Google+

BATUM ÜZERİNDEN ERMENİSTAN’A YOLCULUK

1152514 Kas 2013Gezi Notu
SONER GÜRKAN YÜCELSONER GÜRKAN YÜCELGezgin14 Kas 2013115250 Yorum

Yine maceraya atılmak için  dünyayı dolaşmaya karar verdim ama daha önceden yaptığım yurtdışı seyahatlerimin haricinde kendime başka uzak yollar, farklı rotalar çizmeliydim. Yıllarca yaşamış olduğum deneyimlerime yenisini eklemeliydim üstelik.Günlerce düşünüp “Acaba nerelere gitsem? Hangi ülkeleri dolaşıp araştırsam? Gezdiğim ülkelerle ilgili bilgileri kiminle paylaşsam?” diye sürekli düşünür dururdum nedense hep.

Gezmek, görmek, dolaşmak benim çocukluktan kalma tutkum olmuştu üstelik. Dünyada yapılacak ilgi duyulacak o kadar meşguliyet-hobi varken neden gezgin olmuştum yollara düşmüştüm acaba? Bu bana yoksa doğuştan Allah'ın bir lütfu mu, sonradan kanıma sonraları işleyen geçici bir heves miydi acaba? Onu hep yaşantım boyunca sürekli anlamaya, idrak etmeye çalıştım ama gezme tutkum daha ağır olduğu için çözemedim bir türlü tüm yaşamım boyunca. Çocukluğumdan kalma evden kaçmalarımdan sonra, zaten fazlası ile tecrübeler kazanmış, farklı maceralar yaşamıştım, ama bu bana yetmiyordu. Üstelik yine yollara mutlaka düşmeli, yola koyulmalıydım. Yıllardır devlet dairesinde dirsek çürütüyordum, gözüm sürekli yollarda. Ama hep aklımda özgür olma, dünyayı dolaşma, farklı medeniyetlerde, farklı coğrafyalarda yaşayan insanların yaşantısını, kültürlerini, kısacası ait oldukları mekanları görme hevesim her zaman ön planda idi. Değişik ülkelere seyahat etmeliydim.

Uzun bir düşünme faslından sonra üstelikte cebimde olan kısıtlı para ile kimseden maddi destek almadan yine yollara düşme kararı almıştım ve bu kararımı uygulamalıydım her zamanki gibi. Üstelik seyahatlerimi tek yapıyordum ama istiyordum ki uzun yollara giderken mutlaka gezgin bir kafa dengi arkadaşım olsun. Nedense bana ayak uyduracak kimseler yoktu çevremde. Olanlar da  o dönem nereye gideceğimi duyunca şaşırıyorlar: “Ne işin var oralarda? Sen delisin!” diyorlardı. Üstelik bence haksız da değillerdi yani. Rotamı kimsenin gitmeye cesaret edemediği ERMENİSTAN'a çevirmiştim. Gerçekten de dostlarımın dedikleri gibi ben deli olmalıydım, yahut aklımdan zorum olmalıydı. Çünkü akıllı insanın düşüneceği, gideceği yer değildi ERMENİSTAN. Dediğim gibi macerayı, aksiyonu, heyecanı, tehlikeyi oldum olası seviyordum. Bu seyahat tam bana göre biçilmiş kaftan idi. Kafama koymuştum, kimselerin gitmeye cesaret edemediği ülke olan ERMENİSTAN topraklarını gezmeli, oraları araştırmalıydım.

Uzun araştırmalar yapmıştım kitaplardan, ama kendime göre istediğim bilgileri bulamamıştım. Az bir bilgi ile yetinmiştim. Üstelik o dönemler internet de yoktu ülkemizde bilgi toplamam, araştırmalar yapabilmem için. Aklımda sadece gezmek, bulunduğum şehirden uzaklara gitmek vardı. Nihayet yavaş yavaş hazırlıklara başladım. Büyük gün gelip çatmıştı. İçimdeki yola çıkma hevesini zaptedemez olmuştum. Çalıştığım Ankara'daki resmi kamu kurumundan  senelik iznimi alarak 1997 senesinin temmuz ayında, yaz mevsiminin kavurucu sıcağında, pasaportum ve sırt çantam-kamping malzemelerimle otobüs terminali AŞTİ’nin yolunu tutmuştum.

Hedefim bir an önce bulabileceğim ilk otobüsle Karadeniz Bölgesi üzerinden Artvin ili Hopa ilçesine ulaşmaktı. Zaten harita üzerinde rotamı çizmiş, karar vermiştim. Geri dönüş yoktu. Kafama koymuştum bir defa. Bulduğum en erken bir otobüse bilet almış, yola koyulmuştum. Uzun bir yolculuktan sonra Karadeniz’in en doğu uç ilçesi olan Hopa'daydım şimdi. Yapmış olduğum otobüs yolculuğu beni hayli yormuştu. Dinlenmem gerektiğini düşündüm ama içimdeki Ermenistan'a bir an önce ulaşmak isteği beni fazlası ile heyecanlandırıyordu. Ama yorgun olarak yola devam etmek seyahat performansımı düşürüp olumsuz etkileyebilecekti. Dinlenmek için kendime o dönemler Hopa'nın en gözde lüks oteli olan PaPiLa Otelde yer aldım.
Batum

Eşyalarımı odama yerleştirdikten sonra Hopa'yı gezmeye koyuldum. Çok hoş bir sahil ilçesiydi. Gürcistan-Batum topraklarına sahilden çok yakındı. Hopa'da gözlemlerimde çok Gürcü vatandaşlarının olduğuna şahit oldum. Ülkelerinden satmak için bir şeyler getirmişler, pazarlarda satıyorlardı. Gece alemi, gazinolar ve barlarla çoktan aşmıştı kendisini Hopa. Yabancı uyruklu vatandaşlar ekonomiye katkıda bulunuyordu adeta. Gece Hayatı konusunda neredeyse İstanbul ile yarışacak duruma gelmişti Hopa. Alan razı-satan razıydı,  sıkıntı yoktu gözlemlerimde.

Dinlenmek için kaldığım otele gitmeden önce çıkış kapım olan Sarp Kara Hudut Kapısını kullanacaktım zaten. Gümrük ve ulaşım hakkında oralarda yaşayan insanlardan bilgi aldım.  O dönemler fazla sınır kapısına ulaşım araçları olmadığından ya ticari taksiler ile veya Hopa-Kemalpaşa Beldesi üzerinden gidiliyordu. Aradaki gümrüğe olan mesafe sahil üzeri eski yoldan 22 kilometre çekmekteydi. Hesabımı kitabımı yaparak Kemalpaşa Beldesi üzerinden gidecektim. Zaten taksi ile gitmiş olsam kısıtlı olan paramdan çok para ödemem gerektiğini biliyordum. Paramı idareli kullanmalıydım.

Batum şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Bunlardan en iyileri Rock Hostel First Line, Levon Apartments, Old City Hotel. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Titanic Hotel, Plaza Hotel gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz Hostel Cash, Eiffel, Galaxy Apartment 5 tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Batum aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Nihayet dinlenmek üzere otelime, odama çekildim ve zaten yol yorgunu olduğumdan dolayı hemen uyumaya başladım. Uyanır uyanmaz düştüm yola. Hopa’dan Kemalpaşa beldesine maceram o dönemlerin eski model Ford minibüsleri ile başlayacaktı. Nihayet eski sahil yolundan Karadeniz'in o muhteşem bozuk yolunda ilerleyerek yeşilin her tonunu, muazzam manzarasını görme fırsatını yakalamış bulunuyordum. Yaklaşık olarak  45 dakikalık bir minibüs yolculuğuyla Kemalpaşa Beldesine varmıştım. Şimdiki durağım 8 km sonra Sarp Kara Hudut Kapısı olacaktı ama maalesef buradan da minibüs bulmak sıkıntılıydı. Ama zaten kararımı vermiş olan ben kesinlikle pes etmeyecek bu gezimi iyi ya da kötü yapacaktım. Nihayetinde ya gidecek ya gidecektim!

Gümrüğe giden minübüsler kısıtlı olduğundan beklemem gerektiğini anlamıştım ama bulunduğum çevreyi de gezmek istiyordum hazır gelmişken. Kemalpaşa beldesinde kahvehane ağzında oturan insanları ve ellerinde kollarında bacaklarında ufak ziller takılmış,  eğitilmiş atmacaları görmüştüm. Aslında bu gördüklerimi çok ufakken TRT kanallarında belgesellerde görürdüm ama burada da görme imkanına kavuştum. Gezime ayrı bir zevk kattı gerçekten. Dokunmak, sevmek istiyordum atmacaları ama korkuyordum saldırır diye. Nihayetinde korkumun yersiz olduğunu anladım ve sahibinin yardımı ile sevmeye başladım hayvanı. Hem bu sevmeden ben zevk duydum, hem atmaca haz almıştı.

Karadeniz'in o meşhur eski kesme taşlı kemer köprülerini de gördüm burada, Kemalpaşa beldesinde. Beldenin merkezinde yüksekçe bir alanda yüksek bir derenin üzerinde kurulmuş ama kullanılmıyordu zaten. Tarihi eser niteliğinde olduğu için güzelliği ile yıllara adeta “Ben yıkılmadım, burada hala eski güzelliğim ile ayaktayım” diyordu. O kemerli taş köprüde..bir saatlik bir beklemeden sonra gümrüğe hareket zamanı gelmiş, minibüste Türk ve Gürcü vatandaşlar yerini almıştı. Nihayet hareket etmiştik.

Gümrüğe doğru yaklaştıkça heyecanım artıyordu. Bozuk yollar sahil boyunca burada da karşıma çıkmıştı. Yolda ilerlerken Gürcistan (Georgia) plakalı eski otomobiller ve Rus Macaristan yapımı eski, köhne, yıllanmış İKARUS marka yolcu otobüsleri ilk gözüme çarpanlardı. Uzun yollara, yurt dışına çıkan tırlarla karşılaşıyordum yol boyunca hareketimizde.

İşte beklenen an sonunda gelmiş kendimi o kadar uzun yoldan ve yorucu yolculuktan sonra Sarp Sınır Kapısı’nda bulmuştum. Heyecanım yarı yarıya geçmişti ama bu bana yetmiyor, daha fazla macera ve heyecan arıyordum. Sonuçta zaten macerayı ve heyecanı fazlası ile seviyor, iliklerime kadar yaşamak istiyordum.
Batum-1

Gümrükte göz gezdirdiğim kadarı ile kargaşa hakimdi. Kim nereden geliyor, kim nereden çıkıyor seçilmiyordu. Yolcu otobüsleri genelde dolu oluyor, kimi insanlar ise yaya olarak ellerinde çantalarla, yüklerle her iki ülke gümrüğüne yürüyerek karşılıklı gidip geliyorlardı. Pasaportumu uzatarak gümrük işlemlerimi ve sırt çantamdaki kamping malzeleriminin kontrolünden sonra nihayet Türkiye'den çıkışımı alarak 5  dakika sonra Gürcistan Gümrüğüne geliyorum. Pasaportumu görevliye verip pasaportuma 20 Dolar ödeyerek 1 aylık Gürcistan vizemi anında alıyor ve gerekli gümrük kontrolünden sonra arada sırada ufak rüşvetler isteyerek Gürcü yetkililer girmeme izin veriyorlar.

Gürcistan gümrüğünden çıkışta sahil kısmında turlayıp, civardaki Sarp-Gürcü Köyüne çıkıyorum. Yüksek bir hakim ormanlık tepeden Türkiye'nin Sarp Köyünü Gürcistan topraklarından rahatlıkla izliyorum. Öğrendiğim kadarıyla orada eskiden her iki taraftaki köy toprakları birlikteymiş. İnsanlar Cumhuriyet öncesi beraber yaşıyorlarmış, sonrasında sınır ayrılınca birbirinden akrabalar, herkes ayrı taraflarda kalmış. Yıllarca uzaktan uzağa zor da olsa görüşürlermiş birbirlerine karşılıklı bağırmak sureti ile. Sonrasında 1989 yılında Soviyetler Birliği’nin dağılmasından sonra her iki millet artık sorunsuz olarak karşılıklı gidip gelerek görüşmeye başlamışlar. Tabii ben bunları bilmiyordum, nihayetinde ilk defa gelmiştim buralara. Gürcistan'da gümrükte tanıştığım Valiko isimli aslen Ukrayna uyruklu, Gürcistan Vatandaşı arkadaş bana buralar hakkında bildiklerini anlattı sağolsun.

Gürcistan Batum kapısındaki yerleşim yerlerinin bizim Karadeniz sahillerinden iklim olarak bir farkı yok. Sadece evlerin yapısı Rus evlerine benziyor, farklı bir mimari tarzını anlatıyor. Kısa gezimden sonra otobüse binerek Acaristan Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Batum'a yarım saatlik bir yolculuktan sonra ulaşabiliyorum.
Batum-2

Şehir eski ama binalar oldukça farklı. Rus mimari yapısı burada da gözüme çarpıyor. Caddeler oldukça geniş ve muntazam. Neredeyse 4-5 araba yan yana geçecek şekilde düzenlenmiş. Her ne kadar bazı yerler yıkık harabe olsa da görülmeye değer bir şehir olduğunu buradan söyleyebilirim sizlere. Batum şehrini doyasıya geziyorum. Geniş caddeleri, büyük parkları, heykelleri görme fırsatı yakalıyorum. Yolumu uzatmadan tekrar yola koyulma vakti geliyor. Yine eski bulduğum bir otobüsle başkent Tiflis'e (Tbilisi) doğru hareket ediyorum.
Batum-3

Her ne kadar Gürcü dili bilmesem de, daha önceleri Nahçıvan ve Azerbeycan'a, sonrasında diğer Türki Cumhuriyetleri’ne ve Rusya'nın farklı şehirlerine yaptığım gezilerden ve kaldığım aylarca sürelerde Rusça'yı öğrenmiştim ve iletişimimi Rusça ile kuruyordum yerli insanlarla. Batum-Tiflis arasını sorduğum kadarı ile 5 saatin üzerinde alacakmışız mesafe olarak. Uzun orman yollarından hep yükseklere doğru yol alıyoruz.

Yazının

  1. Bölümü için: http://www.gezimanya.com/GeziNotlari/batum-uzerinden-ermenistana-yolculuk
  2. Bölümü için: http://www.gezimanya.com/GeziNotlari/batum-erivan-arasi-tiflis-gezisi
  3. Bölümü için: http://www.gezimanya.com/GeziNotlari/ermenistana-giris-ve-erivan
-
Yorum göndermek için Giriş Yapın veya Üye Olun

Yorumlar(0)

Yorumlar