Google+

BAHŞİŞLER DİYARI ŞAM – 2. Bölüm

503912 Şub 2011Gezi Notu
TUĞÇE YILMAZTUĞÇE YILMAZEditör12 Şub 201150390 Yorum

Şam’ın buradaki adı Damascus. Ama Suriyeliler kestirmeden “Damas” diyorlar. Gerçi Halep’e de Aleppo diyorlar. Tamam kabul bunda benzerlik var ama Damascus nere Şam nere?

Hicaz Tren istasyonunu görmeden dönmek olmaz ama raylar nerede? İstasyonun giriş binası yerli yerinde tüm görkemi ile duruyor. Önünde de göstermelik bir tren. Yani önündeki bu tren olmasa oranın tren istasyonu olduğunu anlamadan önünden geçebilirsiniz. Rayların olduğu, daha doğrusu olmadığı alanı tamamen kapatmışlar ve içinde çalışma yapıyorlardı. Ama ne çalışması olduğunu anladığımı söyleyemem.
Şam

Hicaz tren istasyonu Osmanlı döneminde Sultan Abdülhamit tarafından Ortadoğu’da İngiliz ve Fransızlara üstünlük sağlamak için yaptırılmış. O dönemde Anadolu’ya gitmek 40 saat civarı sürüyormuş, bu süreyi kısaltmayı amaçlamışlar. Demiryolu yapımına 1900 senesinde başlanmış ve askeri destekle 1911’de tamamlanmış. Askeri destek derken, ortada şöyle bir durum var: inşaat çabuk bitsin diye Osmanlı burada gönüllü çalışan askerlere 1 sene erken terhis olma ödülü vermiş. Bir şeyin ucunda havuç varsa ulaşmaya çalışanı da çok olur. Tam tamına 7.500 asker burada gönüllü çalışmış. Şimdi anlayamadığım, o kadar uğraş didin demir yolunu tamamla, sonra da sökülsün. Nasıl bir iş? Mutlaka büyüklerin bir bildiği vardır deyip geçmekten başka bir şansımız yok. Şu an sadece alt katı sahaf tarzında bir kitapçı. Üst katında ise eski döneme ve o dönemdeki trenlere ilişkin fotoğraflar yer alıyor. Bir de açıkhava da bu eski trenlerin sergilendiği bir müze varmış ancak biz gitmeye fırsat bulamadık.

Buradan çıkıp sırtınızı Hamidiye çarşısına verip yaklaşık 150 metre kadar yürüdükten sonra sağ tarafınızda 1554 senesinde Kanuni Sultan Süleyman’ın Mimar Sinan’a yaptırdığı “Süleymaniye Külliyesi”ni göreceksiniz.
Şam-1

Buraya giriş öyle paralı falan değil, Türk iseniz girebiliyorsunuz. Çünkü restorasyon masraflarını Türkiye üstlenmiş. Kapıda daha doğrusu kapının 20-30 metre ilerisinde oturan ak sakallı yaşlı bir adam var, sandalyede oturuyor. Burası ile Osmanlı kültürüne ilgi duyduğu için yıllardır gönüllü olarak ilgileniyormuş. Gelen gruplara kapıyı açıp Vahdettin’in de mezarı olduğu Osmanlı Hanedanına ait mezarları gezdirip, turistlerden bahşiş topluyormuş. Basit bir hesapla, Suriye’ye vize kalktıktan sonra Türkiye’den buraya akın akın turist geliyor. Her gün minimum 3 otobüs gelse, her otobüste 40 kişi olsa toplam 120 kişi. Bu 120 kişinin 50’si 1$ bahşiş bıraksa, ayda 1.500$ para yapar. Bu parayı da günde 3 defa oturduğunuz sandalyeden kalkıp, 15’er dakika hangi mezarda kim yatıyor onu söyleyerek kazanıyorsunuz. Günde 45 dakika çalışma başına ayda 1.500$ gelir… İşimi bıraksam ne?

Tabii bizi böyle 2 kişi görünce, “Türkiye’den geliyoruz” diye seslensek te sanırım 2 kişi için mesai harcamak ve oturduğu sandalyeden kalkmak istemedi. Evet, maalesef içeriye giremedik. Tabii 2 kişi gireceğiz 1$ bahşiş vereceğiz.. 10 dakika karşılığında 1$’a kıl bile kıpırdatılmaz. İşte tam bir TOK GÖNÜLLÜLÜK!

Ne yapalım, ne de olsa Vahdettin de bu mezarlığa zar zor girmişti değil mi? Padişah Vahdettin’in cenazesi taaa İtalya’dan Akdeniz üzerinden Beyrut yoluyla Şam’a getirilip buraya gömülmemiş miydi? “Koca padişah zor girmiş, bizim de elimizi kolumuzu sallaya sallaya girecek halimiz yok ya!” deyip eşimle birbirimize bakıp el sanatlarının satıldığı küçük ama sevimli çarşıya giriyoruz. Burada ne kadar sıkı pazarlık yaparsanız yapın yine de kazıklanabilirsiniz. Aynı şeye 100$ derlerken bir kişi 70$’a bir başka kişi 40$’a alabilir. Aman dikkat!

Buradan sonra Ulusal müzeyi gezdik. Girişi 150 Suri yani yaklaşık 3$. Ama gezilmeye değer bir yer. Bahçesinde birçok güzel sanatlar öğrencisi heykellerin önüne oturmuş, onların resimlerini çiziyorlardı. İçeride ise bence en etkileyici şey dünyanın ilk taşa yazılı alfabesi ve gözleri sürmeli gibi olan heykellerdi.

Görülmeye ve tadılmaya değer bu şehirden ayrılmak üzere Ürdün ve Beyrut’a giden servis taksilerin olduğu garaja gittik. Şehir merkezinden yaklaşık 10$ tutuyor. Garaja girdik. Bagajlarımızı dedektörden geçirdik ve Ürdün’e gitmek üzere bir taksi bulduk.

Fiyat olarak 700 suri yaklaşık 16 dolar dediler. Taksi burada çok ucuz. Ama o tek kişi içinmiş. Tamam 2 kişi 32 dolar yine ucuz. Bindik taksiye bekliyoruz şöför yok. 10 dakika geçti yok, 15 yok… Meğerse 2 kişi gelsinde öyle çıkayım diyormuş. Ne zaman 2 kişi daha gelir diyoruz. “Bilemem belki 10 dakika belki 1 saat. Allah bilir” diyor. İşte stratejik karar… Eğer vaktiniz kısıtlıysa, bile bile lades diyorsunuz. Dört kişi parasını ödeyip son kazığımızı kendi rızamızla yiyerek Suriye’den ayrılıyoruz.

-
Yorum göndermek için Giriş Yapın veya Üye Olun

Yorumlar(0)

Yorumlar