Google+

Arama formu

EDINBURG DİYE BİR YER VARMIŞ! - 2. KISIM

26 Temmuz 2012 Perşembe

Bugün 09:33’te Stirling trenimiz hareket ediyor. Waverley istasyonundan biniyoruz trene. Stirling Edinburgh’a 80 Km mesafede bir yerleşim birimi. Trenle 40 dakikada ulaşılıyor. Buraya gitmekteki asıl maksadımız William Wallace anıtını görmek. William Wallace İskoçya’da bir kahraman. Cesur yürek (Brave Heart) filminden hatırlarsınız. İngilizleri yenerek büyük başarı kazanan bu kahraman İskoçlar için tam bir idol.

Edinburg

Çok keyifli bir tren yolculuğunun ardından Stirling istasyonuna varıyoruz. Biz indikten sonra trenimiz yoluna devam ediyor. Burada da meşhur İskoç yardımseverliğine tanık oluyoruz. William Wallace Monument’a nasıl gidebiliriz diye sorduğumuz 60 yaşlarında bir İskoç beyefendisi oraya otobüsle gidebileceğimizi izah ettikten sonra peşine takılmamızı işaret ediyor. İskoçyalı önde biz arkada, Stirling tren istasyonunun hemen yakınında bulunan Stirling otobüs terminaline doğru ilerliyoruz. Bizi otobüs terminalinin danışmasının önüne kadar götürüp, kaç numaralı otobüsün oraya gittiğini sorabileceğimizi söylüyor. Beyefendiye teşekkür ettikten sonra danışmaya yöneliyoruz. 62 nolu otobüsün William Wallace anıtından geçtiğini ve otobüsün 10 dakika sonra kalkacağını öğreniyoruz. 62 nolu otobüsün bulunduğu durağa ilerleyip otobüsümüze biniyoruz. Gidiş dönüş (return)  bilet ücretini otobüs  şöförüne ödüyoruz. Az sonra otobüsümüz Stirling şehir merkezinden çıkar çıkmaz; uzaklarda heybetli bir kule görünüyor. Yemyeşil ormanlık bir alanın içinden gökyüzüne doğru uzanan bu muhteşem kulenin William Wallece anıtı olduğunu öğrendiğimizde heyecanımız bir kat daha artıyor.

Edinburg bölgesine uygun ulaşım yollarından biri de havayolu. En uygun fiyatlı uçak biletlerini görmek için tıklayın

Edinburg-1

Edinburg şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Otel yerine ev kiralamak isterseniz Canongate Luxury Homestay, Mountcastle Free Parking, Goldenacre Private Room (Homestay) güzel bir seçim olacaktır. Bunlardan en iyileri Union Street Apartment, Spring Gardens Apartment, Grassmarket Studio - Websters Land. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz The Stag Head Hotel, Diamond - The Bughtlin Creek House, Edinburgh House Apartments gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz West End Hostel, The Hostel, St Christopher's Edinburgh tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Edinburg aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Otobüsümüz az sonra Stirling Üniversitesi’nin kampüsüne giriyor. Kampüsten çıkar çıkmaz ilk durakta iniyoruz. Bir tabela bize anıtın istikametini gösteriyor. Anıta doğru yemyeşil ormanlık  bir alanın içinde yürüyoruz. İnanılmaz temiz bir hava. Ciğerlerimiz bayram yapıyor. 10 dakikalık keyifli bir doğa yürüyüşünün ardından anıtın giriş kısmına varıyoruz. Burada bir bilet satış ofisi, hediyelik eşya mağazası, kahve içebileceğiniz bir kafeterya ve tuvaletler var. Yetişkin 8.25, çocuk 5.25 Pound. Biletlerimizi aldıktan sonra anıta varmak için tırmanışa geçiyoruz. Ormanın içinden patika bir yoldan muhteşem William Wallace Anıtı’na doğru yürüyerek çıkıyoruz. Anıta çıkan asfalt bir yolda var. Dilerseniz bilet ofisinin önünden kalkan bir araç sizi yukarıya çıkartıyor. Ama bu harikulade güzergaha yürüyerek çıkma keyfinden mahrum kalmak istemeyiz. Ürüyüşümüze devam ederken, patika yoldan yukarıya ya da yukarıdan aşağıya doğru koşan insanları görüyoruz. Bu ülkede nereye gitsek herkes spor yapıyor. Sürekli koşuyorlar. Obez insana neredeyse hiç rastlamıyorsunuz.

Edinburg-2

Biraz sonra muhteşem William Wallece Anıtı’nın önündeyiz. Tepenin başındaki düzlüğe varır varmaz kendimizi muhteşem manzarayı seyretmek için yan yana konulmuş birkaç banktan birine bırakıyoruz. Birkaç dakika boyunca oturduğumuz banktan ağzımız açık bir şekilde manzaraya bakıyoruz. Aşağıda muazzam Stirling şehri, ovalar, platolar…

Bitti mi? Tabii ki hayır. Şimdi sıra onlarca metre yükseklikteki bu anıtın içinden dolanan merdiveni kullanarak yukarıya çıkmakta. En yukarıya çıkana kadar üç tane salon var. 50 civarı merdiven çıktıktan sonra yeni bir salona ulaşıyorsunuz. Bu salonlardan birinde William Wallace’ın hayatı anlatılıyor  ve kılıcı sergileniyor. Birinde İskoçya’nın diğer kahramanları tanıtılıyor. En yukarıya çıkana kadar 200’den fazla basamak saydım. Merdivenler dar. Aşağıdan çıkanla yukarıdan gelen karşılaştığında, genelde yukarıdan gelen duvara iyice yaslanarak aşağıdan gelene yol veriyor.

Edinburg-3

200’ün üzerinde basamak tırmandıktan sonra, nihayet anıtın en tepesine ulaşıyoruz. Aman Allahım! Bu nasıl bir manzara. İşte bunu anlatmaya hiçbir yazarın gücü yetmez. Görmek lazım derim başka bir şey demem. Muhteşem bir manzara , baş döndüren bir yükseklik. 360 derecelik  bir görsel şölen…

27 Temmuz 2012 Cuma

Bu gün biraz tembellik yapıp; Edinburgh’u bir de tur otobüsüyle gezmeye karar veriyoruz. Edinburgh’un şu tarihi dokusunu bir de üstü açık tur otobüslerinden, yani tepeden seyreyleyelim.  Edinburgh’ta beş tane Hop on hop off tur otobüsü firması var. Edinburgh Tour, City Sightseeing, Mac Tours, Majestic Tour,Edinburgh World Heritage Tour. Bunların tamamı turuna Waverley Train Station’dan başlıyorlar. İstediğiniz tura binebilirsiniz. İsterseniz biraz fazla para ödeyip bu tur otobüslerinin tamamını kullanabilirsiniz. Biz City Sightseeing firmasının turunu kullandık. İlla Waverley tren  istasyonunun önünden binmek zorunda değilsiniz. Turunuza bu otobüslerin durduğu herhangi bir duraktan binip ücreti şöföre ödeyebilirsiniz. Şöförün verdiği biletleri saklayın. Zira bütün gün boyunca bu tur otobüslerine her bindiğinizde bu biletleri göstereceksiniz. (otobüste “change” para üstü verilmediğini tekrar hatırlatırım.)

Edinburg-4

Princess Street Mac Donald’s durağında City Sightseeing turuna dahil olduk. Aile bileti 28 Pound. Bu tur toplam 11 durak dolaşıp tekrar Waverley tren istasyonunun önüne geliyor. Akşama kadar istediğiniz yerde inebilir, istediğiniz yerde binebilirsiniz.

Şanslıydık. Yağmur yağmadı. Tur otobüsünün üst katında saçlarımızı okşayan Edinburgh rüzgarı bize ev sahipliği yaptı. Akşama kadar tur otobüsüyle turladık. İskoç Parlamentosu’nun ve Palace of Holyroodhouse’un önünden geçtikten az sonra 9 nolu durağa geliyorsunuz. Otobüsten iner inmez Our Dynamic Earth adında camdan yapılma bir bina sizi karşılıyor. Burası daha çok çocukların ilgisini çeken bir plenatoryum. Daha önce birkaç kez plenatoryuma girdiğimizden buraya girmiyoruz.

Edinburg-5

Böyle bir şehir olabilir mi. Bu bölgede şehir sanki kalemle çizilmiş gibi bitiyor. Ne bir kulübe, ne bir görüntüyü bozan obje. Önümüzde yemyeşil bir parkur uzanıyor. İnsanlar koşuyor, yürüyor. Az ileride bir tepe. İnsanlar tepenin hemen kenarından patika bir yoldan bu tepeye tırmanıyor. Durur muyuz. Biz de tırmanıyoruz. Çık çık bitmiyor. Bu arada patikanın kenarı uçurum. Hiçbir güvenlik kordonu yok. Ama insanlar kah koşarak, kah yürüyerek; kimi aşağıya iniyor, kimi yukarıya çıkıyor. Aşağıya doğru bakıyoruz. Muhteşem bir Edinburgh manzarası. Hava açık. Edinburgh bu müthiş rüzgarlı tepeden bütün çıplaklığıyla kendini sergiliyor. Bir kez daha Edinburgh’a aşık oluyoruz.

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Bu gün serbest dolaşacağız. Planladığımız yerlerin bir çoğuna gittik. Bu gün Edinburgh’u yaşayacağız. Bu şehrin yaşayanı olsak, bir günümüzü nasıl geçirirdik. Tabi ki Prencess Street’te alışveriş yapar, yorulduğumuzda Princess Street Garden’ın cömert yeşilliklerine kendimizi bırakır ve çimlerin üzerinden, bazen kendini cömertçe gösteren, bazen bulutların arkasına saklanan güneşin altında muhteşem Edinburgh kalesini seyreylerdik. Biz de tam öyle yapıyoruz. Princess Street’teki neredeyse tüm mağazaları dolaşıyoruz. Dönüş vakti yaklaşıyor. Biraz da alışveriş yapmak lazım.

Edinburg-6

Princess Street üzerinde alışveriş yapabileceğiniz giyim mağazaları var. Sizin de tahmin ettiğiniz gibi, kurdan dolayı bizim için pahalı. Ama biz bir mağaza keşfediyoruz. Princess Street’in hemen üzerinde “Primark” isimli bir giyim mağazası var. 5 katlı bu mağazada giysi fiyatları çok uygun. Hem de kaliteli. Buradan muhakkak çorap almalısınız. İskoç çorapları çok kaliteli. İskoç yünü tüm dünyada meşhur. Şahane İskoç kazakları var. Ancak oldukça pahalı ( 100 pound civarı) Primark mağazasından çok uygun fiyata, Türkiye’den bile ucuz; yağmurluk, çorap, atkı, ayakkabı, mayo, elbise, çocuk giysisi, iç çamaşırı vb. alabilirsiniz.

Princess Street Caddesi üzerinde üç dört tane turistik eşya mağazası var. Mağazalara yaklaşırken gayda sesinden, tursitik eşya mağazasına yaklaştığınızı hemen anlıyorsunuz. Ben bu mağazalardan bir tanesini tavsiye edeceğim size.  Zira fiyatları diğerlerine göre daha uygun. Bu mağazanın adı THE WORKS. Buradan dönüşte götürebileceğiniz her türlü hediyelik ve hatıra eşyayı diğerlerine göre daha uygun fiyata alabilirsiniz. İskoçların meşhur kurabiyelerini, Haggislerini, traditional Fudgelarını başka yerlerde aramayın. Zira bu tür ürünler de bu hediyelik eşya mağazalarında satılıyor. Benim size tavsiyem Türkiye’ye dönüşte muhakkak shortbread denen kurabiyelerden getirin. Shortbread bizim un kurabiyesi tadında ve İskoçların Highlandlerinde yapılan bir ürün. Ayrıca İskoçların Fudgeları meşhur. Viski yanında yenilebilen Fudgelar farklı farklı yapılıyor(karamelli vs.) Ayrıca bu mağazalarda meşhur İskoç kaşmirinden yapılma atkılar ve kazaklar bulabilirsiniz. Ve tabi ki küçük viski şişecikleri ve setleri…

Alışveriş bizi oldukça yoruyor. Ayaklarımız bizi Princess Street Garden’a götürüyor. Kendimizi çimlerin üzerine bırakıyoruz. İskoçlar güneş çıkar çıkmaz kendilerini güneşin kollarına bırakıyorlar. Gölgede oturan bir tek İskoç göremiyoruz. Ağaç gölgelerinde oturanlar sadece turistler. Anneler küçük çocuklarını getirmişler parka. Çocuklar çimlerin üzerinde yuvarlanıyor. Daha önce de yazmıştım. Martılar sosyal hayatın içinde. Çimlerin üzerinde martılar dolaşıyor. İnsanlara o kadar yaklaşıyorlar ki, elinizi uzatsanız neredeyse tutacaksınız. Ayrıca bir çok güvercin dolaşıyor çimlerin üzerinde. Kızım kendisi için hazırladığımız sandviçini martılara ikram ediyor. Martılar bir lokmada yutuyor kızımın onlara attığı kırmızı İskoç peynirli ve çilek marmelatlı sandviç parçalarını.

Edinburg-7

Başımızı biraz yukarıya kaldırdığımızda muhteşem Edinburgh kalesi tüm ihtişamıyla manzaraki yerini alıyor. Arada bir bulutlanan gökyüzü Edinburgh Kalesi’ni bir masal kalesine çeviriyor. Sanki burada değiliz. Sanki bir masalın içerisindeyiz. Neredeyse eşime beni çimdiklemesini söyleyeceğim. Gürültü yok. Huzur var. İnsanlar mutlu ve sağlıklı. Az ileriden yine parkın içinden güzel bir müzik sesi geliyor. Anlaşılan yine bir müzik gurubu Princess Street Garden içindeki açık konser alanında izleyicilerine ücretsiz müzik ziyafeti çekiyor. Bu rüya hiç bitmesin istiyorum…

29 Temmuz 2012 Pazar

Bu gün için yapılabilecek en iyi şeyin Royal Botanic Gardens’a gitmek olduğunda karar kılıyoruz. Evimizden Princess Street’e kadar yürüyerek gidiyoruz. 27 nolu otobüse binip Royal Botanic Garden doğu girişinde iniyoruz. Burası şehrin içerisinde ve çok büyük bir alana kurulmuş bir botanik bahçesi. Dünya’nın her bölgesinden gelmiş her türlü bitki bu bahçede yerini almış. Her bitkinin bir etiketi var ve menşei bu etiket üzerinde yazılıyor. Royal Botonic Garden haftanın yedi günü ziyaretçilere ücretsiz olarak açık. Seraların olduğu bir bölüm var. Burada yağmur ormanlarını gezebilirsiniz.

Devasa ağaçlar, kuşlara evsahipliği yapan küçük bir gölet, devasa yapraklı bitkiler… Proje bahçeleri dikkatimizi çekiyor. Burada ilkokul öğrencileri proje bahçeleri yapmışlar. Değişik bitkiler yetiştirip o bitkilerin gelişimini takip ediyorlar. Cennet dedikleri yer böyle bir yer olsa gerek.

Edinburg-8

Labirent şeklinde yapılmış ve İngiliz şatolarında gördüğümüz bahçeler.Yeşilin her tonu. Yeşilin bu kadar çok tonu olduğunu bilmiyordum. Görsel ve işitsel bir ziyaret. Zira şimdiye kadar hiç duymadığımız değişik kuş sesleri duyuyoruz. Parkta gezintimizi sürdürürken sincaplar geçiyor önümüzden arkamızdan.Bir şehir düşünün doğayla barışmış. Her canlıya yaşam alanı tanımış. Bir şehir düşünün; içinde onlarca devasa bahçe. Bir şehir düşünün her yer yeşil. Bir şehir düşünün yılın tamamı yağmurlu ama ayakkabınız çamur olmuyor. Hayal edin, böyle bir şehir var; Edinburgh…

Edinburg-9

Temmuz ayının Edinburgh’a geliş için en ideal tarih olduğu söylenir. Bütün bir yıl yağmur alan bu şehir diğer aylarda daha da soğuktur. Burada Temmuz sıcaklıkları 20 derece civarı gider. Geceleyin ise sıcaklık 10 dereceye kadar düşüyor. Diyeceksiniz ki Temmuz ayında gece 10 derece sıcaklık ve siz üşümediniz mi? Hayır üşümedik. Çünkü burada yılın 12 ayı geceleyin kaloriferler yanıyor. Bizim dairemizde 4 petekten sadece bir tanesini yakmışlardı ve o da evin sıcaklığını konforlu tutuyordu. Yani üşümek konusunda hiçbir sıkıntı yok.  Gündüzleyin insanlar gayet rahat giysiler giyiyorlar. Ancak bir çok insan giymese de yanında bir yağmurluk taşımayı ihmal etmiyor. Hatta burada mağazalarda küçük bir çantaya sığan ve kancasıyla pantalonunuzun ya da çantanızın kenarına takarak yanınızda taşıyabildiğiniz yağmurluklar satılıyor. Ne zaman yağmur yağacağı, ne zaman güneş açacağı ya da gökyüzünün ne zaman tamamen bulutlarla kapanacağı belli olmayan bu şehirde; yağmur yağdığı anda o küçük çantadan yağmurluğu çıkartıp giyebiliyor ve yağmur diner dinmez yağmurluğunuzu tekrar çantasına geri gönderiveriyorsunuz.

30 Temmuz günü alışverişle ve dönüş hazırlıklarıyla geçiyor. 9 gün geçiriyoruz Edinburgh’ta. Bu şehri hiç unutmayacağız. Eşim de kızım da çok seviyor Edinburgh’u. Belki bir gün fırsat olur ve tekrar geliriz. 31 Temmuz günü ayrılacağız bu şehirden. Biliyoruz ki hatıraları hiçbir zaman bırakmayacak peşimizi…

EDINBURGH’TA SEVDİKLERİM

1)    Tam anlamıyla bir turizm şehri. Kendini ranta ve rantiyeciye teslim etmemiş.
2)    Her yerde tuvalet var ve ücretsiz. Tuvaletleri tertemiz ve sürekli sıcak su akıyor.
3)    Neredeyse hiç polis görmüyorsunuz. Turizm polisleri var ve bunlar sivil.
4)    Otobüsleri çok temiz ve konforlu. Dakikasında kalkıyor.
5)    Bazı turizm şehirlerinde (özellikle İstanbul’da) olduğu gibi seyyar satıcılar, turiste zorla bir şey satmaya uğraşanlar ya da onları dükkanlarına davet edenler yok.
6)    İnsanlar inanılmaz güler yüzlü. İster tezgahtar olsun, ister otobüs şöförü olsun, ister yolda yürüyen herhangi bir vatandaş olsun; tebessüm ettiğinizde hemen size tebessümle karşılık veriyor.
7)    İnsanları çok yardımsever.
8)    Şehirde trafik sıkışıklığı denen bir şey yok (metro çalışmaları olduğu halde)
9)    Bu kadar yağmur olan bir yerde ayakkabınız çamur olmaz mı? olmaz.
10)    Tarihi Dokusu muhteşem
11)    Bahçeleri
12)    Müzisyenleri

EDINBURGH’TA SEVMEDİKLERİM

1)    İskoçların aksanı. Bazen İngilizce değil de başka bir dil konuştuklarını zannediyorsunuz ☺.
2)    Çok pahalı. Kur yüksek olunca hayliyle…

Marketler: Edinburgh tarihi bir şehir olduğundan, merkezinde bizim şehir merkezlerinde olduğu gibi devasa marketler ya da AVM’ler bulamazsınız. Bir dairede kalıyorsanız, market alışverişlerinizi bizde ki makro market türü market zincirlerinden yapabilirsiniz. TESCO, THE CO- OPERATİVE, SAINSBURY’S Edinburgh’ta sıklıkla bulabileciğiniz marketler. Marketler pahalı ama 2 for 3 gibi promosyonları takip ederseniz uygun fiyata alabilirsiniz. (3 tanesi 2 tane fiyatına ya da 1 tanesi 1.35 Pound 2 tanesi 2.30 pound…)

Alışveriş: Ocean Terminal Fort Nehri kıyısında büyük bir AVM. Princess Street üzerinde 36 nolu otobüse binip 15 dakika içerisinde ulaşabilirsiniz. Princess Street ve Royal Mile (High Street) üzerindeki hediyelik eşya ve viski dükkanlarında aradığınızı bulabilirsiniz. Princess Street üzerindeki THE WORK’u ve PRIMARK’ı tavsiye ederim. Burası İskoçya, viskinin ana vatanı deyip aldanmayın. Zira viski çok pahalı.

Ulaşım: Metro ağı yok. Ama yapılıyor. Zaten göründüğü kadarıyla ihtiyaç ta yok. Harika bir otobüs ağı var. Çok sık otobüs geliyor. Otobüslerin neredeyse tamamına yakını çift katlı. Otobüsler boş ve konforlu. Özürlüler için otobüslerin çoğunda asansör sistemi var.
Nelere dikkat etmeli: Trafik soldan işlediği için karşıdan karşıya geçerken Türkiye’deki gibi sola değil sağa bakmalısınız. Araç kullananlar gayet kibar ve yayalara karşı diğer bir çok Avrupa kentinde olduğu gibi çok saygılı. Otobüs duraklarının oturma kısımları yola değil kaldırıma doğru bakıyor. Yani siz durakta koltuğa oturduğunuzda sırtınızı yola vermiş oluyorsunuz.

Ne yemeli: İskoçya pahalı bir şehir. Marketlerinde bizdeki kadar bol ve ucuz yeşillik bulamazsınız. Balığın bol olduğunu düşünmüştüm. Ama mevsimsel mi bilmiyorum, dondurulmuş birkaç çeşit dışında balık da göremedim. Hatta bir ara yahu bu İskoçlar yemek yemiyorlar mı acaba diye düşündüğüm oldu. Çünkü marketlerde çeşit az. Kırmızı İskoç Peynirini biz çok beğendik. Ekmekleri çok lezzetli. İskoç dondurmasını deneyin. Marketlerde büyük kutularda satılıyor. Bizde ki AOÇ dondurmasına biraz benziyor. İskoçya’da dana kıyması ucuz. Sütler 4 pins plastik şişelerde satılıyor (2,2 lt) ve fiyatları çok uygun. Sütlerinin çok lezzetli olduğunu söyleyebilirim. Burada tavuk ürünleri çok pahalı. Tavuk eti ve yumurta ateş pahası. Her Avrupa şehrinde olduğu gibi dışarıda yemek yemek için alternatifiniz çok. Pahalı restoranlardan; döner, pizza, hamburger tarzı sunum yapan küçük işletmelere kadar farklı fiyat aralıklarında karnınızı doyurabilirsiniz. 

Neler yapmalı
1)    İskoçya’da muhakkak tren yolculuğu yapın
2)    Ocean Terminale gidip Fort Nehri’ni seyredin
3)    Kendinizi Princess Street’in çimlerine bırakıp Edinburgh Kalesi’ni seyredin.
4)    Edinburgh Kalesi’ni ziyaret edin
5)    Tur otobüsüyle Edinburgh’u dolaşın
6)    Royal Botanic Gardens’ı gezin
7)    Princess Street’te alışveriş yapın.
8)    Viski müzesini gezin
9)    Royal Mile üzerindeki Camera Obscura’ya gidin
10)    The Edinburgh Dungeon’a gidin, korkuyu yaşayın.
11)    Highland turuna katılın
12)    Edinburgh Hayvanat Bahçesi’ni ziyaret edin
13)    William Wallace Monument’ı muhakkak görün
14)    Yağmurda yürüyün
15)    Çimlerde yuvarlanın
16)    Scott Anıtı’nı görün
17)    Kaşmir kazak alın
18)    Princess Street Garden’daki ücretsiz Açıkhava konserlerine gidin
19)    National Museum’un yanındaki küçük meydandaki sokak sanatçılarını görün
20)    Royal Mile’da yürüyün ve sokak sanatçılarını görün
21)    Martılara ekmek verin
22)    Gayda dinleyin

Yazının ilk bölümü için : www.gezimanya.com/GeziNotlari/edinburg-diye-bir-yer-varmis----1--kisim


Yazar Hakkında

Ayhan Gümüş

Ailemle birlikte gezmeyi çok seviyorum. Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak, yeni lezzetler tatmak... Her sene yıllık iznimizde farklı bir yurt dışı güzergaha seyahat etmeye çalışıyoruz.