İlkokuldan arkadaşımla bir kafede otururken birden aklımıza nereden geldiği belli olmayan bir fikir ile "Biz niye Amerika'ya gitmiyoruz abi? Öğrenciyiz vize tak diye çıkar" dedik ve yaklaşık 4 aydan fazla sürecek olan bir vize, pasaport prosedürlerini halletmeye koyulduk. O kadar uzun prosedür ve yurtdışına çıkış işlemlerinden sonra sonunda Amerikan rüyamız gerçek olacaktı. Yazımın bundan devamına Amerika'da ilk durağımız olan New York  ile devam edeceğim.

NYC

Aktarma süreleri ile birlikte 22 saatten fazla süren ekonomik ve dar koltuklu yolculuğumuz sonrasında nihayet New York JF Kennedy Havalimanı'na indik. Jet lag olayını kesinlikle hafife almayın derim. Havalimanından inince Amerikan filmlerinde alışkın oldugumuz gri otobüsler (shuttle) ile New York Manhattan'a geçtik.

Times Square

Şehirde trafik muazzam. Bu yüzden metroları kullanmak en mantıklı tercih olacaktır, zira kentin altı köstebek yuvası gibi metro tünelleri ile dolu. Her yerden yer altına giriş ve çıkış mevcut, her yerden her yere metro ile ulaşım var.

Manhattan sokaklarında dolaşırken o büyük devasa gökdelenlerin yanında İstanbul'daki gökdelenler kulübe gibi kalıyor. O kadar büyüklerki yaz olmasına rağmen şehrin içi epey soguk, içeriye güneş girmiyor. Caddeler ve sokaklar harf ve numaralara göre koordinatlanmış. Örneğin 4. caddeden 5. caddeye gidene kadar yoruluyorsun. Devasa bir karınca çiftliğinin içerisindeki karıncalar gibi hissediyorsunuz kendinizi.

Manhattan'da uzun bir yürüyüş esnasında yorulup şehirde kısa bir internet molası vermek isterseniz Starbucks Cafe'leri tavsiye edebilirim. Hem dinlenmek, hem de ücretsiz internetten faydalanmak için ideal. Lakin dikkat edin, fiyatlar New York'a yakışır derecede pahalı.

Bir kötü haber de sigara tiryakileri için vereceğim. Tatil boyunca tüketeceginiz sigarayı free shop'lardan temin etseniz iyi olur. Çok şükür ben kullanmıyorum fakat arkadaşım bir paket için New York'ta 20 dolara yakın para vermişti.

Bir süre şehirde gezindikten sonra yolumuz nihayetinde Central Park'a çıktı. Zaten Park o kadar büyük ki Manhattan'da her yol Central Park'a çıkıyor. Spor yapan her yaştan insan, beyaz yakalılar, çimlerde kitap okuyanlar, hayvanat bahçesine gelenler... New York gibi kalabalık ve stresli, betonlarla çevrili bir merkezde şehrin bütün stresini alan yeşillik içinde bir park nasıl oluyor, gerçekten şaşırtıcı. Mutlaka tadını çıkarmanız gereken bir yer.

central park

Central Park'tan Özgürlük Adası'na gidecek olan vapura ulaşmak için Manhattan Adası'nın en ucuna doğru yolculuğumuza devam ederken etraftaki Times Meydanı, Rockafeller Center, Empire States, Wall Street gibi bilimum simge yapıları incelemeyi unutmadık. New York'un simgesi olan bu yapıların her birinin ayrı başlıkta toplanması gerekiyor. 

Uzun süren bir yol sonunda Manhattan'ın en ucuna, vapura bineceğimiz yere geldik. Özellikle Sahile geldiğinizde Manhattan gökdelenlerinden biraz uzaklaşıp geri dönüp baktığınızda Manhattan manzarası bir harika. Fotograf meraklıları için çok kaliteli açıları yakalayabileceğiniz eşsiz  NEW YORK CITY pozları bulacaksınız. Yine değişik açıları Özgürlük Adası'na gidecek olan vapur kalkarken, Manhattan arkanızda kalacak şekilde vapurda yakalayabilirsiniz. Vapura sahilden makul bir fiyata (tabii New York için) bulmak mümkün.

Libery island

Manhattan'dan ayrıldıktan sonra vapur ile Özgürlük Adası'na kısa sürede vardık. Vapurda hem Manhattan hem Özgürlük Heykeli manzarası bir harika. Lakin inince o kadar beklediğim gibi değildi. Ada küçücük ve 2 dakikada etrafında tur atılıyor. Oraya kadar gidip de görmedik dememek için gitmiş gibi olduk biraz. 

Liberty


New York'ta "Nerede kalınır? Ne yenir?" diye soracak olursanız; genel olarak New York pahalı bir şehir. Yine de yiyecek olarak fast food her şeyi bulabileceğiniz bir yer.

New York'ta kaldığımız 2 gün 1 gece boyunca havalimanında konakladık çünkü kalıcı değildik, Denver'a gidecektik. Uçak saati sebebi ile otel aramaya vaktimiz olmadı. Dönüşte tekrar gezecektik zaten.

Yazımın devamına ABD deki 2. durağımız olan Colorado eyaleti ile devam edeceğim. Sağlıcakla kalın.