Google+

Arama formu

AŞK MAHAL: AGRA

Bu yazı Gezimanya üyesi Ali Yeniay tarafından yazılmıştır. Yazılarınızı sitemizde yayınlamak isterseniz üye olabilirsiniz.

Bir aşkı büyük yapan nedir derseniz, uğruna yapılanlardır tartışmasız. Öyle bir aşk düşünün ki Leyla ile Mecnun aşkından fazla emek içeren, Kerem ile Aslı aşkından daha tutkulu, Ferhat ile Şirin aşkından daha destansı ama bir o kadar da gerçek; hatta Nazım’ın Piraye’ye, Fikriye’nin Mustafa Kemal’e olan aşkından daha büyük olsun.

Agra

Agra-1

İşte bu aşk, Şah Cihan’ın Mümtaz Mahal’e olan aşkı. Bu aşk 1600’lü yıllarda yaşanıyor ve günümüze kadar geliyor. Babür Şah’ı Cihan eşi Mümtaz Mahal’i 14. çocuğunu doğururken kaybediyor. Henüz 39 yaşında olan karısı Mümtaz Mahal öldükten sonra Şah Cihan, “imparatorluğun artık benim için hiçbir cazibesi yok. Hayat bütün cazibesini kaybetti” diyerek kendisini devlet işlerinden soyutluyor ve iki yıl yas tutuyor. Daha sonra eşini defnetmek üzere Tac Mahal’i yaptırıyor. Tac Mahal aslında “Sarayın Kıymetlisi” anlamına geliyor. Bu sıfatı Mümtaz Mahal’in fazlasıyla hak ettiği uğruna yapılan bu mimariden belli. Kendisi ölene kadar da eşini defnettiği bu yapıyı yani eşini, tam karşısından yas tutarak yıllarca aynı aşkla izliyor. Sadece o mu izliyor? Tabi ki hayır, şu an Tac Mahal’i ziyaret eden tüm insanlık izliyor Şah Cihan’ın taşlara kazıdığı o büyük aşkını… Efsaneye göre Şah Cihan’ın eşini kaybettiği gece birden tüm saçının beyazladığı ve karısının ölüm yıldönümlerinde beyazlar giyerek yas tuttuğu söyleniyor.

Agra-2

Agra-3

İşte dünyada aşk için dikilmiş bu çapta başka bir mimari yok. Mimar Sinan’ın talebeleri İstanbul’dan getirtiliyor ve 20.000 işçi ile 20 yılda yapımı tamamlanıyor. Mümtaz Mahal ve Şah Cihan'ın asıl lahitleri en alt katta ancak temsili sandukaları üst kattadır. Sandukaların bulunduğu kubbenin hemen alındaki yerde insan ağzından çıkan her ses 7 kez yankılanacak şekilde bir akustiğe sahiptir. Bir efsaneye göre Şah Cihan, Tac Mahal'in yapılmasından sonra buna benzeyen başka bir eser yaratmaması için başmimar İsa Khan'ın sağ elini kestirmiştir. Dünyanın yedi harikasından biri olan Tac Mahal’in mehtaplı gecelerde aydan daha parlak olduğu söyleniyor. Her saatin ışık açılarının farklı güzellik kattığı bu yapıyı daha gezecek çok yerimiz olması sebebi ile sabah saatlerinde görüp yolumuza devam ettik.

Agra şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Otel yerine ev kiralamak isterseniz The Coral Court Homestay, Thomas Home Stay, Udee's Homestay güzel bir seçim olacaktır. Bunlardan en iyileri The Hideout Agra, Aradhana's Home Stay, Ekaa Villa - A Boutique Hotel. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Taj Path, Hotel Deviram Palace, SPOT ON 43020 Mis Fila SPOT gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz bigboss hostel, guesthouse radhe inn, Radhe inn near tajmehal tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Agra aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Agra-4

Agra-5

Tac Mahal’in içindeki o mermer içine ince işçilik gerektiren kakma sanatının günümüzde yapıldığı yere bizi rehberimiz götürdü. Tabi asıl amaç bizim oradan alışveriş yapmamız ve onun da kendi payına düşen komisyonu almasıydı. İki metrekarelik bir mermer masanın işçiliğinin bir işçi tarafından 9 yıl sürdüğü ya da 9 işçinin bir yılda yapabildiğini anlattılar ve biz de kendi gözlerimizle o işçiliği gördüğümüz için inandık. Param olmamasına rağmen 750 TL civarında bir mumluk almamak için kendimi zor tuttum.

Agra-6

Agra-7

Agra-8

Tac Mahal’den araca binip Agra şehrindeki ikinci durağımız olan Agra Kalesi’ne (Agra Fort) doğru yola çıktık. Araca bindiğimizde Ayhan Hocam Hindistan kitabından yüksek sesle gittiğimiz yere ilişkin tarihsel bilgileri yüksek sesle okudu. Tac Mahal’deki rehber bizi dürttüğü için Agra Kalesi’ni rehber tutmadan bu yöntemle gezdik. Çevresi 2,5 km olan bu kale 20 metrelik duvarları ile bize eşlik ediyor. Şah Ekber tarafından inşasına başlanan bu güzel yapı her ne kadar kale olarak yapılsa da sonrasında Şah Cihan tarafından bitirilip saray olarak kullanılmıştır. Mermer ve ağaç oyma işçiliğini yakından gördüğünüzde sanki insan sabrı bunları yapmaya yetmezmiş gibi geliyor.

Agra-9

Agra-10

Hindistan’ın Altın Üçgen’ini gezmekse hedef (Delhi-Agra-Jaipur) Agra’nın 40 km kadar batısında kurulmuş olan hayalet şehir Fetihpur Sikri’yi görmeden olmaz. Şehir girişinde Japon yapıştırıcısından daha etkili şekilde insana yapışan dilenciler ve satıcılar karşılıyor bizi. Kanımca ciddi bir restorasyona ihtiyacı olan bu döküntü şehir 1500’lü yıllarda İmparator Ekber zamanında Moğol hükümdarlığına başkentlik yapmış. Gezerken restorasyon fikrimden vazgeçiyorum çünkü bu haliyle sizi o yıllara götürebilecek kadar tarih kokuyor. Kendisi Müslüman olan Ekber zamanının çoğunu din ve evrensel konuları tartışarak geçirmiş hatta tüm din öğretilerini içine alan “İlahi Din” isimli yeni bir din kurmaya bile kalmıştır. Bu kaleye çıkmak için aracımızı aşağıda bıraktırıp oradan bizi otobüse bindiriyorlar. Burayı gezerken yine cırtlak renkleri kendisine yakıştıran Hintli kadınlardan güzel portreler çıktı.

Agra-11

Agra-12

Aynı zamanda Şah Cihan tarafından yaptırılan Cuma Mescidi’ni de gezdik. Caminin içindeki mükemmel taş işlemeleri dikkati hemen çekiyor. Girişinde burayı, Şah Cihan’ın kızı Jihanara için yaptırdığı yazılı. İran tarzı mimari ile ve Hinduların oyma işçiliğinin etkilerini birlikte içeriyor bu yapı. İçeride türbeye kadınların başlarını örtme zorunluluğu yanında erkeklerin başına da girişte bir takke geçiriyorlar.

Agra-13

Agra-14

Agra-15

Türbe çıkışında da elinde püsküllü bir süpürgeyi adamın birisi bizi kutsar gibi kafamıza sürüyor. Beni kutsarken bir eli ile cep telefonu ile konuşuyor diğer eli ile beni kutsuyordu. Artık bir daha sırtım yere gelmez sanırım bu kutsamadan sonra. Aynı zamanda Şamanizm’den bu yana var olan çaput bağlama olayı buradaki mermer işlemeli pencerelerde kendisini gösteriyor. Bu bez parçasını bağladığında dileklerinin olacağına inanan zavallı insanlar… Nörolojik vaka olan bu durumu anlamak için kanımca Nörolog Sam Harris’in “İnancın Sonu” adlı kitabını okumak gerek. 

Aracımız ile Jaipur’a doğru yol almaktayken neyi özledim diye düşündüm. Kendi ülkemin müziklerini özledim, sinemaya gitmeyi özledim. Ama Jaipur’da kalacağımız otelin restoranında beni etkileyen bir canlı müzik ile karşılaştım. Bizim ağıtlara benzeyen bu etkileyici müzik eşliğinde soğuk birer bira içmemek olmazdı… 

https://tr-tr.facebook.com/ali.yeniay.395


Ali Yeniay kullanıcısının resmi
Yazar Hakkında

Ali Yeniay

"Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?" sorusuna "Gezerek, okuyan ve hatta gezi yazılarını paylaşan" diye cevap veren bir seyyahım ben...