Berlin ve Diğerleri

Cuma günü, efsanevi yoğun geçen bir iş gününün ardından istanbul trafiğini yandex harita jv ile aşarak, boardinge 5 kala yakaladığım Berlin uçağına atlayıp güzel İstanbul'dan kaçtım!

3 saatlik uçuş sonrası, Ekim sonuna rağmen muhteşem havası, camekan kaplamalarla yenilenmiş görkemli binaları, geniş meydanları, parkları, düzgün ve temiz yolları ve batıdan doğuya akan Spree nehri karşıladı beni Berlin'de.

Hepsine bir bir sıra gelecekti ama; göz gezdirdiğim Berlin geçmişi, gündüzü, gecesi, yemeği bir yana; en çok Check Point Charlie gerçeğini, duvara takılmış hayatları, duvara kazınmış hatıraları dinlemek istedim.

Duydum ki II. Dünya Savaşı sırasında Doğu Almanya'dan Batı'ya kaçışların merkezi haline gelen ve bölünen Berlin'in 46 km'lik "Utanç duvarı"nın izleri her evde varmış. Haliyle, duvarın 1989'da yıkılışıyla yaşanan sevinçler, giderilen hasretlikler, dinle dinle bitmezmiş.

Takside, 50-55 yaşlarında 35 yıldır orada yaşayan ton ton bir Türk'le karşılaştık. 10 dakikalık yolda hem sohbet sohbeti açtı, hem de arabada bize sunduğu ikramlar havada uçuştu :)

"Kolay değildir hasretlik, biraz anlatsana seni, aileni, Berlin'i" dedim, başladı anlatmaya...

"O dönemler gençlik yıllarıma denk geldi. İnsanlar denize, göle karşı oturur, düşünür, rahatlar; biz duvara karşı oturup arkasındaki hayatları, insanları, hatıraları düşünür dalar giderdik.

Mahallemizde evleri sınıra denk gelmiş, camdan kaçmasınlar diye batıda kalan odaların pencereleri tuğla örülmüş, kaçma teşebbüsünde bulunan eşleri dostları keskin nişancılar tarafından vurulmuş arkadaşlarımız var. 

Karşı sokaktaki kız arkadaşını bir daha hiç görememiş, en yakın ahbabından, canım dediklerinden ayrı kalmış ve duyduğu özlemi duvara haykıran, her şeyi içinde yaşamaya alışmış insanlardır Berlinliler." dedi.

Gördüğüm duvar kalıntıları, hayalimde canlandırdığım yaşanmışlıklar filan hava cıva kaldı. Dinledikten sonra ancak "Vay arkadaş" diyebildim.

Avrupa, Avrupa işte. Her şehir farklı olsa da bölgesel olarak insan ve kültürler hemen hemen birbirine benzer. Ama yok, Berlin değişik. Bu şehir o kadar duygu yüklü ki ne Paris ne Roma, bir çoğunu sollar gider bence.

Çok etkileyiciydi, geçmişi, ayrılıkları düşünüp hayal etmekten yoruldum. Etkilendim.

Müzeleri, şatoları, sarayları ve etkinlikleriyle Avrupa'nın merkezindeki 800 yıllık kültür şehrini gerçekten beğendim. İçi de dışı da güzel bu şehre dair buyrunuz önerilerim:

Mağazaların ve Brandenburg Kapısı ya da Domlar gibi tarihi yapıların kesiştiği Friedrichstrasse üzerinde ya da merkeze 15/20 dk yürüme mesafesinde ki Potsdamer Platz civarında (Ritz oradaydı, konumu çok elverişli), hatta 30 dk yürüme mesafesindeki nehir kenarı otellerde de gönül rahatlığıyla konaklama yapabilirsiniz. Şehir dümdüz, o yüzden yürümekten korkmayın.

Berlin Intercontinental'in 14. katındaki Michelin yıldızlı "Hugos"ta fransız mutfağını tadabilir, Vau'da geleneksel Alman mutfağını keşfedebilir ya da şehrin en popüler Steakhouse'u Grill Royal'da efsanevi et deneyimi yaşayabilirsiniz. Krug yanında orta pişmiş Wagyu antrikot mesela. Gözlerim kapalı yedim :) Şehrin her köşesi köri kokuyor ve gerçektende atıştırmalık her şeyi gayet leziz.

2011'de dünyadaki en iyi club ödülünü almış, 5 katlı tarihi yapıda hizmet veren ve kapısında sabahın 6'sında bile 500 kişilik kuyruk bulunduran, cuma gecesi açılıp pazar gecesine kadar non stop techno müzik yapan Berghain, house/pop müziğin şık mekanı Felix, ve underground&hard techno severler için, 3 kattan oluşan, özel DJlere ev sahipliği yapan Tresor'a kesinlikle gidin.

Berlin gerçekten uyumuyor, göreceksiniz :)

Güzel fikirler edinmiş olmanız umuduyla yazdığım yazıya küçük bir not daha: Berlin Türk doluydu evet. Frankfurt gibi, Milan gibi, Barselona ve Paris gibi. Türk olarak her yerde olmamız beni çok mutlu ediyor. Hepimizin gezecek vakti, bütçesi ve vizyonu olması da... Keşke herkes için gezip görmek, bir adım öteye gitmek kadar mümkün olsa.

Daha nice gezmeler, nice yeni tanışmalar umuduyla :)

Sevgiler,Kub.