Altın Şehrim Eskişehir

Altın şehir burası... Evet, yanılmadınız Eskişehir'den söz ediyorum. Sayın Başkan Büyükerşen'in katkılarıyla altına dönüşen bu şehre birçok defa yolum düşse de yine tekrarı yaşanır günün birinde. Bu sefer önemli, daha anlamlıdır, nedense! 40 yıl sarıp sarmaladığın, aynı sırayı paylaştığın, aynı şarkıyı dinlediğin hatta aynı “pır pır” eden yürekle sevdiğin arkadaşlarını bide hayatına yön veren hocalarını kucaklama zamanıdır...

Trenle hızlıca ulaşırken, garda bir anda arkadaşın kucaklar seni... Sonrada şehrin sokakları kucaklar, sımsıkı sevgiyle. Durur mu, şehir? Barları, kafeleri kucaklar... Akşam olur, yorulunca bu sefer huzur, sevgi kucaklar. Kucak kucak dolaşır durursun bu şehirde. 

Sabah olunca şöyle dışarıda kahvaltı yapalım der, yollara düşersin. Meşhur ''Doyuran'a'' kadar gelirsin. Stadın yanından sapar ara sokağa dalarsın. Bir anda şaşırır kalırsın. ''Bu küçük yerde mi kahvaltı yapacağım?'' diye. Alınır, Doyuran bu tavrına. Büyümeye direnen, olduğu gibi kalan işletmede  sıra bekleyen birçok kişiden biri de sen oluversin bir anda... Masa boşalınca iliştiğinde, önüne ballı kaymaklar, ezmeler, peynirler... Kahvaltı için en lezzetlisinden tatlar sırayla dizilir önüne. Ye, patlayıncaya kadar ye! Sonra da şaşıracağın az miktarda ücretini ödeyince üstüne bir daha çay içer, dalarsın sokaklara...

Şehrin kıyısında kalmış esnafları dolaşırsın birer birer. Küçücük dükkânlarda zanaat yaparken bir kaç fotoğrafında da yer alırlar, gülümseyerek. Onlar üretirken sen dolaşırsın. Tepende dizili şemsiyeleri çeker, daracık sokaklara girersin, hiç çekinmeden. Sonra bir telefon gelir, diğer arkadaşlarında birer birer varır ''Altın şehre''. Odunpazarı sokaklarına ışınlanırsın bir anda. Yine kucaklaşmalar, yine özlem dolu sözler... Başlarsın grupça dolaşmaya. Önce Balmumu Müzesi'ni tercih edersin. Öyle kuyruk var ki, korkup kaçarsın bir anda! Herkes bugünü seçmiş, gelmiş bu şehre. Bir araba boşalır, diğeri dolar. Her taraf meraklı insanlarla dolar. Sonra gelmek için söz vererek ayrılırsın oradan...

Biraz uzaklaşınca Cam Müzesi, kaş göz eder; ''gir içeri'' diye. Cazibesine kapılıp dalarsın içeri. İki katlı konağa kurulmuş beklemektedir, ziyaretçileri. Alt katıyla başlarsın gezmeye. Birbirinden güzel eserleri hayretle seyreder, hatta birer birer çekersin, kalıcı olsun diye! Çıkınca soluğu Lületaşı Müzesi'nde alırsın. ''Aman da aman, ne güzel takılar öyle!'' der, bir kaç tane alırsın. Bir anda yorulduğunu hisseder, bir sade kahve söylersin. Uzunca süre görmediğin arkadaşlarınla özlem muhabbeti eder, kahveni yudumlarsın.

 
Çıkınca karşına Türkiye'nin ilk ahşap el sanatları müzesi çıkar. Girince içeri büyüklüğüne şaşırırsın. Farklı ülkelerden sanatçıların ahşabı uzun ömürlü hale getirişlerini kısacası ''sanatlarını icra edişlerini'' görürsün. Hepsi mi, muhteşem olur. Yok böyle bir incelik. 


 
Dışarıda hava mis gibi kalabalıktan uzaklaşınca taş sokaklarla buluşursun. Biraz yukarı yürüyüp külliyeden sola kıvrılınca Kırım Tatar Çibörek Evi'nde yerini alırsın. Lezzetin doğru adresi burasıdır. Birer birer inince mideye, üstüne bir de çayla kendine gelirsin. Yıllarca görmediğin hocalarının sesini duyunca heyecana kapılır, koşar kucaklarsın hepsini. Sadece geçen yıllardır, onlar bıraktığın gibi kalmıştır. Sevincin dorukta, bir kanadın eksik uçmaya... O sokak, bu sokak derken, koşarsın şehrin en güzel park alanına. Birbirinden renk renk çiçekler karşılar seni. Sadece çiçeklerle yetinmez, ortada muhteşem görüntüsüyle gölet karşılar. Poz verir, çekmen için sana. Sağdan, soldan derken bir de üstten çekersin inceden, her ayrıntısını. Sonra sola sapar, kafede bir soluklanma molası verirsin. Bir de sade kahveyle bu günü de böylece bitirirsin.


 
Gece 55 kişi şehrin en güzel mekânında buluşursun. Yemekler yenirken, gençlerde çalıp söyler. Bir anda müziğin heyecanına kapılır, başlarsın oynamaya. Hep birlikte coşar coşarsın. Bu gece hiç bitmese, sabah olmasa keşke! Gün döngüsü tamamlanırken, bir başka güne kucak açarsın. Bilirsin son gün artık bir süre sonra veda edeceksin bu şehre.


 
Uyanınca tıpkı planladığınız gibi uçarsın Şelale Park'a. ''Sana bir tepeden baktım, Altın Şehir'' der, şelalelerin fotoğrafını çekersin. Bütün şehir önünde dizilmişken keyifli günün başlangıcında güzel kahvaltını edersin, dostlarınla. Gelen hesap şaşırtır seni. Bu da ucuzdur. Öğrenci şehri ne de olsa! Her şey uygun fiyata. Doyunca karnın, gözün yollarda, inersin Porsuk'un kenarına. Kalabalık halka karışmadan topluca ilişirsin bir mekâna. Duyarsın, yakında Başkan Büyükerşen dolaşmakta. Sakın şaşırma bunu hep yapmakta. Arkadaşın rastlamış yolda, hatta yetinmeyip fotoğrafını çektirmiş birlikte. Sende kıskançlık duyguları hareketlenince, çıkarsın dışarı sağa bakarsın yok, sola bakarsın yok. Kaderine razı olur, dönersin geri. Sohbet sohbet derken, gelir ayrılık vakti inceden inceye. En zor andır, bu an! 


 
Sımsıkı sarılırsın dostlarına, geçmişine, anılarına ve geleceğine... Bir daha buluşmak üzere ayrılırsın. Yeni rotaların planları çoktan yapılmıştır... Tıpkı Eskişehir'in de yapıldığı gibi... Tekrarını yaşamak üzere veda ederken, yenisi için heyecanda çoktan başlamıştır.
 Haydi dostlar görüşmek üzere...

Etiketler

serap selçuk

Yazar Hakkında

serap selçuk

Yazar Gezgin ve blogger 1968 yılında Niğde'de doğdu 1987-1991Ankara Üniversitesi Fizik Mühendisliği eğitimi gördü.