Google+

Arama formu

DENİZLİ VE DOĞA HARİKASI PAMUKKALE

Yine 1 haftalık bayram zamanı gelip çatmıştı. Yurt dışına çıksanız havalimanları yoğun ki 18.09.2016 tarihinde Atatürk Havalimanı 1500 uçak inişi alarak rekor kırdı. Karayolu kullansanız trafik alıp başını gitmiş. Deniz yolculuğu deseniz de Marmara Adası ve Avşa Adası gibi alternatifler var. Ama Avşa bu yaz gazetelerden okuduğunuz gibi turist akınından dolayı bayramda ekmek kıtlığı dahi çekti. Ben ise bir hafta öncesinde bomboş koyların tadını çıkarmıştım. Yıllardır listeme eklediğim ama bir türlü gidemediğim Pamukkale için en uygun zamandı. Çünkü bana en az 3 gün lazımdı. Öyleyse bayram öncesi değil ara tarihte gidip dönüşümü son güne değil öncesine bırakabilirdim. Osmangazi Köprüsü ve devamında 3.390 m ile Türkiye’nin en uzun tüneli Orhangazi’nin açılması sayesinde yolculuk kısmen rahat gözüküyordu. Tabii bu alanlar özel sektöre bağlı olduğu için bayramda ücretli olarak hizmet vermeye devam etti.

Pamukkale deneyimi yaşamış çevremden aldığım bilgi, küçük bir yer olduğu ve birkaç saatin gezmek için yettiği yönündeydi. Ama ben her zaman olduğu gibi güvendiğim blog yazıları üzerinden araştırdım. Sadece travertenleri görmek için 6 saatlik kara yolculuğu çekilmez. Havalimanı da bölgeye pek yakın değil ki ayrıca bir gün için masraflı bir tercih de olurdu. Araştırdıkça şunları gördüm ve sırasıyla kendi rotamı çizdim:

1) Buldan: İlk durağım şile bezi ve tekstil ürünleriyle ünlü ilçe oldu. Aman burayı görmeden yola devam etmeyin diyemiyorum. Küçük bir ilçe ve biraz yolunuzdan sapmanız gerekiyor. Yine de şile bezine merakanız varsa alışveriş yapabileceğiniz çok sayıda mağaza var. Ayrıca Buldan Süleymanlı’da Yayla Gölü var ki piknik yapmak ve temiz hava için birebirdir. Ama yamaç çıktığınız için yol sizi yavaşlatır. Fakat benim gibi erken saatte İstanbul’dan çıkış yapıp otel girişine saatler olan ziyaretçiler için makul bir durak gözüküyor.

Buldan’dan çıktıktan sonra Pamukkale’ye yöneldim. Venus Suite Hotel'e yerleştim ki fiyat ve kalite dengesi mükemmeldi. Travertenler uzaktan öyle hoş gözüküyor ki... Dağların arasında pamuklar kadar beyaz devasa bir tepe tam karşımda dikilmiş. Uzaktan, sanki yaşlanmış ve sadace saçları beyazlamış bir amca gibi gözüküyor. Pamukkale’de travertenler ve Hierapolis olmasa güzergahta üzerinde görülen Denizli’nin dağlara arasına sıkışmış düz ovaları ve küçük köyleri gibi bir yer olarak kalacağı kesin gözüküyor.

Denizli bölgesine uygun ulaşım yollarından biri de havayolu. En uygun fiyatlı uçak biletlerini görmek için tıklayın

Denizli
2) PamukkaleTravertenler ve Hierapolis Antik Kenti iç içedir. Antik kent tam bir gününüz alacak kadar büyüktür. Güney ve kuzey girişleri var. Birbirlerine çok zıt alandadır. Bu nedenle ilk olarak aracı kuzey girişe park edip yarım tur yaptık. İkinci gün de güney girişe aracı park ederek yarım tur gerçekleştirdik ve şehri gezmiş olduk. Güney girişinde antik havuzun olduğu ücretli alanda servisler bulunuyor. En azından dönüş yolunda aynı yolu yürümekten kaçabilirsiniz. Kuzeyden girişte ise elektrikli bisiklet kiralama imkanı var. Girişi müze kart ile yapmanız en uygun olanıdır. Kapıdan hemen alım işlemi yapabilirsiniz.

Denizli şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Bunlardan en çok tavise edilenleri Pamukkale Ece Termal Otel, Doğa Thermal Hotel, North Point Hotel Denizli. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Koray Hotel, Villa Lycus Hotel, Hierapolis Hotel Pamukkale. gibi otelleri tercih edebilir ya da en yüksek indirime sahip olanları mereak ediyorsanız Lycus River Termal Otel, Doğa Thermal Hotel, Polat Termal Otel tesislerini incelebilirsiniz. Bir de Tatilsepeti.com'un Denizli aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Çökelez Dağı’nın güney eteğinde bulunan Hierapolis yeraltından gelen sıcak su kaynaklarının oluşturduğu pamuk görünümlü travertenleri ile göz doldururken antik kent Roma ve Bizans döneminden kalma arkeolojik kalıntıları ile dikakti çeker. UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi'nde yer alan kentin tiyatrosu selfie çekenlerin uğrak noktasıdır. Şehri tepeden görebileceğiniz harika bir manzaraya sahip. Tiyatro Yunan tiyatrosu şeklindedir. Yunan mimarisinde tiyatro yapısı doğal yamaca yaslanır. Daha ileri döneme ait Roma döneminde mimarinin de gelişmesi ile stadyum şeklindeki bu yapılar düz alana yamaç oluşturarak da yapılamaya başlandı. Yapının tarihi MS 60’lı yıllara dayanmaktadır.

Hamam kompleksi neredeyse şehrin ortasında yer alır. Şu anda Arkeoloji Müzesi olarak hizmet vermektedir. Hem alandan hem de çevre bölgelerden gelen eserler müzede sergileniyor. Müzenin yakınında antik havuz yer alır. Buraya girmek ve fotoğraflamak ücretsiz ama yüzmek için ekstra ücret ödemeniz gerekiyor. Tarihi sütunların üzerinde kaynak suyunda yüzmek de ayrı bir keyif olmalı. Tarih içerisinde de sağlık merkezi gibi görünen şehirde suyun şifalı olduğuna ve kalp rahatsızlığı gibi sorunlara iyi geldiğine inanılıyor.

Kentin güney kapısından girildiğinde bu bölgede sıkça görülen mezar tiplerine rastalanıdr. Lahitler ve tümüsler arasından geniş sokaklara doğru yol almak tarih içerisinde zaman yolculuğu yapmak gibidir. Bu gibi kentleri gezerken aslına sadık kalınarak çizimlere mutlaka göz atmak ve hayal gücünüz ile o taşları renklendirmeniz gerekir. Biraz da bölgenin tarihini biliyorsanız ve müzede kullanılan günlük eşyalara göz attıysanız günlük yaşamı hayal edebilirsiniz.

Şehrin de arkasında yer alan yamaçtan paraşütçüler şehre doğru süzülüyor. Bana kalırsa şehri gezmenin en zahmetsiz ama en ilgi çekici yolu bu olmalı. Kuş gibi süzülerek koca alanı gezmek eğlenceli olmalı.

Travertenlere geldiğinizde ise tek yapacağınız çıplak ayakla sıcak sularda yürümek olacak.Bu nedenle şehri gezerken ayakkabınız olması travertenleri gezerken ise terliğiniz olması size kolaylık sağlar. Hatta güneşin tepede olduğu saatlerde antik kentten uzak durun. Çünkü sıcak havada başınıza güneş dahi geçebilir. Ayrıca içeri de su olsa da pahalı olması ve her noktada olmaması nedeniyle yanınıza su alırsanız süper olur. Müze 21:00’e kadar açıktır. Ama yine de acele etmenize gerek yok. Açık hava müzesi olduğu için kapanıyoruz çıkın hadi diyen bulunmuyor. Hava karardıktan sonra travertenlerinden üzerinden şehrin ışıklarını izlemek de eğlencelidir.

Denizli-1

3 )Denizli Merkez Kaleiçi ve Bayram Yeri: Denizli’ye gelmişken şehrin içine uğramamak olmazdı. Çok büyük bir merkez beklemeyin. Yürüyerek bu bölgede dolaşıp en iyi kebapçıyı aradık. Etnografya Müzesi bulunuyor. Ama bayram zamanı olduğu için her yer kapalı ve sokaklarda bomboştu. İstanbul gibi 7/24 canlı bir şehir değil.

Denizli-2

4) Laodikya Antik KentiMÖ 100lü yıllarda bölgenin önemli kentlerinden biri olan Pamukkale merkeze yakın Laodikya oldukça gökemlidir. Antik tiyatrosu çok iyi korunmamış da olsa dini yapısı görülmeye değer. Diğer ören yerlerinden farklı olarak bir kısmı cam döeşemeyle kaplanmış. Haliyle yapıda yürürken ayaklarınızın altında buluntuları görebiliyorsunuz. Belirgin ana caddesi ilk günkü tazeliğini saklamış. Alanda 12 yıl içerisinde 3 bin 663 eser toplanmıştır.

5) Kaklık Mağarası: Honaz ilçesinde yer alan mağaraya dönüş yolunda uğradım. Mağraya giriş 3 TL (Eylül 2016) Alan tamamen kükürt kokuyor. Hatta ilk girdiğimde pis bir koku var sandım. Sonra alıştım. Kükürtlü suyun cilt hastalaıklarına iyi geldiği bilinir. Kaynak suyu mağarada süzülürken travertenler oluşmuş. 10 dakikada gezilecek kadar küçük bir mağara. Küçük de olsa yarasalar yerlerini almıştı. Ayrıca mağra dışında doğal suyun aktığı yüzme havuzu bulunuyor. Denizli Ankara karayolundan geçerken bir kaç km içeri girerek ulaşmak mümkün.

Denizli’de ne yenir?
Denizli Kebabı: Kebapcı Halil ve Kebapcı Enver tavsiye edilen yerlerin başında gelir. Çatal-bıçak kullanmak yok! Lezzeti elle tadacaksınız. 12.00-15.00 arası Denizli Kebabı diye bilinen tandırı yemenin doğru zamanıdır. Biz geç saatte ve bayram günü Kaleiçi’ne vardığımız için açık olarak Kebapçı Alaadin’i bulduk. Lezzet orta şekerliydi. Ama fiyatlara dikkat edin. Siz bir şey iletmezseniz genelde 1 kilo getiriyorlar. Kilosu 2016 Eylül ayında 90 TL olarak satılmaktaydı. Haliyle durum size bağlı da olsa 2 kişi 1 kg et yemek bütçeli ve miktar olarak da fazla olacaktır.

Zafer Gazozu: Eski usul tatlı gazozlardan... Çok beğendim. Gelirken de bir kutusunu bagaja koydum.

Hacı Şerif: Dondurmalı irmik helvası ile meşhur. İstanbul’da da şubesi var.

Önerilen Kaplıcalar:

  • Tekkeköy Kaplıcaları
  • Çizmeli Kaplıcaları
  • Karahayıt Kaplıcaları

Önerilen Doğal Alanlar:

  • Yeşildere Şelalesi
  • Ağlayan Kaya Şelalesi
  • Güney Şelalesi
  • Honaz Milli Parkı

Şehir İçerisinde Görülmesi Gereken Yerler:

  • Kaleiçi
  • Bayram Yeri

Şehir merkezi küçük bir yer. İki semt birbirine çok yakın. 850 yıllık tarihe sahip Kaleiçi’nde Anadolu’nun bir çok şehir merkezinde olduğu gibi çok sayıda esnaf var (yiyecek, kuyumcu, bakırcı). Kebapçılar da bu bölgededir. Bayram Yeri ise mağaza ve bankalarla doludur.

Antik Kentler:
Denizli-3

Antik kentler büyük ve hava da sıcak olduğu için sadece Hierapolis ve Laodikya’yı gezdim. Bunların dışında şunlar da görülebilir:
Tripolis Antik Kenti
Afrodisias Antik Kenti: Burdur’da olmasına rağmen Denizli’ye uğrayanlar mutlaka buraya da uğramaya çalışır. Uzaklığından dolayı tercih etmedim. Özellikle tarihseverler burayı rotasına ekleyebilir.

Denizli’de alışveriş:
Şile Bezi ve tekstil ürünleri
Üzüm

Bu arada dönerken üzüm almayı kesinlikle unutmayın. Aslında Denizli’nin horozu meşhurdur ama bu kadar lezzetli üzüm hayatımda yemedim. Fiyatları da uygun. Yol üzerinde çok sayıda yer var. Ben de yaşlı bir amcaya uğradım ki sohbetimize değinmeden edemeyeceğim. Bir grup “Köylü halık efendisidir” der bir grup ise “Köylünün oyu ile benim oyum bir olamaz” der ya işte bu sözler içinde savrulurken bana çok net sonuç verecek cevabı Denizli köylüsü verdi. Üzüm alırken Türkiye hakkında konuştuk. Gündemi o kadar iyi takip ederek o kadar iyi yorumluyordu ki kendimi televizyonlardaki tartışma programlarında hissettim. 15 dakikada ülkeyi kurtardık. Ben de şunu gördüm ki köylü bir net ifade olacak bir kavram olmamalı. Bazen köylüyle de oyun bir olmayabilir, üniversiteli şehirliyle de... Bu neyle ne kadar ilgilendiğimizle alakalı. Ben arkeolog/tarihçi olarak toprağının tarihi ne kadar biliyorsam bu vatandaş da toprağının nimetlerini o kadar iyi biliyor. Ben siyaseti takip etmeden şehirlerde pokemon takip ediyor olabilirim. Ama o ekonomiyi, tarımı, çifçiliği benden daha iyi bilebilir. Bu sefer de “Benim oyumla köylünün oyu bir değil” demek daha doğru olacak.

Özet olarak 2 gece 3 günlük programımı paylaştım. Gezecek daha çok yer var. Araştırmalarım sonucu ulaştığım ama rotama dahil etmediğim yerler de çok fazla oldu. Daha fazla detay için bizlerle iletişime geçmekten çekinmeyin...

Etiketler