Amsterdam'da Hafta Sonu

Cuma’yı da katarak bir hafta sonu 2 gece 3 günlüğüne kısa bir Amsterdam turu yaptık. Geçen sefer merkeze tramvay ile 15 dakikalık mesafede kanal kenarındaki Hilton Amsterdam’da kalmıştık, çok huzurlu ve sakindi. Bu seferde Merkez İstasyona yürüyerek 3 dakikalık uzaklıktaki Double Tree Hilton’da kalalım dedik.

Pasaport kontrol sonrası el çantalarımızı çekerek hemen otomatik bilet makinesinden kredi kartı ile 16,70 €’ya 1. sınıf bileti aldım. Peronda direkt giden tren yerine, 2 durağa uğrayana binmemize rağmen 15 dakikada Merkez İstasyona vardık.

Merkez İstasyondan yürüyerek yaklaşık 4 dakikada Double Tree Hotel'deydik. Resepsiyon biraz ilgisiz davransa da tren istasyonu ve kanal manzaralı 7. kattaki odamıza yerleşip kendimizi sokaklara attık.

Otelde koridorlar gemi koridoru gibi dar, ruhsuz… Katlara her isteyen istediği gibi girip çıkabilir, hotelin 2 girişi olduğundan ve çatıdaki Sky Lounge herkese açık olduğundan giren çıkan sayısı oldukça yüksek…

Sky Lounge gündüz ama özellikle akşam hoşça vakit geçirilecek, hava güzel olduğunda manzarısı oldukça keyif verici bir mekan…

Şarküteri alışverişi için Albert marketlerini, çikolata ve şeker için Jimmy ve Urban Cacao, puro ve tütün için Hajenius ve Davidoff Lounge, space cake için Easy Times ve Green House’u tercih ettik.

Amsterdam’ın bence en güzel tarafı ayakkabılarınız rahat olduğu sürece her yere çok kolay şekilde yürüyebilmeniz…

Her yaş grubuna hitap eden çeşitli sanat ve müzik etkinliklerinin düzenlenmesi, şehrin sadece seks/uyuşturucu/alkol ve parti ile anılmasını engellenemeye çalışıyor.

Cumartesi gecesi Bourbon Street Bar’da blues gecesi vardı, 22:30 gibi gittiğimizden adam başı 6€ giriş ödedik. Haftanın her gecesi farklı bir grubun canlı performansı var.

Dönüş yolunda trende aptal gibi 2. sınıf bilet aldım, meğerse trendeki 2. sınıf, vagonlar arasında 6 kişinin oturabildiği 6 kişinin de ayakta seyahat ettiği dar bir koridormuş, kafası dumanlı ve leş gibi kokan İngilizler ve İspanyollar ile seyahat etmek hiç hoş değildi.