Atlanta’dan“Rüzgar Gibi Geçti”m

Yoo elbette rüzgar gibi geçmedim, nasıl geçebilirdim ki üç hafta geçirdiğimiz kentin en ünlü simalarından biri, “Rüzgar gibi Geçti” romanının yazarı Margaret Mitchell’ın kenti burası ve ilk ziyaretimizde onun şimdilerde müze olan, yaşadığı, ünlü romanını da yazdığı ev oldu. 

1

Müze ev eski haliyle, odaları ve içindeki eşyalarının hemen tamamı aynen korunmuş, mutfak eşyaları, yatağıiçalışma odasındaki masası ve üzerindeki daktilo bizi çok eskilere gönderirken adeta tarihi yansıtıyor.

2

Genç bir görevli bizi oturma odasına davet ediyor, belki de yazarın defalarca oturduğu kanepelerinden birine oturuyoruz. Bayan Mitchell ve romanı hakkında verdiği ilginç bilgileri dinliyoruz, merak ettiğimiz soruları da cevaplıyor. Bahçede bulunan başka bir binada ise film hakkında bir video, filmin Atlanta şehrinde yapılan gala (premier) gecesinden görüntüler, duvarlarda başrol oyuncuları Clark Gable ve VivienLeigh’nin fotoğrafları ile filmden sahneler bizlere nostalji yaşatıyor. 

4

Georgia eyaletinin en büyük kenti ve başkenti olan Atlanta, Amerika’nın,Delta Havayolları, Coca Cola, CNN gibi dev firmalarından birkaç büyük firmanın merkezi.

6

Martin Luther King ile Jimmy Carter’ın memleketi ve Amerika’nın en fazla üniversite sayısına sahip 5.kenti. 2017 yılında Mercedes Benz’in Atlanta Falcon’ları için yaptırdığı devasa bir stadyuma da ev sahipliği yapan bu büyük kente ilk gelişim. Hartsfield–Jackson Atlanta Enternasyonal Havaalanı için Amerika’nın yolcu hacmi olarak en yoğun ve kalabalık alanı ve düğüm noktası imiş, ancak uçaktan indikten kısa bir yürüyüşten sonra 5 dakika içinde kendimi bavul konveyörlerinin yanında buluverdim! Üstelik de kentteki üniversitelerinden birinden davet alıp eşiyle birlikte burada yaşamaya başlayan benim sevgili yeğenim ve eşi de oradalardı, kısacası büyük bir alan ama çok güzel planlanarak kilometrelerce yürümek de gerekmiyor... 

Şehrin lakaplarından biri ve bence en güzeli, “orman içindeki şehir”, gerçektende şehir yemyeşil bir ormanın içine kurulmuş gibi, belki gibisi bile fazla.Ağaç örtüsü ile kaplı tepeler üzerine kurulmuş olan kent, merkezi de dahil olmak üzere, pek çok Amerikan kentleri gibi, çok sayıda parkları ile yemyeşil. Kentin hemen mahallesinde ciddi büyük parkları inanılmaz. Tam kent merkezindeki parklardan birinde yürürken gökdelenler ağaçların arasındansanki çok uzaklardaymış gibi görünmekte. Hemen her parkın ortalarındaki göletlerde yüzen ördekler, yürüyüş parkurları, yüzme havuzlu kulüpler, herkese açık tenis kortları gibi çeşitli olanaklar ile halkın hizmetinde. 

7

Bu sayısız parklar haricinde, yine kentin merkezindebir de botanik bahçesi var ki.. Mutlaka gidip görülmeli.

8

Öylesine muazzam bir büyüklükte bir park ki kentin göbeğinde olduğunuzu anlamıyorsunuz bile. Asırlık ağaçlar ve renk renk çiçeklerle donatılmış,yürüyüş parkurları, ilginç ve hoş dizayn bank ve iskemleler, bir kafe, şık bir restoran ve Japon bahçesi, tropikal bahçe gibi bazı özel bahçeler yer almış. Bunların yanı sıra müthiş bir orkide serası varki illaki gezmelisiniz, bu kadar çok çeşitli, değişik çeşit ve güzel orkideleri bir arada görmemiştim. Renk renk, ilginç veçok çeşitli türleri bir arada görmemiştim, hangisini çekeceğimi bilemiyorum ve yine fotoğraf çekmeye doyamıyorum hatta bu seradan ayrılmak bile istemiyorum.

9

Tropik sera da yine çok ilginç, sera dediğime bakmayın devasa bir yer elbette, yüksek boylu tropik ağaçlardan en küçük kaktüse kadar fotoğraflarda dahi görmediğim bitki türleri. Bunların yanında da çok değişik hayvancıklar da var. Siz hiç sarı yeşil mavi renklerde kurbağa gördünüz mü bilmiyorum. Ben görmemiştim, onu da gördüm burada. Üstelik de dünyanın en zehirli hayvanları, sarı, mavi, kahve mini kurbağalar. Öylesine sevimli ve masum görünüyorlar ki o denli zehirli olduklarına inanması zor. 

11

Noel’den kalma ışıklandırmalar da halen durduğu için şanslıydım. Neredeyse tüm parkdaki asırlık ağaçlardan ışık zincirleri sarkıtmışlar, yandığı zamanı düşünün, tüm park ışıl ışıl.

Tüm bu güzelliklerin arasında yaptığımız yürüyüşte karşıma çıkan “Earth Goddess” “Yeryüzü Tanrıçası” ise artık tasarım güzelliğinin zirvesine ulaşıyor, benim de nefesim kesiliyor. Sevgili yeğenim anlatıyordu ama gözümde canlandıramamıştım. Mevsim nedeniyle üzerindeki renk renk çiçekler ve avucundan akan su yoktu ama yine de çok hoştu. Ben size gördüğüm hali ve bahar aylarındaki renkli haliyle fotoğraflarını sunuyor ve yorumu sizlere bırakıyorum. 

13

Böyle güzel bir parkta her gün yürüyüş yaptığınızı düşünün, insanın ömrü uzar, kesin.

Parkın ana kapısının karşısındaki muhteşem evlerde yaşayan insanları kıskanıyorum doğrusu, böyle bir güzel bir parkın karşısında oturup her an gidip yürümek büyük bir şans değil mi sizce de?

Yarın Atlanta’nın tarihini daha iyi anlamak için muazzam bir müzeyi geziyoruz.. çoluk çocuk gidilebilecek bir müze.

nevinsalman

Yazar Hakkında

nevinsalman

Ankara da doğdum, TED Ankara Koleji ve Gazi Üniversitesi Mimarlık fakültesi mezunuyum. 6 sene Londra'da yaşadım, sonraki yıllarda İstanbul'a yerleştim ve serbest çalıştım.