana girişi meşhur Passeig de Gracia Caddesi’nin karşısında kalıyor. Büyük Corte Ingles 10 küsur katlı devasa bir alışveriş merkezi. Her katta farklı ürün grubunun yer aldığı bu mağazada bir bütün gününüzü geçirip alışverişin keyfine varabilirsiniz. Giriş katında Barcelona’ya özgü her türlü hediyelik eşyanın satıldığı bir bölüm de var. Ayrıca aynı bölüm içerisinde Barcelona futbol kulübünün forma, top, şapka ve diğer bütün hediyelik eşyalarını uygun fiyata alabilirsiniz. Corte Ingles’te merkezi bir ödeme kasası yok. Her ürün grubunun ödemesini kendi kasasına yapıyorsunuz. Turistler için bazı günler % 10 indirim kuponları veriliyor. Bu kuponu pasaportunuzun kendisi veya fotokopisi ile giriş katındaki danışmadan birkaç dakika içerisinde alıp ödemelerinizi ondan sonra yaptığınızda % 10 ucuza alıyorsunuz. Bir de havaalanından % 10 vergi geri ödemenizi aldığınızda, El Corte Ingles’ten aldığınız ürünleri % 20 daha ucuza almış oluyorsunuz. 

El Corte Ingles’te alışveriş yaptınız. Alışveriş fişlerinizi toplayın. 90 Euro’nun üstünde mi? Evetse o durumda yapmanız gereken; 1 gün sonra pasaportunuzla ve fişlerinizle birlikte El Corte Ingles’e gelip giriş katının iki kat altına inip Tax Free bürosundan numara alıp (gözünüz korkmasın en fazla 15 dakika sonra sıra gelir) Tax Free formunuzu almak. Bu formu kullanarak; son gün havaalanından ülkenize dönerken check-in işlemlerinizi yapmadan önce bavullarınızla birlikte Barcelona (BCN) Havaalanı’nın bir alt katına inip oradaki gişelerden vergi iadenizi almak için kullanacaksınız. Ama havaalanında Tax Free gişesine gitmeden önce, Tax Free formunuzu havaalanının giriş katındaki polis bürosunda damgalatmalısınız.

Barcelona’da 8. gün Perşembe (Glorias Alışveriş Merkezi’nde alışveriş)
               
Glorias Alışveriş Merkezi, Catalunya Meydanı’na dört metro istasyonu uzaklıkta yer alıyor. Bizim kaldığımız yere iki metro istasyonu uzaklıktaydı. Bir günümüzü burayı dolaşmaya, alışveriş yapmaya ayırdık. Burada birkaç tane çanta mağazası var ve uygun fiyatlı çok güzel çantalar bulabilirsiniz.


Glorias Alışveriş Merkezi

Glorias’ın giriş katında kocaman bir Carrefour var. Buranın en üst katında ise çok uygun fiyata alışveriş yapabileceğiniz büyük bir “Ne ararsan var abi” mağazası var. Tişörtler, ayakkabılar, terlikler… Özellikle terlik fiyatlarının çok uygun olduğunu söylemeliyim. Ha bir de mayolara dikkat, Barcelona’dan Türkiye’den çok daha uygun fiyata kalite mayolar alabilirsiniz. Glorias Alışveriş Merkezi’nde çocuğunuz için bir de orijinal Disney Mağazası var.

Barcelona’da 9. gün Cuma
               
Bugün Barri Gotic’i dolaşıyoruz. Sırtınızı denize döndüğünüzde, Las Ramblas’ın sağ tarafı eski Barri Gotic mahallesi… Dar sokaklarda dolaşıyoruz. Bu dar sokakların her biri küçük küçük meydancıklara açılıyor. O meydancıklarda küçük sokak kafeleri yer alıyor. Tam bir şeyler yiyorsunuz ki elinde gitarla iki genç geliyor. Sokak kafede oturanlara doğru seslenip onlara küçük bir konser vereceklerini söylüyorlar. Konserlerini verip gitarlarını tekrar kılıflarına koyduktan sonra başlarından şapkalarını çıkarıp kafede oturanlardan para topluyorlar. Böylece öğlen yemeklerinin parasını çıkartıyorlar.


Barri Gotic

Ülkenize dönmeden önce Barcelona’dan hediyelik eşya almayı düşünüyorsanız; Barri Gotic bu iş için uygun. Barri Gotic’te küçük küçük hediyelik eşya dükkânları var. Bunun yanında birkaç tane büyükçe, her türden hediyelik bulabileceğiniz dükkân da var. Barcelona futbol takımının ürünlerini satan küçük dükkânlar var burada. Bu dükkânları genelde Hintliler işletiyor. Barcelona formalarının sahtelerini satıyorlar. Dükkâna ilk girdiğinizde 20 Euro fiyat çekiyorlar. Siz fiyatı yüksek bulup dükkân kapısına ya da çıkışa doğru yaklaştıkça Hintli satıcının daha düşük olan yeni fiyat teklifleri geliyor.

Barcelona’da 10. ve 11. gün
 
Bu iki gün bizim serbest olarak, plan yapmaksızın dolaştığımız günler oldu.

Barcelona ile ilgili yanlış bilinenler ve doğruları

- Barcelona’ya gelmeden önce bu şehrin Ağustos ayında çekilmez bir sıcağı olduğu ve bu tarihin Barcelona’ya gelmek için iyi bir tarih olmadığı ile ilgili bazı yazılar okumuş ve internetten yazıştığım Güney İspanya’dan bir arkadaştan da buna benzer yorumlar dinlemiştim.  Öte yandan internetten şehrin son on yıllık Ağustos ayı sıcaklık ortalamalarına baktığımda ortalama sıcaklığın 28 derece civarı olduğunu görmüş ve hiç de o kadar sıcak olmadığı ile ilgili kanaat sahibi olmuştum. Barcelona’ya gelince gördüm ki Barcelona Akdeniz kıyısında bir şehir olmakla birlikte, bizim Antalya gibi çok sıcak ve olağanüstü nemli bir şehir değil. Çünkü Barcelona daha kuzeyde kalıyor. Bu yüzden Ağustos ayında bile havası oldukça konforluydu. Biz oradayken sıcaklık 29 derecenin üzerine çıkmadı. Öğlen 12.00-13.00 civarı bile Barcelona sokaklarında çok sıkıntı çekmeksizin dolaşabildik. Barcelona’nın muhteşem şehir planından dolayı ve caddeler boyunca ağaçlardan dolayı çok fazla güneşle yüz yüze gelmediğimizi de eklemeliyim.

- Bu şehre gitmeden önce internetten okuduğum bazı yorumlarda Katalanların çok soğuk, kendini beğenmiş, suratsız insanlar olduğu ile ilgili birkaç yorum okumuştum. Barcelona’ya daha önce gitmiş, sadece birkaç kişiye ait bu görüşlerin hiç de doğru olmadığını gördüm. Katalanlar gerçekten çok güler yüzlü ve çok sempatik insanlar. Şahsen ben ve ailem Katalanları çok sevdik. Seyahatimiz boyunca çok yardımcı oldular.

- Yine oraya gitmeden önce Katalanların çok milliyetçi oldukları ve bilmelerine rağmen sizinle İspanyolca konuşmadıkları hakkında bazı şeyler duymuş ve okumuştum. Barcelona seyahatimde böyle bir şeyle hiç karşılaşmadım. İspanyolca konuştuğum her Katalan bana İspanyolca konuşarak gayet kibar bir şekilde yardımcı oldu.

- İnternette bir kişinin yorumunda; Barcelona’nın plajlarında insanların sadece güneşlendikleri ve deniz kirli olduğu için suya girmedikleri ile ilgili cümleler yer alıyordu. Oraya gittiğimde Şehrin içinde yer alan ve yan yana olan Barcelonata ve St. Sebastian plajlarında denizin gayet temiz olduğunu ve insanların suya girdiklerini gördüm. Kumsal çok güzel… Denizin kıyısı taşlı ve çabuk derinleşiyor. Ben o arkadaşın yanlış yorumunu şuna bağlıyorum. İnsanlar çok fazla suya girmiyorlar çünkü plaja gelmelerindeki maksat güneşlenmek. St. Sebastian Plajı’nda normal veya sadece üstsüz güneşlenen kadınlar dışında tamamen çıplak erkek ya da kadınlara da rastlıyorsunuz. Burası çıplaklar plajı olmamasına rağmen herkes istediği gibi takılıyor. Zaten insanlar o kadar rahatlar ki kimse kimsenin nasıl güneşlendiğini umursamıyor.

Barcelona ile ilgili doğru bilinenler:

- Dünya’nın dört bir yanından turist alıyor ve bu turistleri Barcelona’nın her sokağında, caddesinde ve meydanında görebiliyorsunuz (İstanbul gibi sadece Sultan Ahmet ve Taksim gibi çok popüler yerlerde değil).

- Barcelona’da restoranlar gerçekten pahalı. Gerçekten bazı restoranlarda yemek yiyebilmek için sıra bekliyorsunuz.

- Akşam yemeği saat 22.00 civarı yeniyor.

- Katalanca konuşuyorlar.

- Sangria adlı içkileri gerçekten güzel.

- La Boqueria Pazarı gerçekten muhteşem (Ben hayatımda böyle bir pazar görmedim).

- Barcelonalıların birçoğu Ağustos ayı boyunca dükkânlarını kapatıp tatile gidiyorlar. Kapalı bu dükkânların kapısında hangi tarihte açılacağı yazıyor. Ama bu durum turistleri pek etkilemiyor. Çünkü büyük alışveriş merkezleri, restoranların büyük bölümü ve tarihi ve turistik yerlerdeki dükkânlar açık.


Port Vella


Tibidabu'dan Barselona manzarası

BARCELONA’DA BAYILDIKLARIM

- Marketlerde poşetlenmiş olarak satılan meyveli, tahıllı ekmeklerine bayıldım.

- Bir tür tatlı şampanya olan “CAVA”ya bayıldım.

- Şaraptan yapılan SANGRIA isimli likörlerine bayıldım (Birçok Sangria markası var. Don Simon en iyileri).

- Şehrin mükemmel alt yapısına bayıldım.

- Katalan insanının hayatı algılayışına ve mutlu haline bayıldım.

- Boqeria Pazarı’na bayıldım.

- Las Ramblas’taki sokak sanatçılarına bayıldım.

- El Corte Ingles’te ve Glorias Alışveriş Merkezi’nde alışveriş yapmaya bayıldım.

- Parc de Ciutadella’nın çimlerinde yatmaya bayıldım.

- La Sagra da Familia’nın ihtişamlı görünümüne bayıldım.

- Tibidabo’dan Barcelona manzarasına bayıldım.

- St. Sebastian Teleferik Kulesi’nden Montjuik’e teleferikle gitmeye bayıldım.

- Kabuklu deniz ürünlerine bayıldım.

- Cava isimli tatlı şampanyaya bayıldım.

- Sangria isimli şarapla yapılan liköre bayıldım.

- Her yerde bisiklete binilebiliyor olmalarına bayıldım.

BARCELONA’DA BAYILMADIKLARIM

- St. Sebastian Plajı’ndaki Afrika kökenli meşrubat satıcıları

- Parc de Ciutadella’daki idrar kokusu (Barcelonalılar köpeklerini her akşam Parc de Ciutadella’ya getiriyorlar. Çok fazla sayıda köpek burada dışkıladığından ve çok yakında Barcelona Hayvanat Bahçesi olduğundan akşamları keskin bir idrar kokusu oluyor).

- Paella

- Dönüşte bizi havaalanına götüren taksicinin çok süratli araba kullanması

- Gazpacho çorbası


Parc de Ciutedella

ÖN YARGILARIMIZ VE GERÇEKLER
 
Bilirsiniz bizim toplumumuzda genel bir kanaat vardır: “Yahu bu Avrupalılar çok yüksek maaşlar alıyorlar ve adamlar her sene bizim ülkemize tatile gidiyorlar. Oysaki biz onların yaptığını yapamıyoruz”. Ben birkaç kez yurtdışına gittiğimden ve takip ettiğim kadarıyla şunu biliyorum. Bu onların gelir durumundan çok, kültür yapıları ve hayatı algılayışlarıyla ilgili bir durum. Bir kere bizim karı koca memur olduğumuzu ve yaptığımız bu tür, yılda bir seferlik yurtdışı seyahatlerini; en azından bizim gibi karı koca çalışan birçok insanın yapabileceğini söylemeliyim. Peki, birçok insan bunu niçin yapmıyor ya da yapamıyor? Birinci nedeni, öncelik sırası… Avrupalılar hali hazırda salonlarında koltuk takımı varken hadi bunu değiştireyim ve aldığım koltuk takımına 1 yıl boyunca taksit ödeyeyim demiyorlar. Gösteriş merakları yok. Günde sadece yarım saat kullanacakları bir arabaya bizim insanımız gibi dünyanın parasını ödeyip, evden dışarıya çıkmaksızın yıllarca onun taksitini ödemiyorlar; arabaları küçük ve ekonomik. Kesinlikle bizden daha zor geçiniyorlar. Ama bütün harcamaları planlı olduğundan her ay tatil için 100-200 Euro para ayırıp yılda bir kere özellikle bizim gibi parası 2,5 kat değersiz ülkelerde rahatlıkla tatil yapabiliyorlar. Düşünün ki bizim ülkemizdeki sabit gelirli birçok insan da bunu yapabilir.

Bir diğer neden dil problemi. Biliyoruz ki şu İngilizce dili bizim eğitim sistemimizdeki en büyük fiyaskolardan biridir. İlköğretimden itibaren okullarda İngilizce dersleri verilir ama kimse İngilizce öğrenemez. Öte yandan Türkiye’den çok geri kalmış olduğunu düşündüğümüz birçok ülke vatandaşının şakır şakır İngilizce konuştuklarını görürüz (Pakistan’daki bir dilenci, Afrikalı bir mülteci, Iraklı bir öğrenci…). İşte bu durum bizim dünyaya ve özellikle Avrupa’ya bireysel olarak entegre olamamamızdaki en büyük engellerden biridir. Dil yeterliliği olmayan pek çok vatandaşımız Avrupa’nın bir şehrine tatile gitme fikrine korkarak bakarlar. O yüzden bu tür girişimleri genellikle karı koca İngilizce öğretmenlerinin yaptığına şahit oluruz.

Bu tür seyahatlerde dairede kalmanın büyük avantajları var. Otelde dairenin konforunu bulamazsınız. Bu tür seyahatlerde ilk defa gidilen bir ülkeyi gezmek, görmek esas amaç olduğu gibi; o ülkenin yeme içme alışkanlıklarını ve kültürünü tanımak da önemlidir. Dairede kaldığınızda marketlerden alışveriş yaparak o ülkenin farklı lezzetlerini mutfakta tatma imkânınız her zaman vardır. Oysa otelde böyle bir mutfağınız olmayacağından bunu yapamazsınız. Gittiğiniz ülkede otelde kaldığınızda dışarıda yemek yemeyi maddi açıdan kendinize dert etmeseniz bile; her gün ne yiyeceğim kaygısını taşıyabilirsiniz. Hele ki gittiğiniz yerdeki mutfak kültürü sizin damak tadınıza uymazsa sürekli McDonalds ya da Burger King tarzı yerlerde yemek yemek zorunda kalabilirsiniz. Oysa kaldığınız yerde tam donanımlı bir mutfağınız varsa; marketten istediğiniz şeyleri uygun fiyata alıp buzdolabınıza doldurup istediğiniz yemekleri yapabilirsiniz. Ben evde hazırlanmış güzel bir yemek masasında ailemle yemek yemeyi her zaman restoranda yemek yemeye tercih etmişimdir. Kaldığınız yerde donanımlı bir mutfağınızın olması, sizin seyahatinizdeki en büyük kalemlerden biri olan yemek masraflarınızı da en aza indirir. Bütün Avrupa otellerinde ve restoranlarında yemek fiyatlarının yüksek olduğu düşünülürse bizim gibi orta gelir grubu ailelerin bu tür seyahatlerinde bunun ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılır.

Barcelona gün boyu kabuklu deniz mahsulleri tüketen bir şehir, marketlerde dondurulmuş her nevi balık ve kabuklu deniz mahsulü çok ucuz. Biz akşam yemeklerimizde bol bol bu ürünleri yedik. Diğer tüm Avrupa şehirleri gibi hazır gıda çeşidi çok fazla… Mutfağımızda yemek hazırlamak için saatlerce uğraşmıyoruz. Dondurulmuş patates kızartması, kalamar, balık kızartması, güzel bir salata ve içecek olarak Barcelona’nın meşhur Cava’sı… İşte harikulade bir İspanyol sofrası!

Evet, kaldığımız dairede 11 gece geçirdik. Daire çok merkezi bir yerdeydi. Binanın hemen karşısında bir fırın, onun yanında bir manav, çaprazında ve hizasında olmak üzere iki tane de süper market vardı. Mercado isimli hipermarket, kaldığımız binanın iki bina yanındaydı. Mercado’dan mutfağımızda kullanmak üzere temel gereksinimleri ilk günü aldık (yağ, tuz, şeker…). Mercado’dan farklı farklı peynirler alarak her sabah kahvaltısında farklı İspanyol ve Hollanda peynirlerini tattık. İspanya’nın marmelat ve reçelleri çok güzeldi. Dondurulmuş dilim patates fiyatları çok uygun olduğu için kızartmak için taze patates yerine dondurulmuş patates aldık. Bütün gün akşama kadar şehri dolaştıktan sonra her akşam yemeğimizi dairemizde yedik. Günlük gezintimizden dönerken markete uğrayıp oldukça çok çeşit satan marketimizden farklı farklı ürünler alıp kendimize şarap eşliğinde güzel bir masa hazırlayıp İspanyol lezzetlerinin keyfine vardık.


Berselona'da fiesta

BARCELONA’DA ULAŞIM
 
T-Familia isimli biletler var. Bu biletlerin üzerinde 70-30 yazıyor. Yani 30 gün içerisinde kullanılması gereken 70 adet bilet demek istiyor. Biz ilk gün bir bilet makinesinden kredi kartı ile T-Familia bileti aldık. Toplamda 48 Euro ödedik. Üçümüz de bu bileti kullandık. Her geçiş için kart okuyucuya okutuyorsunuz. Bu bilet ile T1 alanı içerisinde kalan (T1 alanı oldukça geniş bir bölgeyi kapsıyor) bütün metro, otobüs ve tramvaylara binebiliyorsunuz.
 Barcelona’da ulaşım çok rahat, otobüsler tertemiz ve klimalı, metrolar da temiz ve klimalı. Metro gece 12.00’ye kadar son derece güvenli. O saatten sonrasını, kullanmadığımız için bilmiyorum.

Ayhan Gümüş

Yazar Hakkında

Ayhan Gümüş

Ailemle birlikte gezmeyi çok seviyorum. Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak, yeni lezzetler tatmak...Her sene yıllık iznimizde farklı bir yurt dışı güzergaha seyahat etmeye çalışıyoruz.