Google+

Arama formu

Batum gezimiz 2: Batum'un gezilip görülmesi gerekenleri

Sabah rehberimizle birlikte eski Batum’u gezdik. Sahildeki o görkemli binalardan sonra bu bölge bize çok arka planda bırakılmış geldi. Eski binalar, bozuk yollar, bakımsız sokaklar… Daha sonra konuştuğumuz bir taksi şoförü “ Bundan 20 yıl önce sahil tarafına kimse gitmezdi. Orası bataklık, sinek yuvasıydı. Herkes bu bölgede yaşardı. Ne olduysa son yıllarda oldu. Sahil gelişti, bizim buralara kimse bakmaz oldu.” diye dert yanmıştı.

Şehirde tek cami olan Orta Cami ve çevresi Türk Mahallesi olarak anılıyor. Arabayı bırakıp yürüyerek gezdik Türk Mahallesi’ni. Ne ararsanız var. Tipik bir Anadolu kasabası. Tek fark binaların en çok iki katlı olması ve ara sıra görülen Gürcüce tabelalar.

Batum

Market, berber, ayakkabıcı, lokanta, kahve… Her şey var. Sonraki günlerde buradaki esnafla da epey konuştuk. En büyük şikâyetleri Türk parasının sürekli değer kaybetmesi. “Sizin için daha iyi değil mi? Siz zaten lari kazanıyorsunuz.” diye sorduğumda, “Tamam ama bu 4 milyonluk ufacık ülkenin parasının bizim 80 milyonluk ülkemizin parasından daha değerli olmasını hazmedemiyoruz.” diyorlar. Ülke nüfusunun kalabalık olmasının değil üretimin fazla olmasının gerektiği, paranın betona değil fabrikalara yatırılmasının çok çok önemli olduğu gerçeğinden hiç bahsetmedik bile.

Batum-1

Rehberimizle birlikte Gürcü yemekleri yiyebileceğimiz bir lokantaya gittik. Hingal, haçapuri yedik. Yanında bir duble rakı içeyim dedim, bir duble rakı 10 lari. Votka 2 lari. Rakı bizden ithal olduğu için pahalı. İçki içmedik ve 4 kişi toplam 43 lari hesap verdik. Bize oldukça ucuz geldi. Bizi eve bırakan rehberimizle vedalaşıp dairemize çıktık. Batum havası çok nemli. Klimasız ortamlarda buram buram terleniyor. Duşumuzu yapıp değişik votkaların tadına baktıktan sonra “Hadi, dedik birde Batum’un gece hayatını görelim.”

Dışarı çıktık. Aslında nereye gideceğimizi de bilmiyoruz. Hafiften yağmur da yağıyor. Duraktaki otobüse bindik. “Beğendiğimiz yerde ineriz, olmazsa aynı otobüsle geri döneriz.” “Tamam mı? Tamam.” Belediye otobüsleri oldukça eski. Klima yok. Şoförün üzerinde bir vantilatör var, o serinlik veriyor. Otobüse ön kapıdan biniliyor. Hemen solda biletçi var. Biletçiler genellikle kadınlar. Bileti alıp hemen yandaki sarı renkli makineden damgalatıyorsunuz. Bilet ücreti 0,80 lari. Etrafa bakınıyoruz. Şöyle canlı fıkır fıkır bir cadde görsek ineceğiz. Yağmur da peşimizi bırakmıyor. Biraz kalabalık bir caddeye gelince iniyoruz otobüsten. Denize doğru yürüyoruz. Az ilerde “Princess Casino” var. Biz buranın müdürüne selam getirdik Yalova’dan. “Hadi girelim de selamı söyleyelim.” dedik ve girdik. Müdürü bulduk, hoş karşıladı. Bize giriş kartı çıkarttı. “Etrafı gezin, oyun oynayın, bir şeyler yiyin, için.” diyerek bizi yalnız bıraktı. “Oyun oynayın” kısmı hariç dediklerini aynen yaptık. Gece ikiye kadar hem etrafı izledik hem yemek yedik hem içki içtik… Bu gazino, gazino olalı bizim gibi beleşçiler görmemiştir! Müdür torpilini yeterince kullandığımıza karar vererek saat ikiye doğru casino’dan çıkıp taksiyle eve döndük.

Batum şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Bunlardan en iyileri Levon Apartments, Rock Hostel First Line, Old City Hotel. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Rock Hotel First Line, Batumi Home Hostel gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz Beach House Hotel, Galaxy Apartments 7, Danelia Apartment tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Batum aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Aramızda antrenör olunca sabah sporu yapmak da farz oluyor. “Hadi, bu sabah sahili boydan boya yürüyeceğiz, kıvırmak yok” komutuyla kahvaltıdan sonra yürüyüşe başladık. Aslında hem gezinti hem de sabah yürüyüşü. Hafif bir ter atarız, bu arada etrafa da bakarız diye düşündük. Sanki herkes bizim gibi düşünmüş. Yaşlısı - genci, yerlisi - yabancısı herkes sahilde. Hava güneşli. Dünkü yağmurdan eser yok ama nem yerinde. Bulvar boyunca tempolu yürüyoruz.

Batum-2

Yol üzerinde terası Karadeniz’e bakan bir lokanta var. “Girelim bir bakalım. Uygunsa akşam yemeğini burada yiyelim.” dedik. Temizlik yapılıyor, menüyü inceliyoruz. Et çeşitleri var, fiyatlar uygun. Türkçe bilen çalışan var. “Tamam akşama buradayız. Karadeniz kenarında Rusya’ya karşı iki kadeh parlatırız. Nazım’a selam göndeririz.” dedik.

Batum-3

Motivasyon kuvvetli. Limana doğru yürüyoruz. Sağda ilk göze çarpan Alfabe Kulesi. Dünyadaki 14 alfabeden biri olan, 33 harfli Gürcü alfabesi için İspanyol mimar Alberto Domingo Cabo tarafından yapılmış. Her gece ayrı bir renkte ışıklandırılıyor.

Batum-4

Akşama doğru buraya tekrar gelip kuleye çıkıyoruz. Alfabe Kulesi’ne çıkış 10 lari. Önce uzun bir asansör yolculuğuyla (Saate baktık, 110 saniye sürüyor. Konakladığımız 27 katlı binanın 14. katına asansör 25 saniyede çıkıyordu.) 1. kata çıkıyorsun. 1. katta asansör değiştirip lokanta veya seyir terasına çıkıyorsun. Alt kapıda 10 lari verip bilet aldıktan sonra görevli bekleyenleri asansöre bindirip yukarı yolluyor. 110 saniyelik yolculuktan sonra geldiğin transfer katında iniyorsun. Burada bekleyen görevli seni bir başka asansöre bindirip yukarı gönderiyor. İster lokantada istersen seyir terasında iniyorsun.

Batum-5

Seyir terasından veya merdivenle çıkılan üst katından muhteşem bir Batum ve Karadeniz manzarası izliyorsunuz.

Batum-6

Alfabe Kulesi’nin ilerisinde Deniz Feneri ve Batumi yazısı var. (Gürcü alfabesiyle yazıldığı için öyle olduğunu zannettik. Her zaman her yerde sıkça rastladığımız bir Türk bulamadığımızdan soramadık.) Fransızlar tarafından 1882 yılında yapılan bu fener hâlâ çalışıyor mu bilmiyorum ama Batum’un tarihî yapılarından biri. Turistlerin de ilgisini çekiyor.

Batum-7

Batumi yazısının ilerisinde Ali ile Nino heykeli var. İlginç bir heykel. Yıllar önce okuduğum Azerbaycanlı yazar Kurban Said’in ünlü romanı Ali ile Nino’yu bu gezi öncesi tekrar okudum. Malum yaş ilerleyince unutmalar oluyor.

Ali, Azerbaycan bir han oğlu. Nino da Gürcü bir prenses. Her ikisinin de ailesi zengin ve sözleri dinlenen aileler. Günün yönetimlerinde söz sahibiler. Okul yıllarından beri birbirlerini seven iki genç, ayrı dinden olmalarına rağmen çeşitli zorluklardan sonra evleniyorlar. Hani tamamen umutsuz bir aşk hikâyesi değil. Mutlu geçen birkaç yıldan sonra kızı ve karısı Nino’yu babasının yanına gönderen Ali, Sovyet İşgali’ne karşı yurdunu savunurken şehit oluyor. 2010 yılında yapılan bu 8 metrelik bu heykeldeki figürler, yavaşça hareket ederek birbirlerinin içinden geçiyorlar. İlginç bir heykel.

Batum-8

Batumlu yöneticiler ilgi çekebilmek için dünyadaki tanınmış objeleri bazılarını kopya etmişler. Ali ile Nino heykelinin hemen yanında Londra’daki dönme dolabın aynısını yapmışlar, ama biraz daha küçük. Henüz sezon açılmadığı için binemedik. Dönme dolabı geçince solumuzdaki denizi ve limanı, karşıdaki dağların yeşilliğini izleyip, “Burası aynı bizim Karadeniz dağlarına benziyor,” diye düşünerek (Hoş zaten Karadeniz’desin.) yürürken birden İzmir Konak Meydanı’na çıkıyorsun. Saat Kulesi tam karşında. İzmir’deki Saat Kulesi’nin bir benzeri olan bu kuledeki çeşmelerden, yaz akşamları saat 19.00-19.05 arası Gürcü içkisi olan chacha (çaça) akıyormuş. Bir çeşit Gürcü votkası olan chacha, marketlerde 10-15 lariye satılıyor. Seyyar tezgâhlarda ev yapımı chacha’nın litresi 5 lari. Armut gazozuyla içimi güzel. Saat Kulesi’nin hemen yanında liman var. Burada motor turları da yapılıyor ancak “Nereye, ne zaman, kaç para?” soracak kimseyi sabah saatlerinde bulamadık. Daha sonra da buralara gelmemize rağmen sormak aklımıza gelmedi. Bilen varsa yorumlara yazsın.

Batum-9

Sahili boydan boya yürüyüp teleferik binasının yanına geldik. Burası Türk Mahallesi’nin deniz tarafı. Antrenörümüz sabah yürüyüşümüzün yeterli olduğunu söyleyince derin bir oh çekerek ilk gördüğümüz taksiyi çevirdik.

Batum’da sık sık taksiye bindik. İlk başlarda her binişte pazarlık yapalım diye düşündük, ama şehir içinde nereye gideceksek hep 5 lari istediler. Biz de pazarlık yapmaktan vazgeçtik. Harita üzerinden gideceğimiz yeri gösterip 5 lari’yi uzatıp arabaya biniyorduk. Hiçbiri de itiraz etmedi. Hatta biri para üstü de vermeye kalktı, almadık. Taksi şoförleri genelde Türkçe konuşuyor. İlginç bilgiler de verdiler yolculuklarımızda. Bazıları şöyle:

Batum’da Sovyetler Birliği zamanında 16 çay fabrikası varmış. “Çay ekip biçer, toplar fabrikaya verirdik. Şu anda bir tane bile çay fabrikası kalmadı. Eskiden gençlerimiz ya okur ya da askerlikten sonra mutlaka bir işe yerleştirilirlerdi. Devlet kontrol ederdi. Şimdi hiç kimse sormuyor. Şu anda Batum’da yalnız 5 tane tekstil fabrikası var. Onlar da Türklerin. Çocuklarımız ya yurt dışına çalışmaya ya da Doğu Karadeniz’e çay toplamaya gidiyor.” diyor Batumlu taksici Misha. (+995555 14 29 54)

Dönüşte Batum’dan sınıra kadar 20 lari verdik taksiye. Bir başka gün de taksici bizi Batum Botanik Bahçesi’ne götürüp 2. kapıda bıraktı. O, 1. kapıya gidip bizi bekledi. Gezimiz bittikten sonra dönüp Batum’u da gezdik toplam 50 lari ödedik. Fiyatlar bize epey uygun geldi. Şehir içinde süper benzin 2,52, motorin 2,35 lari. Bir başka taksici de Batum’da taksicilik yapmak için herhangi bir işlem yapmaya gerek olmadığını, arabanızın üzerine ışıklı TAKSİ yazısını koyup hemen çalışmaya başlayabileceğinizi anlattı ancak bu işi bir düzene sokma çalışmalarının da yapıldığını ekledi.

Evde duş alıp üstümüzü değiştirdikten sonra Türk Mahallesi’ne geldik. Bir gün önce tanıştığımız aşçının çalıştığı Türk lokantasında karnımızı doyurduk. Türk yemeklerinin tamamı artı Gürcü yemekleri de var. Yukarıda da bahsettim, yemek fiyatları oldukça uygun. Yemek sonrası kapı önünde çayımızı yudumlarken işletme sahibiyle uzun uzun sohbet ettik. Oradaki Türklerin çoğu Doğu Karadeniz Bölgesi’nden gelmiş. Bir kısmı günlük gidip geliyormuş. Bir kısmı ailesini de getirmiş ama önemli bir bölümü, çift evli bir hayat yaşıyormuş. Yiyecek içecek sektörü iyi kazandırıyormuş. Ben söyleyenin yalancısıyım. İş açmak isteyenlere duyurulur.

Karnımızı doyurduktan sonra Batum’u bir de tepeden görelim diyerek hemen yakındaki teleferik istasyonunun yolunu tuttuk. Şehrin tam içinde, sahilde Orta Cami’nin yakınında, karşıdaki Anio Dağı’na giden teleferik var.

Batum-10

15 lari karşılığında Anio Dağı’na gidip gelebiliyorsunuz. Harika bir Batum manzarası izleyerek 15 dakikada tepeye çıkıyorsunuz. Tepede bir seyir terası ve kafeterya var. Burada içkinizi yudumlayarak Batum manzarası seyredebilirsiniz. Para ile çalışan dürbünler de var. Biz kafeteryaya takılmadık. Terastan Batum manzarasını içselleştirdik. Bol bol fotoğraflar çektik.

Batum-11

Burada hediyelik eşya ve magnet satan bir reyon da var. Havanın daha elverişli olduğu bir zamanda soğuk bir bira eşliğinde Batum manzarası izlemenin zevkine doyum olmayacağına eminim. Teleferikten inip Batum Pier’e doğru yürürken kahve molası vermek için bir kafeye oturduk. Çayımızı kahvemizi içerken oradan buradan konuşuyoruz. Yan masada konuşmalarımıza kulak misafiri olan dayı: “Uşaklar siz Yalovalı mısınız?” diyerek yanımıza gelip oturdu.

1999 depremine kadar 15 yıl Yalova’da inşaatlar yapan, aynı mahallede yıllarca oturduğumuz Rıza Dayı ile tanıştık. Oturduğumuz mekânın sahibiymiş. Depremden sonra buralara gelmiş. Oğluyla birlikte çalışıyorlarmış. Ortak tanıdıklarımız çoktu. Hepsini teker teker sordu. “Vallahi Yalova’yı yeniden görmüş gibi oldum. Kaldığınız sürece burası sizin yeriniz.” diyerek bizi çok memnun etti. Taksici Misha ile de orada tanıştık. Ertesi gün Botanik Bahçesi’ne gitmek için sözleştik. Yapma etme dememize rağmen kalkarken hesap istemediği gibi, taksiciye de “Ha bu uşakları evlerine götüreceksin. Para istersen senin…….” dedi. Eve geldiğimizde verdiğimiz parayı taksici almadı.

Akşam 19.00’da evden çıktık. Sabah yürüyüşünde belirlediğimiz lokantaya doğru yürüyoruz. Git git lokanta yok. Hâlbuki sabah hemencecik varmıştık. Yanlış mı gidiyoruz diye de düşündük ama deniz kenarındaki kentlerde yol kaybedilmez ki. Yol aynı yol ama bizde sabahki performans yok. Aslında kısa ama bize uzun gelen bir yürüyüşten sonra lokantaya vardık. Terasta bir masaya oturduk. Çakıl sahil ve Karadeniz. Karşısı Rusya. İçimden “Komünistler Rusya’ya” diye bağırmak geldi. Hemen yanımızdaki masada oturan genç bana dönüp “Abi siz de Türk’sünüz değil mi? Koca lokantada bir tek yabancı yok. Sanki İzmir Kordon boyundayız.” demez mi?

Bu akşam et yiyeceğiz. Şiş ve bonfile söyledik. Birkaç çeşit de meze getirdiler. Eh bunların yanında rakı içmeden olmaz. 50’lik yeni rakı 75 lari, olsun (50’lik votka 15 lari). Para yemeye gelmedik mi? Söyledik rakımızı da. Ayın şavkı sazın üstüne değil, Karadeniz’in üstüne vururken, uzun bir yemekle gecemizi sonlandırdık.

Yarın Botanik Bahçesi’ne gideceğiz ve Batum’u araba ile turlayacağız.

Yazı dizisinin birinci bölümü: https://gezimanya.com/GeziNotlari/batum-gezimiz-ulasim-ve-ilk-bakista-batum
Yazı dizisinin üçüncü bölümü: https://gezimanya.com/GeziNotlari/batum-gezimiz-3-botanik-bahcesi-medea-ve-turkiyeye-donus

Etiketler