Doğu'nun İncisi Halfeti

Zeugma Müzesi’ni geride bırakarak, (Antep’e 105, Urfa’ya 120 km mesafede) Kelaynakların vatanı Birecik’ten ve Fırat Nehri’nin üzerindeki tarihi köprü üzerinden geçiyoruz. Eskiden bu köprü yokken Urfa ve Antep yönünden yolcular kıyılarda indirilip sallarla karşıya geçiriliyormuş. Köprüyü geçip bir müddet nehir kenarından ilerliyoruz. Derler ki çok canlar aldı bu Fırat, hatta birçok türkümüze de konu olmuş, ama şu sakinliğine ve güzel manzaralarına bakınca inanmak zor. Nehre girmek, yüzmek hatta kenarında piknik yapmak bile yasak. Fırat bugün o kadar durgun ki kıyıdaki kafe ve restoranlar, ağaçların suya yansıması harika manzaralar oluşturuyor.

Birecik Kasabası aynı zamanda da Kelaynak kuşlarının yurdu olarak tanınır. Nuh Peygamber bu kuşları bereket sembolü olarak “Tufan”da gemisine almış. Birecik’te de Orman Genel Müdürlüğü tarafından Kelaynak kuşlarının tamamen yok olmaması amacıyla bir kısmının göç öncesi kafeslere alınmış, göçe gidenlerin dönüşüyle birlikte, tekrar doğaya bırakılarak yarı vahşi olarak varlıklarını sürdürmeleri amacıyla bir “Kelaynak Üretme İstasyonu” kurulmuş.

İri, parlak ve siyah renkteki Kelaynaklar dünyada çok az sayıda kalmış nadir bir kuş türü. Nesilleri tükenmek üzere olan kuşlar sadece Birecik ile Fas da koruma altındalar. Kayalık veya yarı çöl kurak yaşam alanlarını seven kuşlar kışı Afrika ülkelerinde ve Arabistan’da geçirmekteler. Uçuşları insanı hayrete düşürecek kadar güzel ve zarif kuşlar tek eşlilikleri ile de ünlü.

HALFETİ

Birecik’ten Halfeti'ye bir müddet Fırat Nehri boyunca çok güzel manzaralar eşliğinde gidiyoruz. Halfeti 35 km uzaklıkta ancak yol oldukça bozuk olduğu için 1 saate yakın sürüyor. Bir tepe üzerinden yolumuza devam ederken birden Fırat'ın üzerinde kurulmuş baraj gölünün tepeden görüntüsü sonra da Halfeti’nin müthiş manzarası görüntüye girdiğinde daha önce buraya gelmemiş arkadaşlar kadar benim de nefesimi bir kez daha kesiyor. Burada bol bol fotoğraf çekmeden geçmiyoruz tabii.

6 sene önce ilk kez geldiğim ve hayran kaldığım Halfeti ve Fırat yine o kadar sakin ki uykuya dalmış sanırsınız. Halfeti ilçesi, Türkiye'den 9 şehrin, dünyadan 154 şehrin dâhil olduğu, Uluslararası Koordinasyon Komitesi toplantısında “Cittaslow” (Sakin Şehir) unvanını almış. 
Fırat Nehri’nin altında kalan taş mimarisiyle “Saklı Cennet” ve “Kayıp Kent” olarak da anılan Halfeti, yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgi gösterdiği bir belde haline geldiğinden olsa gerek, son gördüğümden beri kıyıdaki restoran ve tur teknelerinin sayısı artmış, tabii bu sonucu da suyu biraz daha kirletmiş. Ama yine de çok şirin ve mütevazı, kıyıdaki balık restoranların gerisinde de köylü kadınlar gözleme yapıyor, hediyelik eşyalar satmaya çalışıyorlar. Köyün ilerisinde 1800’lü yıllarda Ermeni taş ustaları tarafından yapılmış tarihi Ulu Cami yer almakta. Ancak köyün tepesinde yapılmakta olan ve otele benzeyen çirkinden de öte modern yapı şehrin tüm güzel, şirin havasını mahvetmiş, ne yazık ki...

Burası Asurların, Yunanlıların, Süryanilerin, Bizanslıların yaşam sürdüğü tarihten bir parça. Yöreye tarih boyunca, her hükümranlıkta da değişik isimler alan şehir, Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlılara geçtiğinde, zamanımızda da kullanılan Urumgala ve Rumkale adlarını almış. Hem doğa hem tarihle içine olduğundan oldukça çok turist çekmekte. Son aylarda burada çekilen bir TV dizisi de kasabayı daha popüler yapmış olacak ki yerli turist kaynıyor.

1 saat sürecek bir tekne turu alıyoruz, tur sırasında esmer güzeli gencecik bir delikanlı hem kaptan hem de bize yöre hakkında bilgiler veriyor. Etraf yemyeşil cennetten bir parça, buraya boşuna doğunun Bodrum'u demiyorlar. Fırat Nehri üzerinde kurulan Birecik Barajı Gölü'nün çevresindeki dağlar baharın her tondaki yeşilleri ve renk renk çiçekleri ile huzurlu bir sessizlik içinde, derken görkemli ve büyüleyici bir kale çıkıveriyor karşınıza. 
 
Kaleyi ve hemen yanındaki koyda sıralanmış balık restoranlarını geride bırakırken ileride görüntümüze giren Birecik Barajı’nın yapımı ile sular altında kalan köy sessiz, hüzünlü görünüyor. Ancak turistlerin yoğun ilgisinden, teknelerden gelen müzik sesleriyle biraz keyiflenmiş gibi. Köy camisinin minaresinin bir bölümü suyun üstünde, kaptanımız bize bilgiler aktarırken birazdan caminin tepesine çıkacağını söylüyor, gerçekten de minarenin yakınına geldiğimizde suya bakıyoruz, caminin teras çatısının üzerindeyiz.

Köydeki boş ve ıssız taş evler de hüzünlü. Rehberimiz bize köyün su altında kalmasıyla birlikte, köyün 15 kilometre uzaklıkta kurulan yeni yerleşim merkezine taşındığını, köylülerin kesinlikle mağdur edilmediklerini hatta yüklüce paralar aldıklarını, her sene açtıkları mağduriyet davası ile de daha da zengin olduklarını anlatıyor.

Tekne turu almanızı kesinlikle tavsiye ediyorum, o müthiş kaleyi, batık şehri başka türlü görme olanağınız yok. Tur 1 saat sürüyor, kişi başı 15 TL ama özel bir tekne almak isterseniz mutlaka pazarlık yapın (biz 200 TL’ye anlaştık). Tekne turumuzun sonunda, turumuza başlamadan önce sipariş ettiğimiz gözleme, Şaput balığı, salatadan oluşan öğle yemeğimizi yiyoruz.
 Güzel belde Halfeti turumuz da burada bitiyoruz, bu şirin kasabadan ayrılarak Göbeklitepe'ye doğru yol alıyoruz.

Etiketler

nevinsalman

Yazar Hakkında

nevinsalman

Ankara da doğdum, TED Ankara Koleji ve Gazi Üniversitesi Mimarlık fakültesi mezunuyum. 6 sene Londra'da yaşadım, sonraki yıllarda İstanbul'a yerleştim ve serbest çalıştım.