Google+

AROMATİK ŞEHİR: AMSTERDAM

237123 May 2014Gezi Notu
Emre DoğandorEmre DoğandorBronz Yazar23 May 201423712 Yorum

Bir tur kapsamında çıktığım yolculukta Edirne’den bu yana otobüsle seyahat etmekteydik ve akşam saatlerinde Amsterdam’a varmıştık.  Rizevari havasıyla Amsterdam’a yılın çoğu günü yağış düşer ve kuzeyde olması hasebiyle de yazın güneş geç batar. 

Kente vardığımızda hava kısmen kapalı ve hafif de bir rüzgâr hâkimdi. Damrak Caddesi’nden Dam Meydanı’na gelmiştik ki Dam Meydanı da Amsterdam’ın göbeği oluyor. Trenle kente gelenler, Gare Central’dan çıktıkları gibi dümdüz aşağı inmeleri ile Damrak Caddesi’ne ulaşabilir.

Amsterdam

Kentin merkezi olan Dam Meydanı; Madame Tussauds Müzesi’ne, fotoğrafta arkada görülen kraliyet sarayına, Nieuwe Kerk ve II. Dünya Savaşı kurbanları için dikilen anıta ev sahipliği yapıyor. Kentte 65 adetten fazla müze bulunuyor ve çoğu kiliseye girmek bile ücretli… Çok kalacaklar için “iamsterdam card” almak çok hesaplı olacaktır. Benim işim kentin çehresini görmek olduğundan, haritayı çıkarıp Damrak’tan yukarı tren garına çıkıyorum zira bahsettiğim üzere ben trenle gelmedim : )

Amsterdam-1

Amsterdam şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Bunlardan en iyileri A351 Bed & Breakfast Studio on a Houseboat, Amsterdam Cosy Apartment, City Centre Apartment Rijksmuseum. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Amsterdam Pijp Apartments, Museum District gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz Apartment De Clerq, Tulip apartments, Guesthouse De Lindeboom tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Amsterdam aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Merkez istasyonu Amsterdam’ın tren garı oluyor. İçine dalıp bisiklet kiralamak adına bir yerler arıyorum. Ama saat 17.00’yi geçtiğinden bürolar kapanmış. Amsterdam’da bisiklet büyük nimet… Trafikte de öncelik bisikletlere ait… Bir yoldan karşıya geçmek istediğinizde iki kere bakmak gerekiyor, zira bisikletlerin yolu da trafiği de başka…

Amsterdam-2

Demir ağlarla örülü Amsterdam’da bisikletten başka tramvay da çok revaçta… Sınırsız saatlik bilet yanılmıyorsam 2,70-3 Euro arasında ve biletler otomatlardan alınabileceği gibi vagonlardan da alınabiliyor.

Yiyecek bulma adına Damrak’a geri dönüyoruz. Yazının başında bahsettiğim gibi pek çok müze mevcut ve bunlardan biri de “Vodka Museum”… Girişin 12 Euro olduğunu öğrenince yemek parasını votkaya yatırmak hiç cazip gelmiyor ve meydan yakınlarında “halal product” yazan bir restorana oturuyorum. Mısırlı bir ailenin işlettiği restoranda Asyalı, Afrikalı pek çok insan yemek yiyor. Adeta bir toplama kampını andıran mekânda yemekler tam da damak tadımıza uygun… Döner, kebap, çorba bulmak hiç de zor olmuyor, Baltıkların kıyısındaki bu kentte…

Amsterdam-3

Yemekten sonra “İşkence Müzesi”ne gitmek adına garın önünden tramvaya biniyorum. Kart almadan kaçak olarak yola çıkıyor ve Amsterdam’ın kartpostallık manzaraları aralarında yolculuk ediyorduk… Tabii ben bu sırada haritadan rotayı kontrol ediyordum. Ucuz etin yahnisi yavan olur hesabı, bindiğimiz tramvayın yanlış olduğunu ve “Museumplein”e gitmediğini öğrenip yarı yolda iniyorum. 

Amsterdam-4

Singel Sokağı’ndan tramvay yolunu takip ederek İşkence Müzesi’ni buluyorum. Amsterdam’da haritanız olmadan gezmek ne kadar kolay olsa da kaybolmak da bir o kadar kolay… Her taraf birbirine benziyor sanki… Yollar, kanallar, evler hepsi birbirinin aynısı gibi… Ben de sora sora buluyorum müzeyi…

Amsterdam-5

Girişin 7 Euro olduğu müzede kasada Surinamlı bir siyahi bekliyordu. Yırtık para kakalamak için uğraşan Surinamlı ile kavga edip biletimi alarak girdim içeri… Ortaçağ’dan kalma pek çok aleti içinde barındıran müze; daracık, uzun bir koridordan ibaret…

Amsterdam-6

Loş ışıklar altında onlarca işkence aletinin olduğu müzede, yorulduğunuzda oturabileceğiniz tek şey çivili koltuk!

Amsterdam-7

Müzeden çıktığımızda hafiften bir yağmur sepeliyor. Biz de caddenin başından 2 numaralı tramvaya binip “Museumplein”e gidiyoruz. Yolda da işimizi sağlama almak adına soruyorum. Bu sefer para ödediğimden midir bilmem, doğru yere gidiyormuşum… 2 numaralı tramvay sizi gardan alıp Dam Meydanı’na, oradan Rembrandtplein’e ve Museumplein’e getiriyor.

Amsterdam-8

“Rijksmuseum”un önünde bulunan “Museumplein” çok geniş bir yeşillik alana ve müzelere ev sahipliği yapıyor. Van Gogh’un eserlerinin bulunduğu ve kendi adını taşıyan Van Gogh Müzesi, Anne Frank’in evi, Elmas Müzesi bunlardan birkaçı… Bu geniş parkın başında da “i amsterdam” yazısı bulunuyor ki burada fotoğraf çektirmeyeni dövüyorlar desem yeridir. 

Amsterdam-9

Fotoğrafın çekim saati 20.36 olarak gözüküyor. Saat her ne kadar geç olsa da güneş buralarda akşam 21.00-22.00 gibi batıyor. İşimi bitirip hediyeliklerimi aldıktan sonra tramvaya atlayıp “Rembrandtplein”de iniyorum. Rembrandt Meydanı’nda çok güzel restoranlar, publar ve yine müzeler mevcut…

Avrupa Sanat Tarihi’nde çok önemli bir yere sahip olan Rembrandt, meydana ismini vermekle kalmamış; aynı zamanda kendisinin 1642 yılında yaptığı “Gece Devriyesi” tablosunu da heykelleştirmiş Felemenkler…

Amsterdam-10

Tam o sırada meydanda bir cümbüş koptu gidiyor. Capoeira dansı yapanlar meydanı işgal etmiş, meraklı bir kalabalık da onları izliyor. Biz de biraz izleyip alkış tuttuktan sonra meydandan ayrılıp merkeze dönüyorum. Merkezde bir “souvenir”e girip hatıra kalacak bazı şeyler alıyorum.

Kentte akşam diye bir kavram yok, saat 22.00 sularında gün batıyor. Gün battıktan sonra da saate bakıyorsunuz ki bir anda gece oluvermiş. Biz de gece olunca soluğu De Wallen’de alıyoruz. De Wallen “Kızıl Fener Bölgesi” olarak anılıyor. 

Amsterdam-11

“Red Light District” turumda gece olduğundan kapkaççılara dikkat edip, nehre düşmemeye ve fotoğraf çekmemeye özen gösteriyorum. Zira bölgede fotoğraf çekmek yasak… Çekildiği takdirde de makinenizi kaybedebilirsiniz. Caddenin yoğunluğundan bunalıp Dam Meydanı’na dönüyorum. Saatin de geç olması münasebetiyle meydan daha sakin… Oturup, dinlenip, bir şeyler atıştırdıktan sonra tur otobüsümüzün yanına varıp Amsterdam yolculuğuma noktayı koyuyordum. 

Siz siz olun; müzeleri görmeden, “i amsterdam” yazısının önünde birkaç kare fotoğraf çekilmeden, bisiklet turu yapmadan, kanal gezisine çıkmadan ve mümkünse lale tarlalarını görmeden gelmeyin derim.

-
Yorum göndermek için Giriş Yapın veya Üye Olun

Yorumlar(2)

Yorumlar

Oğuzhan Özmen kullanıcısının resmi

Oğuzhan Özmen

GÖNDERİ ZAMANI 04 Oca 2015
Kardeş bu red light varmış oralarda orada işler nasıl yürür falan görüp geçirdiysen eğer nasıl yani güzel mi? değer mi?
Ertuğrul Fazıl Topuz kullanıcısının resmi

Ertuğrul Fazıl Topuz

GÖNDERİ ZAMANI 04 Oca 2015
buuuuu amsterdam çok garı-gız oliy diyolar doğru mu ya