Google+

Arama formu

BULUTLARIN ÜSTÜNDEKI DİYAR; POKUT-2

Dikkat! Bu yazı Bulutların Üstündeki Diyar; Pokut yazısının devamı niteliğindedir. Yazıyı okurken fonda çalmak için; Karmate-Yaylalar.

Kalkmak için erken bir saat sayılsa da uyandığımda en ufak bir yorgunluk ya da uykusuzluk hissetmiyordum. Doğrulup yatağın ayak ucundaki pencereye gittim. Bulut denizini unuttuğum bir andı ve amacım sadece pencereyi açıp odayı havalandırmaktı. O an fotoğraflarda gördüğüm o muhteşem manzara ile karşılaştım. Geceki silüetten çok daha etkileyiciydi. Manzara o kadar sarsıcıydı ki birkaç saniyede tüm sabah mahmurluğumu attım.

Bütün gece hava durumu hakkında spekülasyon yapıp durmuştuk. Tüm seyehat boyunca peşimizi bırakmayan yağmur ve sis buraya çıktığımızda da bize hayal kırıklığı yaşatmıştı. Ama şimdi ahşap odanın penceresinden dışarı bakarken düşünüyorum da buraya geldiğimize değmişti. Hatta iki gündür manzarayı bekleyen Araplara göre şanslı bile sayılırdık.

Pencereyi açar açmaz serin ve nemli bir rüzgar odaya doluştu. Dağları küçük adalara çeviren bulut denizinin kaybolmaması için dua ediyorduk. Ama saatler boyunca yerinde durunca günün bu şekilde geçeceğine dair ümitlerimiz de artmıştı. Doğaya dair birşeyler okumak için burdan daha iyi bir yer bulamam diye düşünerek verandaya inip Walden’i elime aldım. Thoreau’nun hayatımızdaki detayların gereksizliğine dair tek tek muhakemelerini sıraladığı kısımdaydım. Yüzüme vuran sakin rüzgarla okumaya dalmışken Gürcü otel görevlimiz kahvaltıyı veranda da mı yoksa içeride mi alacağımızı sordu.

Çamlıhemşin
 
Kahvaltı geldiğinde kitabın sayfalarını serin esintiye bırakmış fotoğraf makinamı elime almıştım. Elimizdeki her türlü teknolojik aletle mümkün olan her açıdan fotoğraf ve video çekmeye koyulmuşken bir yandan da verandadaki tahta masanın üzerindeki kahvaltımızla ilgileniyorduk. Ortada bakır küçük bir tavada servis edilmiş bol tereyağlı bir muhlamamız vardı. Kızartılmış ekmekleri bana bana yedik. Bulut denizinin kıyılarındaki dağların ardından gelen yayla balının tadı yolculuğu kadar güzeldi. Yediğimiz herşeyin tadındaki tazeliği hissediyorduk.

Çamlıhemşin-1

Karnımı doyurup tekrar bulut denizini seyre koyulduğumda ilginç bir detayı fark ettim. Bulut denizi durgun bir gölden ziyade dalgalı bir deniz gibiydi. Bulutlar sağımızdaki Sal Yaylası'na yükselip geri gidiyordu. On dakikalık hızlandırılmış bir video çektiğimizde mucizeyi daha net görebiliyorduk. Bu arada Pokut’un batısında yer alan Sal yaylasına, spontan bir grup oluşturup küçük bir tur gerçekleştirdik. Yaylaların bulunduğu tepeyi aştığımızda kuzeyde yani Fırtına Vadisi ve Ayder Yaylası’nın üzerinde de ufka kadar uzanan sonsuz bir bulut denizini daha gördük. Çamlıhemşin’den aldığımız havadise göre aşağıda hava kapalı ve yağmurluydu. Biz ise yukarıda güneşli güzel bir gün geçiriyorduk. Pokut’un Sal’dan görüntüsü de ayrı bir güzeldi. Bir süre oturup bulut denizine doğru alçalan çıplak yeşil tepe boyunca güneye bakan yayla evlerini izledik.

Öğleden sonra bulutlar biraz daha yükselince dalgalar bu kez Pokut’un üzerinde gösteriye koyuldu. Gösteriyi en iyi yerden, tahta evin ikinci katındaki odamızın penceresinden izledik. Bulut denizi güneye doğru ince bir tepe halinde uzanan yaylanın iki yanından yükselip birleştiğinde yayla tamamen gözden kayboluyordu. Bundan birkaç saniye sonra pencereden odanın içine dolan bulutlar ortalığı tamamen beyaza bürüyordu. Ardından geri çekilme başlıyor. Birkaç dakika sonra yaylanın ilerideki sırtı beliriyor, eve yakın sırttaki diğer evlerin çatıları görünmeye başlıyordu. Bir dakika içinde bulutlar vadilere doğru geri çekildiğinde yayla tekrar yeşilin keskin tonlarına bürünüyor.

Çamlıhemşin-2

Bulut denizini gerçek bir deniz gibi düşünürsek solumuzda yürümekle birkaç saatlik mesafede denizin kıyısında dar bir sırtta uzanan başka bir yaylada evlerin çatıları batıya doğru ağır ağır alçalan güneşin ışıkları ile parıldıyordu. Burası Hazindağ Yaylası. Bu yaylanın bulunduğu dağ sırasında derin bir vadiyi aştıktan sonra ise vadinin çam ağaçlarıyla kaplı orman örtüsünün seyrekleştiği bir noktada Amlakit Yaylası görülüyor. Kaçkar Dağları’nın eteklerinden kaynaklanıp vadi boyunca birkaç dala ayrılıp akan dere akşam güneşi ile bembeyaz ışıldıyor.  Dere vadinin bulutların altında kalan kısmında devam edip, Kaçkar Zirvesi eteklerinden doğan Fırtına deresi ile birleşiyor. Birleştikleri nokta dere kenarında derin vadide yolun kenarı boyunca sıralanmış birkaç evden ibaret olan Çamlıhemşin. Fırtına deresi daha sonra Pazar ile Ardeşen’in arasında bir yerden Karadeniz’e dökülüyor.
 
Hazindağ ile Amlakit’in arasındaki derin vadinin yukarılarında ise civardaki en yüksek yayla olarak bilinen Samistal bulunuyor. Yayla Memişefendi ve onun kuzeyindeki Beştaş tepelerinin 2500 metrede birleşen eteklerindeki düzlükte kurulu. Derler ki bulut denizi Samistal’in aşağılarına kadar gelir ama yaylaya hiç çıkamaz. Samistal şimdilerde yeşil yol belası ile mücadele ediyor. Oraya gidemedik ama haberlerini aldık. Yaylanın anaları iş makinelerinin önüne dikilmiş, yola izin vermemiş. Biz yola çıktığımızda da Kavrun’daki cephe kazanılmıştı. Yalçın abi şimdi Samistal’e gidecekler demişti. Samistal de düşmedi. Yayla evinin verandasından bulut denizinin kıyılarını seyretmeye devam ediyoruz.

Seyhan, Güney batıda Çat Vadisi’nin batı yamaçlarında yeşili açık gökyüzünün mavisi ile karışan uzak sıradağların bulut denizine nazır sırtlarında Gito Yaylası’nı gösteriyor bize parmağıyla. Bu arada serin rüzgar, benim ara verdiğim kitabı yapraklarını uçuşturarak okumaya devam ediyor. Dağların tepelerinde yazın dahi erimeyen benek benek kar örtüleri görülüyor. Doğuda yeşil ve mavinin karışımı tepelerin ardında ise Kaçkarlar’ın grileşmiş yüksek noktaları mavi gökyüzüne doğru sivri zirvelerini uzatıyor. Samistal’in bulunduğu vadinin solundaki tepelerin ardından Kaçkar Dağı, daha solumuzda ise Beştaş Tepesi’nin arkasında, Kavrun Vadisi’nin ötesinde Kemerli Kaçkar Dağı ufukta gökyüzünden önceki en yüksek noktalar olarak görülüyor.

Çamlıhemşin-3

Zaman çabuk geçti. Seyhan’ın babası Haluk abi de aşağıdan geldi. Onunla da biraz muhabbet ettikten sonra akşama doğru hava tekrar kapandı ve masal hafızamıza kazınan muhteşem görüntüleri ile sona erdi. Yola koyulduğumuzda yağmur yeniden başlamıştı. Bulutların altındaki dünyaya geri döndük.

Bu yazıdaki bulut denizi hızlandırılmış çekim-1 ve hızlandırılmış çekim-2. Rüzgarın okuduğu kitap için Henry David Thoreau ve Walden.

Yazarın diğer yazıları için; gezegendebiryer.com 

Etiketler