BİLGE KRAL BOSNA HERSEK

Avrupalılar tarafından Müslümanlığı seçtikleri için Türk olarak anılan Boşnaklar, Federasyon şeklinde yönetiliyor. Birleşmiş Milletler tarafından oluşturulan birlik ile yönetilen Bosna'da Hava Kuvvetleri Hırvatların, Deniz Kuvvetleri Sırpların ve Kara Kuvvetleri Boşnaklar tarafından yönetilen karmaşık kaosun sahip olduğu siyasi bir yapıya sahip. Bayraklarını bile BM seçmiştir. İlk olarak son Osmanlı Köyü olarak bilinen Poçitel'e varıyoruz. 150 taş evden yapılmış bu şehre Evliya Çelebi ''Taşkent'' demiştir. Köye girdiğimizde bizi el sallayarak karşıladılar. Çok yoğun bir samimiyet vardı insanlarda, buradaki cami zarar görmüş fakat Türkiye Cumhuriyeti tarafından restore edilerek tekrar hizmete açılmıştır. Dağın yamacına kurulmuş bu Poçitel'e bakınca; meyve satan tezgahtarları, Türk kahvesi, insanları ile tam bir Anadolu köyüne gelmiş gibi olursunuz.

 
Şirin Osmanlı köyünden ayrıldıktan sonra Mostar'a doğru giderken yol boyunca bizi Neretva Nehri takip etti. Tarımsal alanlar değişik şekillerde işlendiği için ortaya geometrik, müthiş manzaralar çıkmış. En sonunda ortaokuldan beri görmeyi arzu ettiğim Mostar Köprüsü karşımda... Hala dün gibi hatırlıyorum, ders sırasında Erdi arkadaşıma kitaptan Mostar'ın resmini gösterip ''işte buraya gideceğim mutlaka'' demiş ve ses çıkardığım için sınıftan atılmıştım. Çok şükür ki Allah bana da bu muhteşem eseri canlı görmeyi, Evliya Çelebi'nin oturup Mostar hakkında yazı yazdığı yerde bu satırları yazmayı nasip etti.



Mostar Köprüsü 1992'de yıkılmış fakat Türkiye'nin de katkılarıyla 2004'te aslına uygun olarak Anadolu'dan gelen taş işçileri tarafından yapılıp restore edilmiştir. Orjinalinde köprüye çıkmak için 99 basamak varmış (Esmaül Hüsna anısına). Mostar savaşın izlerini en şiddetli yaşayan şehirlerden birisidir. Evlerde ve camilerde hala kurşun izlerini görmeniz mümkün. Şehir ikiye ayrılmış durumda; Hırvat ve Boşnak mahalleleri var. Mehter marşının verdiği gazla Hırvat mahallesine elimde tespih ve başımda fes ile girip dolandım ama çok şükür bir problem çıkmadı =) Hırvatlar ve Boşnaklar hiçbir konuda anlaşamıyorlarmış. Örneğin savaş sonrası bir heykel dikme kararı almışlar fakat iki ulusta kendi kahramanlarının heykelini dikmek istemişler. Anlaşamayınca da bunun üzerine Bruce Lee'nin heykeli dikilmiş. Dünyanın ilk Bruce Lee heykeli Mostar'da dikilmiş, ne kadar trajikomik bir durum değil mi?

Mostar'a veda ederek Saraybosna'ya doğru yola koyulduk. Yolumuzun üzerinde ZDROVA VODA'ya uğrayıp kuzu çevirmenin nasıl yapıldığını gördük. Yel değirmenini andıran ilginç bir şekilde çevrilen kuzular, etle aram pek iyi olmasa da iştah açıcı görünüyordu. Buz gibi bir kaynak suyu içtikten sonra yola devam ettik. Yol kenarında kısım kısımda olsa ölenleri anmak için yapılmış, küçük anıt mezarlara burada da rastladık. Kaldığım otel 5 yıldızlıydı ve Saraybosna'yı tepeden gören harika bir manzaraya sahipti, otelin tepesinde döner restoranda güzel bir akşam yemeği yedikten sonra Saraybosna gecelerine bir tura çıktım. Beklediğimden daha canlı bir gece hayatı olan Saraybosna'da biraz da bayramın verdiği renk ile cıvıl cıvıl  doluydu sokaklar. Cadde kenarlarında ara sokaklara kurulmuş barlar ve kafeler ile Taksim, Beyoğlu'nu aratmayacak bir eğlence hayatı vardı. Bu arada bilmeyenler için belirteyim; kafe kültürü daha Fransa ve İngiltere'de bile yokken Saraybosna'da vardı.

Sabah tıka basa bir kahvaltı yaptım çünkü Bosna tarihi mekanları beni bekliyordu. Rehber eşliğinde Ayna programından da hatırladığım sebil ve baş çarşıda kulaklığımı takarak önce didik didik ettim. Türk kültürünün yoğun olarak yaşandığı Bosna'da mağazalarda Çilek Genç Odası, Semerkant Yayınları, Ziraat Bankası'nın isimlerini görmek, Yunus Emre Türk Kültür Derneği'ni ziyaret etmek heyecan vericiydi. Galatasaray'ın efsane isimlerinden Tarık Hodziç'in cevabi dükkanını (köfteci) ziyaret ettim. Türkçesi hala çok iyiydi üstat tüm Boşnaklar gibi sıcak kanlıydı.

Rehberle gruba katıldığımda Gazi Hüsrev Camii ve Türbesi'ni ziyaret ettik. Boşnakların ''Kanlı Pazar'' olarak bilinen pazarı gördük. Daha sonra 1. Dünya Savaşı'nın çıktığı Latin Köprüsü'nü resmetmek o yılları gözümde canlandırdı. Köprünün altından akan kanlar, Kurban Bayramı dolayısıyla mezbalardan geliyormuş ama çok tanıdık bir görüntüydü. Yemek molamızda Boşnak böreğinin tadına bakmadan olmazdı elbette, bizim kol böreğine benziyor fakat içi malzeme doluydu ve maalesef havaalanına doğru yola çıkıyorum, içimde buradan ayrılıp İstanbul'daki hayatıma dönmenin burukluğu olsa da biliyorum ki bu bir son değil başlangıç, Allah nasip ettikçe devamlı yollarda olacağım. Her zaman dua ederken ''Ya Rab; bana Hz. Ali'nin bilgisinin, Hz. Hamza'nın cesaretinin ve Evliya Çelebi'ye bahşettiğin seyahat hakkının onda birini nasip et'' derdim. Duam hala geçerli ama seyahat konusunda galiba 10 da 10'nu isteyeceğim =)

Etiketler