Doğusuyla Batısıyla Berlin

Almanya’nın başkenti ve en büyük şehri Berlin’e doğru yola çıktık. Toplam 3,4 milyon nüfusuyla Almanya’nın veyahut Almanların deyişiyle Deustchland’ın en kalabalık şehridir. Aynı zamanda Türkiye dışında yaşayan en kalabalık Türk nüfusunu içinde barındırmaktadır. Berlin’deki en kalabalık yabancı nüfusu anlaşıldığı üzere Türkler oluşturuyor.

Berlin yollarında

Berlin’e girdiğimiz vakit dikkatimizi şehrin ana sembollerinden biri olan Brandenburg Kapısı (Brandenburger Tor) çekiyor. “Mahşerin Dört Atlısı” olarak nitelendirilen Berlin Quadriga’sı dünyadaki en ünlü quadrigalardan biri ve tam karşımızda duran Brandenburg Kapısı üzerinde yer alıyor.

Brandenburg Kapısı

Alexanderplatz’da yer alan bu kapı bir nevi Berlin’e hoş geldiniz diyor gibi, biz de hoş bulduk diyor ve gezimize devam ediyoruz. Yakınlarda 6 kişilik bisikletler görüyoruz. İsteğe bağlı 1 veya 2 saatliğine kiralanan bu bisikletlerle çevreyi gezmek mümkün. Eğer arkadaş grubunuzla gelmişseniz denemenizde fayda var, çok hoş bir aktivite gibi görünüyor. Bize biraz tuzlu geldiği için binmemeyi tercih ediyoruz :) Hemen yürüme mesafesindeki Reichstag’a gidiyoruz.

Reichstag

Hitler başa geçene kadar Almanya Parlamentosu’nun toplandığı yer olarak bilinen Reichstag, 20 Haziran 1991’de Berlin’in yeniden Almanya’nın başkenti olmasıyla Almanya Federal Meclis Binası olmuştur. Gördüğünüz üzere o büyük yangından sonra küllerinden yeniden doğmuş gibi :) Üstelik bir de cam kubbesi var.

Berlin’de soğuk bir hava hakim, insanlar montla geziyor ama biz bu kadar soğuk olacağını tahmin edemediğimiz için ince giydik, felaket üşüyoruz. Hele bir de bot giyen insanları gördükçe içim titriyor çünkü ayağımda sandalet var. Siz siz olun valizin yarısına kalın giysileri doldurun, yoksa benim gibi polar battaniye ile gezmek zorunda kalırsınız :) Neyse ki fotoğraflarda "oo çok sıcak" imajı çiziyorum :)

Spree Nehri

Hemen arkamda görmüş olduğunuz Spree Nehri 46 kilometre boyunca Berlin’den geçiyor. Biz de onun üzerinden geçip Berlin Katedrali’ne doğru yol alıyoruz.

Berliner Dom'a giderken

Orada bir Berliner Dom var uzakta, o Berliner Dom bizim Dom’umuzdur. Berlin Katedrali Almancada Berliner Dom olarak adlandırılıyor. Pekala Dom nedir diye bir düşünelim çünkü yurt dışında oldukça sık duyacağınız bir kelime. Ben sizin yerinize araştırdım. Dom aslında bir kısaltma. Açılımı Deo Optimo Maximo olan D.O.M. olarak kısaltılan bu Latince deyim “Tanrı’ya adanmış en büyük kilise” anlamını taşıyor, zaten kelime anlamı da büyük kubbe demek.

Berliner Dom

Zaten görünüşünden de afili bir kilise olduğu belli oluyor, dışını görmek yetmez içine de bakmam lazım diyorsanız 8 €’ya gezebiliyorsunuz. Biz hem sıra beklemek istemediğimiz için hem de yeterince soğuk olan havada güneşten olabildiğince yararlanabilmek için çimlerde oturmayı tercih ediyoruz. Biraz dinlendikten sonra gezmeye devam ediyoruz. Öğrenci öğrenciyi çekermiş, Humboldt Universitaet çıkıyor karşımıza.

Humboldt Universitaet

Turistlere ziyaret imkanı sağlayan bu güzide üniversite Türkiye’de olsaydı muhtemelen güvenlik görevlisi kimlik sorar içeriye almazdı :) Hayaller Humboldt Universitaet, hayatlar Karadeniz Teknik Üniversitesi :)

Mercedes-Benz Sergisi

Mercedes Benz’in şahane arabalarının sergilendiği bir yere uğruyoruz. Sergi alanının girişinde ilk Mercedes arabaları sergilenirken yukarı katlara çıktıkça çıta yükseliyor. Ey gidi nereden nereye diyor insan :) Arabalardan birinin içine oturup konforun tadını çıkarıyorum. İnsanın "SHUT UP AND TAKE MY MONEY" diyesi geliyor :)

Fernsehturm ( Televizyon Kulesi )

Berlin’in bir diğer önemli sembolü Fernsehturm. Almancada “televizyon kulesi” anlamına gelen bu yapıdan Berlin’in manzarasını izlemek mümkün. Kule yapılırken Berlin’in simgesi haline gelmesi amaçlanmış, aynı zamanda 368 metre uzunluğunda olup Almanya’daki en uzun yapı olma özelliğini taşıyor.

Rotes Rathaus ( Kırmızı Belediye Binası )

Biraz ilerleyip köşeyi döndüğünüzde Rotes Rathaus yani Kırmızı Belediye Binası çıkıyor karşımıza.

Berlin sokakları

Kalabalık nüfusu var dedik ama sokaklarda kimse yok, ters zamanda mı geldik acaba? Neyse kimse yok oh rahat rahat karşıdan karşıya geçelim yeşil ışığı beklemeyelim dedik arkadaşlarla, yaya geçidinden ilerledik baktım yanımda kimse yok. Meğer arkadaşlar bakmış kimse geçmiyor Almanlardan, onlar da beklemiş. Arkamı döndüm bir grup Alman gözleriyle beni baştan aşağı kınadı, sen neyin kafasındasın bakışı attılar. Başta insan yadırgıyor ama sonra birkaç defa daha görünce benimsedim. Adamların acelesi yok bekliyorlar. Türkiye’de insanlar sürekli bir koşuşturma halinde. Bırak trafik ışığını beklemeyi arabanın üzerine yürüyor zorla yol versin diye. Bakın bunlar hep yaşam tarzıyla alakalı. Kafamızı rahat yaşayamadığımızdan e biraz da aceleci yapımızdan :)

Berlin Opera Binası

Berlin Opera Binası’nı görmeye gittik fakat tadilattaydı. Tam turist sezonu halbuki çok yanlış yapmışlar :) Hem efkarımızı dağıtmak hem de karnımızı doyurmak için Türk bir dönerciye gidiyoruz. Allah’ım Türk mutfağı şahane, nasıl da özlüyor insan. Yemek kültürü bu kadar geniş olan bir toplumun yurt dışında aç kalması çok olağan. Tabi Türkiye’deki lezzeti beklemeyin. Dönervari bir şey yiyorsunuz ama zaten aç kaldığınız için bayağı lezzetli geliyor :)

Honore de Balzac'ın mekanı

Yedikten sonra çevreyi gezerken Honore de Balzac’ın mekanına rastlıyoruz. “Vadideki Zambak” ile parladıktan sonra yazarlığı bırakıp Berlin’de kendine nezih bir kafe açmış :)

Checkpoint Charlie

Berlin’in en meşhur noktasındayız. Doğu Almanya ile Batı Almanya’yı birbirinden ayıran o nokta; Checkpoint Charlie. Yıllarca birbirinden ayrılmış olan iki bölgenin bağlantısının sağlandığı yegane noktalardan biri. Günümüzde bu noktayı temsil etmek adına o bölgede Charlie Kontrol Noktası’nın replikası yer alıyor. Dilerseniz askerlerle fotoğraf çekilebiliyorsunuz.

Berlin Wall

Sırada Berlin Duvarı var. Soğuk Savaş’ın yaşandığı yıllarda Almanya’nın batısında Almanya Federal Cumhuriyeti kurulduktan sonra buna karşılık olarak Almanya’nın doğusunda da Demokratik Almanya Cumhuriyeti kurulmuş. Federal Cumhuriyet’in başkenti Bonn ilan edilince Doğu Almanya’nın da başkenti Berlin ilan edilmiş. O zamanlar bütün önemli yapılar Doğu Almanya’da bulunuyormuş. Bu şekilde bölünmeye başlayan ülkenin en büyük ayrılığı 1961’de yapımı başlanan Berlin Duvarı ile oluyor. “Utanç Duvarı” olarak adlandırılan bu duvar 1989’da yıkılıyor ve 1990 yılında Berlin eyalet olarak eski bütünlüğüne kavuşuyor.

Berlin Film Festivali

Eğer Berlin’e kışın gitmeyi düşünüyorsanız her yıl Şubat ayında yapılan Avrupa’nın önde gelen film festivallerinden biri olan Berlin Film Festivali’ni kaçırmayın. Almanya’ya kültürel anlamda prestij sağlayan bu festivalde altın ve gümüş ayı ödülü verilmektedir, bilin bakalım neden? Siz söylemeden cevaplıyorum çünkü ayı Berlin şehrinin sembolüdür, hatta Berlin armasında da ayı figürü bulunmaktadır.

Berlin magneti

Son olarak, Berlin’de Türk nüfusunun yoğun olduğu Kreuzberg semtine uğrayın, bir memleket havası alın. Kendinizi adeta Türkiye sokaklarında hissediyorsunuz çünkü dükkanların ismi Türkçe :) "61 Emlak"ı görünce bir Trabzonlu olarak duygulanmadım değil :) Ayrıca birçok cami de mevcut, dilerseniz maneviyatınızı tazelemek için ibadet edebilirsiniz. Sanıyorum bir Müslüman olarak en alışamadığım şey ezan sesinin yokluğu. Ne demiş Ernest Hemingway: "Çanlar kimin için çalıyor?"

Not: Berlin’in en sevmediğim yönü sokakların pis kokuyor oluşu. Mekanlar çok erken kapatıldığı için insanların doğal ihtiyaçlarını karşılayacak yer bulamamasına bağlıyorum. Öyle muazzam bir gece hayatı beklemeyin üzülürsünüz :)

Etiketler

Demet Karaismailoğlu

Yazar Hakkında

Demet Karaismailoğlu

Ve benim en beğendiğim yer henüz gezmemiş olduğumdur.