Google+

Arama formu

ASLANLAR ŞEHRİ: LVİV (2)

Birkaç şey atıştırınca dünyam yeniden canlanmıştı. Yağmur da iyice kaybolunca bizim için gitme vakti gelmiş demekti. McDonalds'tan çıkınca -ki kendisi Svobody Caddesi’nin merkezinde bulunuyor- opera binasının arkasından 6 numaralı tramvaya binip tren garına gittik. Kime “vokzal” diye sorsanız gösterecektir. Ertesi günü check-out yapacağımızdan başkent Kiev’e bilet bakmaya geldik. Information bölümü bile İngilizce bilmezken işimiz biraz zor. Civardan öğrendiğimiz kadarıyla Kiev’e giden trenler için bilet 2 numaralı gişeden alınıyormuş. Vardık gittik gişeye… “Zavtra” ve “veçer” imdadıma yetişen iki kelime oldu. Buralara gelmeden öğrendiğim bir avuç Rusça kelime yol boyu çok işime yaradı. Tavsiye ederim. Özellikle de seyahat ile ilgili olanları…

Lviv

Hanım teyzemiz anlamış olacak ki ertesi günün akşamına trenin kalkış saatini, peronunu ve fiyatını yazdı. Yanılmıyorsam 240 Grivna idi. Biletin sol tarafında üstte kalkış ve varış istasyonlarının ismi, altında ise tarihi yazmakta. Sağ tarafta ise 092 trenin numarası, 05 vagonumuz, 024 ise kompartımandaki yatak numaramız vardı. Yaklaşık 15 €’nun yataklı tren için gayet makul olduğunu düşünüp iki bilet aldık. Gara varıp biletimizi aldığımızda saat öğlen 14.30 civarıydı ve bu soğuk günün bitmesine daha 6-7 saat vardı. Biz de biraz vakit geçirebilmek adına opera evinin önüne döndük. 

Gardan tekrar tramvaya atlayıp meydana geldik. Rynok Square’in bir köşesinde Centaur Restoran bulunuyor. İtalyan lezzetlerini, bilhassa pizzayı tadabileceğiniz bu güzel mekânda garsonlar İngilizce bilmiyor ve menü de Kiril alfabesiyle hazırlanmış. Ama fotoğraflardan bakarak derdinizi kolayca anlatabilirsiniz. 50 cm’lik bir pizza ve yarım litre içeceğe 12 lira civarı ödemiştik kişi başı. Mekân güzel, yemekler güzel, hayat ucuz. Lviv’i daha çok sevmeye başlıyorum. Yemekten sonra enerjimizi toplayıp sabah resepsiyondan aldığım informasyonla birlikte kentin 10 km dışındaki King Cross AVM’nin yolunu tutuyoruz. Svobody Caddesi’nden 3A numaralı otobüslere binip 2 Grivna karşılığında gidebilirsiniz. Aynı 3A’ya binerek Karpaty Lviv’in stadına ve otobüs terminaline de kolayca ulaşabilirsiniz. Biz bindiğimizde sanırım iş çıkışıydı ve halkla iç içe yaklaşık yarım saat boyunca seyahat ettik. Bindiğimiz bu hat Lviv’in “500T”si idi şüphesiz ki…

Avm’de dikkatimi çeken ilk husus tekstil ürünlerinin istisnasız pek pahalı olmasıydı. Bu kadar ucuz bir ülkeden hiç beklenmedik bir hareketti bu. Aradığınız kente özel, hediyelik tişörtlerse Lviv Ulusal Müzesi’nin yanında bir açıklıkta bulunan antika pazarında bulunuyor. Hem benim gibi tanesi 5 liradan Sovyet madalyaları alabilir hem de 15-20 liraya güzel tişörtler bulabilirsiniz. Bu ipucunu da verdikten sonra yarınki yolculuğumuz için marketten birkaç nevale aldık. En çok dikkatimi çeken ise yengeç aromalı Lays oldu. Tadına pek anlama veremesem de kokusu bir daha yememem için güzel bir işaret oldu.

Lviv şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Bunlardan en iyileri Apartment on Baturynska 5, Apartment at Lyulki, Apartment on Svobody Avenue 25. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Apartment Lviv centre Doroshenka 19, Apartments Shevchenkivskiy Gai gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz Apartment on Khmelnytskogo street, Apartment Vysokyi Zamok, Apartment on Varshavska 105 tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Lviv aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Alışverişimizi yapıp meydana döndükten sonra ve poşetleri hostele bırakıp biraz da dinlendikten sonra akşam seansı için Opera Evi'ni gören güzel bir mekâna oturup, kahvelerimizi yudumladık. Kafamda klasik müzik çalarken güneş batmış ve hava soğumuştu. Hostele dönüp bir Alman dostumuzun referansıyla Mini Hostel Kiev’den rezervasyonumuzu yapıp Lviv’deki son gecemizi de geçirmiştik.

Son sabah 11.00 gibi hostelden ayrılıp evsiz, yurtsuz kalmıştık gene. Direkt tren garına gidip valizlerimizi bıraktık. Tren garındaki İngilizce tabelalar sayesinde kolayca yolunuzu bulabilirsiniz. 15 Grivna yani 3 lira karşılığında çantalarımızı bıraktık ve doğruca kaleye çıkmak için 6 numaralı tramvaya bir kez daha binip kalenin eteklerinde indik. Biraz karmaşık yollardan, dar patikalardan geçmeniz gerekiyor bazen. Kale dediğim de yani bir zamanlar kaleymiş. Ancak bugün bir Ukrayna bayrağıyla bir gözlem terası bulunuyor. Rotanızı kalenin hemen dibindeki TV vericisini takip ederek koruyabilirsiniz.

Lviv-1

Kaleden inince bir yemek molası verdik. Ardından da başka bir kafeye çay içmeye geçtik. Burada çaya, çay demeleri ve siyah çay tüketmeleri bir hayli mutlu etti beni. Bir demlik çaya 7 lira verip tatlı tatlı içerken daha trenin kalkmasına 7 saat olduğunu fark edip işleri ağırdan alıyorum. Çayımızı içip keyif çattıktan sonra bu sefer de Rynok Meydanı’ndaki belediye binasının kulesine çıkalım diyoruz. Binaya girdiğimizde ise görüyoruz ki çaycısından memuruna tam bir belediye binasına varmışız. 60 metre yüksekliğindeki kuleye, 411 basamak çıkıp 10 Grivna vererek ulaşıyorsunuz. Ben baştan söyleyeyim de sonra yolu uzun görüp vazgeçmeyin.

Lviv-2

Bir kez daha kente yukarıdan baktıktan sonra biraz daha pineklemek için Svobody’e geri döndük. Dolaşırken satranç oynayan emekli amcalar dikkatimi çekiyor. Birçoğunun etrafı kalabalık… Birini izlemeye başlamışken arkadan bir el dokunuyor. 50’li yaşlarının ortasında bir bey amca davet ediyor, meydan okuyor. Başlamadan da belirtiyor ki kaybeden marojna alacakmış. Ne ola ki bu morojna derken oynamaya başladık. Şah-mat-morojna triyosunda geçen kısa dakikalardan sonra yılların tecrübesi bir çırpıda kazanıverdi tabii. Anın büyüsüne kapılmış olan ben ne yazık ki fotoğraf çekmeyi akıl edemiyorum. Sonradan öğrendiğimiz kadarıyla morojna, dondurma demekmiş. Diyorum bey amca morojna köpeğin olsun. Bey amcayla oynarken nereli olduğumu sordu. Türk’üz deyince de yanımda bir Fransız bitiverdi. Yine orta yaşlarındaki bey abimiz 3 haftalığına Türkiye’ye gideceğini söyleyip bizden tavsiye istedi. Ülkemi yurtdışında tanıtarak ekonomiye olan katkım azımsanmayacak derecedeydi.

Lviv-3

Onun da bize verdiği tavsiyeler sonucunda silah müzesini gezmeye karar veriyoruz. Pidvalna Caddesi’ndeki müze maalesef gittiğimizde kapalıydı fakat çanları duyup yakınlardaki St. Michael Kilisesi’ne ayini izlemeye gittik. Farkına vardım ki Ortodoks ayinleri, Katoliklerden epey farklı oluyormuş. Yarım saat kadar eşlik ettikten sonra meydana bir şeyler yemek adına geri döndük. Latin kilisesinin karşısında bir camda lahmacun gördüğüm yere oturduk. Lahmadzo dediklerinden iki tane sipariş ettim. Pizza tahtasında, üçgen dilimler halinde gelen lahmacun gülümsetti beni.

Lviv-4

Yemek işini hallettikten sonra gara geçtik. Trenin gelmesine 1,5 saat vardı ve bekleme salonuna geçtik. Arzu ederseniz 5 Grivna karşılığında klimalı, internetli, güzel ışıklandırılmış ve rahat koltukların bulunduğu bekleme salonuna geçebilirsiniz. Ama o an 1 lira gözümde o kadar çok büyüdü ki son saatlerimizi halkla yine iç içe geçirme kararı aldık. Gitme vaktimiz geldiğinde çantalarımız toparladık ve kompartımanımıza yerleştik.

Lviv-5

Bu kadar dar kompartımanlara laf ederken daha da darıyla Belarus'ta karşılaşacağımdan habersiz, Kiev’e 550 kilometrelik bir yolculuğa çıkmıştık ve bize eşlik eden bir tek rayların tıngırtısıyla gecenin sessizliği vardı.

Siz siz olun; Rynok Meydanı’ndan birkaç hediyelik almadan, Svobody Caddesi'nde bir dondurma yemeden, Lychakiv Mezarlığı’nda Fatiha okumadan, belediye binasının kulesine çıkmadan, Ukrayna mantısı varenyky yiyip, yöresel Lvivske biralarından tatmadan yahut acı bir Horilka içmeden dönmeyin derim... 

Yazının birinci kısmına http://gezimanya.com/GeziNotlari/aslanlar-sehri-lviv-1 uzantısından göz atabilir, diğer yazılarımı okumak isterseniz http://www.gezistan.com/ adresini ziyaret edebilir, şehrin haritasına ise http://goo.gl/ndQFGQ'den ulaşabilirsiniz. Esen kalın...


Yazar Hakkında

Emre Doğandor

[1994-Bolu] Bir gezgin olarak doğmadım belki ama bir gezgin olarak ölmek, torunlarıma anılarımı anlatmak için yaşıyor ve geziyorum. Şimdilik stajyer bir seyyah olarak dünyayı tanımaya çalışıyor ve tanıdığım kadar da sizlere yazıyorum. 15.02.2013 tarihinde bir blogda başlayan küçük serüvenim burada devam ediyor. Bana ulaşmak isterseniz "www....