Batum Günleri

Davetlisi olarak gittiğimiz Ajara Turizm Departmanı organizasyonuyla Gezimanya eşliğinde yine düştük yola... Bu kez rotamız komşu ülke Gürcistan. Sınırdan karşıya bir bakıp geleceğiz 3 gün içerisinde. Batum’da ne oluyor ne bitiyor, nereleri görmeli, ne yapmalı, ne yemeli hepsini keşfedip paylaşmak için gidiyoruz. Amacımız Batum’da #gezmedikyerbırakma’mak.

Ben İzmir’den yola çıktığım için ekiple Sabiha Gökçen Havalimanı’nda uçağın kapısında ancak buluşabiliyorum. Gece uçuşuyla Gürcistan’ın Kutaisi şehrine uçuyoruz. Madem Batum’a gidiyorsunuz, ne işiniz var Kutaisi’de demeyin; gezgin insan her yerdedir; varılacak yerden de önemlisi yolculuğun kendisidir bazen. O sebeple yolu biraz uzatmanın da çok sıkıntısı olmaz. 
Ülkeye Sıcak Karşılama
 
Türkiye’de birçok kişi ki buna kendimi de dâhil ediyorum, ülkelerin vizeleriyle uğraşmaktan bıkmıştır. Belgeleri toplaması, başvurusu, bir dünya masraf yapması hepsi ayrı dert. Bu sebeple vizesiz ülkeleri tercih eden çok var ve sevindirici bilgi: Gürcistan’a vize gerekmiyor. Hatta vizeyi bırakın pasaport bile gerekmiyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları nüfus cüzdanlarıyla ülkeye giriş yapabiliyorlar. O da mı yetmedi? Yurtdışı çıkış harcı da ödemiyorsunuz! Daha fazlasını mı istiyorsunuz? Ülkeye girişte bir şişe şarapla karşılanıyorsunuz.
 
Muhtemelen son yazdığımın gerçek olmadığını düşündünüz ama evet doğru. Onca ülke giriş çıkışında hiçbir yerde benzerini görmediğim bir uygulama. Kutaisi Havalimanı’nda kimlik / pasaport kontrol memurları işlemlerini bitirdikleri herkese ülkeye girerken bir küçük şişe şarap hediye ediyor. Böyle sıcak bir karşılama karşısında insanın yüzü gülüyor doğal olarak. Memur hanımefendiye sürekli bu uygulama var mı diye sordum, dönemsel olarak yapıyorlarmış. Ayrıca geçtiğimiz senelerde Batum Havalimanı’nda da baklava ikramı yapıldığını öğrendim. Pek güzel, pek şahane!
 
Batum konaklamamız Hilton Otel’de gerçekleşti. Her ne kadar sabah 5’te vardığımız otelde check-in işlemlerinde ufak sıkıntılar yaşamış olsak ve restoran servisinden çok verim alamamış olsak da Batum Hilton son derece güzel bir otel.Diğer Batum otelleri hakkında da iyi şeyler duyduk. :) Hizmet sektörü standartlarını dünyanın farkı noktalarında o coğrafyanın genel yapısıyla birlikte değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Böyle bakıldığında ufak aksaklıklar Gürcistan gibi bana göre gelişmekte ve turizmi yeni öğrenmekte olan bir ülke için hoş görülebilir. 

Haçapuri
 
Birinci gün öğlene kadar dinlenip otelden çıkıyoruz. İlk durağımız Porto Franco Restaurant. Burada Gürcülerin meşhur ‘Haçapuri’sinin yapımını izleyeceğiz ve elbette tadacağız. Haçapuri bir çeşit yuvarlak peynirli pide. İçine isteğe göre ayrıca yumurta da kırılabiliyor. Fırından çıkıp sıcak sıcak servis ediliyor. Lezzeti güzeldi ancak bir o kadar da ağır bir yemekti; birçoğumuz bitirmekte zorlandık. Bu arada Haçapuri ülkede bölgeden bölgeye şekil, sunum, lezzet olarak değişiyor. Bizdeki ‘kebap’ ya da ‘köfte’ gibi düşünebilirsiniz. Karşınıza bambaşka formlarda haçapuri çıkacaktır. Yemeden sakın dönmeyin. Zaten öyle bir şansınız da yok gibi çünkü her yerde!

Biraz Oradan Biraz da Buradan
 
Güne şehir turuyla devam ediyoruz. Batum şehir merkezi bence çok enteresan. Bir tarafta ‘Sovyet Gökdelenleri’ lakabı verilen eski Sovyet usulü büyük apartmanlar, diğer yanda adım başı yükselen ve daha da inşa edilen yüksek, gösterişli gerçek gökdelenler. Bunların arasına da çeşit olsun diye serpiştirilmiş enteresan mimari yapılar, sanatsal objeler, anıtlar ve dünyanın çeşitli noktalarındaki simge yapıların birer kopyası. Örneğin bir İzmirli olarak şehrimin simgesi olan Konak Saat Kulesi’ni Gürcistan’da göreceğim aklıma gelmezdi. Neredeyse aynısını yapıp konduruvermişler. E önünde bir fotoğraf çekilmeden olmazdı tabi.

Toplu gezintimiz sonrası serbest zamanda tek başıma hissedip keşfetmek için bir süre daha dolaştım Batum sokaklarında. Benim için hiçbir gezi, kendi başıma dolaşıp tecrübe etmeden tamamlanmış sayılmaz. Gittiğim her destinasyonda duruma göre bunun için birkaç saat, gün, hafta, ay yaratıp ülkeyi bir de tek başıma görmeyi tercih ederim. Böylece her şey yerli yerine oturuyor kafamda ve daha iyi anlayabiliyorum insanını, kültürünü.

Gürcü Usulü Eğlence
 
Akşam yemeği için, deniz üzerinde bir platformda yer alan San Remo Restoran’dayız. Gezinin ilk başından itibaren sürekli bizimle olup ilgilenen Batum Turizm Ofisi yetkilisi sevgili Nona bizim için burada rezervasyon yapmakla kalmamış, aynı zamanda şahane bir dans gösterisi de organize etmiş. Gecenin başmisafirleri olarak masamız en ortada ve sahnenin hemen önünde. Dansçılar kıyafetlerini her değiştirdiklerinde bambaşka müzik ve danslarla karşımıza çıkıyorlar. Çeşitli Gürcü yemek, meze ve şaraplarını da bolca tatma şansı yakaladığımız güzel bir akşam oluyor.
 
İkinci güne Botanik Bahçesi’nde başlıyoruz. Aslında bahçe kelimesini kullanmak oldukça yanlış. Milli Park, Orman gibi bir kelime kullanılsa sanki daha uygun olacakmış. Çünkü burası dünyanın en büyük ikinci botanik bahçesi. Biz birkaç saatlik kısıtlı zamanımızda ufak bir bölümünü geziyoruz ancak o bile etkilenmemiz için yeterli oluyor. Çeşit çeşit ağaçlar, bitkiler, çiçekler. Ben bu kadar çok bambu ağacını Gürcistan’da görmüş olmaya çok şaşırıyorum açıkçası. Benim için bambu daha çok tropik Asya ülkeleriyle bağdaştırdığım bir ağaçtı.
 
Botanik bahçesi sonrasında arkeoloji müzesini geziyoruz. Meraklıları için oldukça güzel, büyük bir müze. Şahsen benim çok ilgimi çekmiyor. Ardından sanat müzesini geziyoruz. Buradaki güncel Pir Osman sergisi oldukça ilgi çekiciydi. Ve tabii ki yine çeşitli Gürcü yemeklerinden tatmaya ve tıka basa doymaya devam ettiğimiz bir öğle yemeği. Akşamüstü etkinliğimiz ise Batum’un önemli turistik atraksiyonlarından bir tanesi olan Yunus Parkı oluyor. Bu hassas bir konu olduğu ve ben de şahsen yunus parklarını desteklemiyor olduğumdan bu yazının içeriğini karıştırmamak adına detaya girmek istemiyorum.
 
Akşam yemeğine kadar olan boş vaktimize biraz şehir yürüyüşü, ardından Hilton Otel’in hamam ve kapalı yüzme havuzunda biraz rahatlama sığdırıyorum. Akşam yemeğinde otelin restoranının misafiriyiz. Yemekler oldukça lezzetli. Yemeğin ardından birkaç kişi, bir de Batum’un gecesini keşfedelim deyip soluğu kumarhanelerde alıyoruz. Hepimiz acemiyiz, ufak paralarla rulet oynuyoruz. Geceyi sıfıra sıfır kapatan da var, benim gibi 100 TL kadar zarar eden de, az kar eden de… Amacımız zaten ortamı koklamak, ne oluyor ne dönüyor tecrübe etmekti. Bu sebeple üç farklı kumarhane gezdik. Kumarhanelerin müşterilerinin hemen hemen tamamını Türkler oluşturuyor. Çalışanlar da zaten Türkçe konuşuyor. Çok büyük bir sektör ve gerçekten büyük paralar dönüyor. Meraklısı için ortam güzel.

Batum’da Son Gün
 
Son günümüzde önce pazara çıkıyoruz. Ben çok mutluyum çünkü gittiğim tüm ülkelerde pazara gidip yerel ortamı gözlemlerim, alışveriş yaparım. Kimi zaman tüm günümü pazarda yiyip içerek ve muhabbetle geçiririm. Batum’un pazar yeri her gün kuruluyor ve her türlü et, sebze, meyve satışının merkezi. Şehir merkezine oldukça yakın konumu. Pazardan sonra Batum’un dünyaca ödüllü McDonald’s restoranına uğruyoruz. Buranın özelliği sıra dışı mimarisi ve tasarımı. Ardından tepetaklak duruyor izlenimi verilmiş restorana bir göz atıyoruz. Bundan daha önce ABD’de Orlando’da da görmüştüm. Batumluların da böyle değişik şeyleri sevdiğini gördüğümüze göre burada da karşımıza çıkması şaşırtıcı değil.

Günün sonraki durakları, Türkiye sınırına oldukça yakın bir konumda yer alan tarihi Gonio – ApsarosKalesi. Burada rehberimizden biraz tarihe dair bilgiler alıyoruz. Sonraki durağımız Batum’un iç taraflarında, şehirden kopuk doğanın içinde yer alan bir şarap evi. Burada bahçede bizim için lezzetli bir sofra kurulmuş. Yemekler çok güzeldi ancak şarapların kalitesi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Gürcü şarapları oldukça meşhur ve çok çeşitli yerlerde üretiliyor. Daha önce çok daha lezzetlilerini tatmıştım. Buradan sonra Makhuntseti Şelalesi’ne gidiyoruz. Böyle doğal ortamlara bayılıyorum işte. Ardından tarihi bir taş köprü üzerinde büyükbaş hayvanlarla birlikte hatıra fotoğrafları çekildikten sonra Batum’a dönüş.
 
Şehirde Gürcü bir televizyon kanalı muhabirleri bizi bekliyor. Onlara Türkiye’den gelen bloggerlar olarak röportaj veriyoruz. Aynı akşam ana haber bülteninde yayınlanıyor. Ardından grubun bir kısmı otele dinlenmeye geçiyor, geri kalanlar olarak ise teleferikle tepeye çıkıyoruz. Batum’a gelen herkes teleferiğe kesinlikle binmeli. Şahane bir manzara var. Biz aydınlıkta çıktık, gece de ayrı güzel olacağından şüphem yok. Son akşam yemeğimizi ise deniz kenarında yer alan deniz ürünleri restoranı Gold Fish’de yiyoruz. Burada yediğim midyelerin tadı damağımda kalıyor diyebilirim.
 
Dönüş yolunda araçta sohbetler, eğlenceler. Muhabbeti bol bu kadar blogger bir araya gelince her daim şahane oluyor. Sırtçantalılar Topluluğu adına katıldığım bu güzel organizasyon için #Gezimanya ve #Acara #Batum turizm ofisine teşekkürlerle...
               Engin Kaban

Etiketler

Engin Kaban

Yazar Hakkında

Engin Kaban

İzmir Bornova Anadolu Lisesi, İTÜ Makina Mühendisliği mezunu. İsveç’te İnovasyon Çalışmaları lisansüstü eğitimi aldı.