Çocukla Eskişehir Yolculuğu

Sevgilim diyor ki Cumartesi günü Eskişehir’e gideceğim arazi görmeye.O sırada Eskişehir’de hava durumuna bakıyorum.
Tataaaam. 18 derece, süper güneşli gösteriyor.
Diyorum ki biz de geliyoruz.
Nereye diyor sevgilim şaşkın şaşkın.
Arazi görmeye değil elbette, Eskişehir’e gezmeye diyorum.
Tamam ama akşam dönmemiz gerekecek, Pazar elimdeki projeyi bitireceğim diyor.
Tamam diyorum, 3 saat gidiş nedir ki?
Buradan trafikte Beylikdüzü’ne gitsen o kadar işte diyorum.
Sabah 5’te uyanıyorum. Bayram sabahı gibi sanki.
Üzerimi giyiniyorum, küçük bir valiz yapıyorum, uyandırıyorum herkesi.
Yollar, yolculuklar çok değerlidir benim için.
Kıpır kıpır olur yüreğim, nereye gittiğin önemli değildir, yola çıkmaktan mühim olan.
Mina diyorum gidiyoruz bebeğim uyan.
Tamam diyor usulca, biliyor musun tatile gidiyoruz.
Eskişehir’e, diye ekliyorum.
Uyku mahmuru olsa da wuhhhuuuu diyor.
Babası da iyice benzettin kendine, çocuk dediğin sabahın köründe uyandırıldığı için ağlamaz mı diyor.
Ağlamaz, tatile giderse ağlamaz diyorum.
Düşüyoruz yola, biraz ben kullanıyorum arabayı sonra sevgilim kullanıyor.
İstanbul’dan çıkıyoruz yola ve 3 saat sonra Eskişehir’deyiz.
Ben bir yere giderken oralı olan insanlar ile konuşmayı tercih ederim.
Lokal halk nerede ne yeneceğini, nereye gidilmesi gerektiğini daha iyi bilir.
Şirketten iki arkadaşıma soruyorum, çok güzel bir güzergâh çiziyorlar bize.
Kahvaltı için “Acıktım Kafedeyiz”e gidiyoruz.
20 liraya 2 kişilik serpme kahvaltı alıyoruz.
6 liraya sucuklu yumurta, 5 liraya gözleme çeşitleri geliyor masaya.
Serpme kahvaltıda yok yok.
Önden de ekmek ile bal-kaymak ikramı geliyor.
Acayip dolu ve çok lezzetli bir sofraya toplamda 50 lira ödeyip kalkıyoruz sofradan.
Arazi görmeye giden sevgilim bir süre ortadan arazi oluyor.
Mina ile vedalaşıyor.

Biz anne-kız Porsuk Adalar bölgesinde geziyoruz.
Hava mis, söylemiş miydim?

Porsuk Adalar Bölgesi

Porsuk Çayı’nın kenarında konuşlanmış birçok kafeden oluşan, suyun üzerinde köprülerin yer aldığı çok şirin bir yer.
Burada Türk kahvesi içerken insanları ve şehiri gözlemliyorum.
Mütavazı bir şehir.
Şehirde üniversite öğrencileri yoğunlukta.
Düzlük şehir, yokuş yok.
Bisiklet yoğun kullanılıyor.
İnsanlar rahat, mutlu gözüküyor.
Küçük ve trafiksiz bir şehir olduğu için arazi görme işini erken bitirip geliyor yanımıza sevgilim.

Odunpazarı evlerine gidiyoruz.
Burası Osmanlı döneminden kalma tarihi evlerden oluşan bir yer.
Evler çok güzel.
Birkaç dükkân var, lületaşından yapılmış ürünler satılıyor.
Aynı zamanda siyasetçilerin ve ünlü isimlerin bulunduğu Balmumu Heykel Müzesi ve cam müzesi var.
Müzelerde çok sıra olduğu için ve kısıtlı zamanımız olduğu için yolumuza devam etmeye karar veriyoruz.
Gözlemeciler, köfteciler ve Eskişehir’in meşhur met helvası satan dükkânlar var aynı zamanda.
Bir de meydan kahvesi.
Burası bana biraz Bozcaada’yı anımsatıyor.
Sanki aşağıya insen denizi göreceksin gibi hissediyorsun.
E hadi biraz deniz havası alalım o zaman diyoruz ve Kent Park’a gidiyoruz.
Eskişehir’de deniz yok mu? Kim demiş?
Kent Park’ta Türkiye’nin ilk yapay plajı bulunuyor.
Bildiğiniz plaj gibi, kenarda kumlar, akan suya set yapılarak oluşturulmuş bir küçük deniz, bir de buranın içinde bulunan havuz var.

Çok büyük ve yeşillikler içinde bir park burası.
Çocuk oyun alanları, farklı birçok park oyuncağı, kafeler var içinde.
Nehirde balık da tutuluyor. Daha çok sazan geliyormuş.
Atlar var, onları görmeye gidiyoruz.

Mina bayılıyor atlara. Seviyor kafalarını.
Hoşçakalın atlar deyip Eskişehir’in bir diğer güzel parkı olan Sazova Parkı’na gidiyoruz.
Burası Kent Park’a göre daha eğlenceli bir park.
Gondol ile sefa yapıp, su altı dünyasını ziyaret edebilirsiniz, uzay deneyimi yaşadıktan sonra deney atölyesinde farklı deneyler görebilirsiniz.
Hava çok güzel olduğu için biz içerde bir aktivite yapmaktansa dışarda gezmeyi tercih ediyoruz ve bu büyülü yer çıkıyor karşımıza.

Masal şatosu.
Saat 18.00’e geldiği için biz giriş saatini kaçırdık ve içini giremiyoruz.
Dışarısı bile öyle harika ki yetiyor bize.
Biz hep doğru söyleriz.
İşte bu yüzden burayı görüyoruz biraz ilerleyince.
Şirinleri göremesek de evleri ile karşılaşmak bile çok güzel.

Gerçekten masal tadında bir park burası.
Korsan gemisi, masal kahramanları var.
Nasrettin Hoca elinde büyük bir kazan ile karşılıyor sizi girişte.
Eğer çocuğunuza masal ve hikâye anlatıyorsanız burası hayalinde canlananlar için vücut bulacak bir yer.
Şunu da eklemek isterim, sırf bu park için Eskişehir’e gelinebilir.
Çıkıyoruz Odunpazarı’na geri geliyoruz.
Köfte yiyoruz, köfte çok özellikli bir köfte değil bence. Bol ekmek ile servis ediliyor.
Piyaz, salata, şalgam ve 3 porsiyon köfteye 35 lira ödüyoruz.
Artık eve dönme zamanı.
Odunpazarı evlerinin en güzellerinden bir tanesini gözümüze kestiriyoruz ve Eskişehir’in ayazında poz veriyoruz.

Gündüz 18 derece olan hava akşam ayaza dönmüş.
Karnımız tok, sırtımız pek düşüyoruz yola.
3,5 saat sonra evimizdeyiz.
Eskişehir 2 günde çok rahat gezilebilecek bir yer.
Biz tekrar girmeyi düşünüyoruz biraz zaman geçtikten sonra.
Özellikle parka gidip masal şatosunın içini gezmek çok istiyorum.
Eğer vakit  ve midenizde yer bulursanız; Pino’da hamburger, Tadım’da dondurma, Haller Kültür Merkezi’nde su muhallebisi yemeden dönmeyin.
Yeni yollar nerelere götürecek acaba bizi…

Tuğba Başyiğit Babaoğluwww.dinamikanne.com

Etiketler