Google+

FUTBOL, SANAT VE BOĞA GÜREŞİ MERKEZİ MADRİD...

820215 Kas 2011Gezi Notu
CÜNEYT AYKUTCÜNEYT AYKUTBronz Yazar15 Kas 201182020 Yorum

Sabah saatlerinde Sevilla tren garınnda başlayan yolculuğumuz yaklaşık 3 saat sonra Madrid Atocha Tren İstasyonunda sonlanıyor. Atocha Tren İstasyonu benim şimdiye dek gördüğüm en büyük en hareketli tren istasyonu. Bir tren garından ziyade bir havalimanındaymışsınız izlenimi veriyor insana; sürekli koşuşturan insanlar, canlı bir alışveriş hayatı, yeme içme alanları, yürüyen merdivenler, ciddi bir güvenlik kontrolü ve hatta küçük bir botanik bahçesi...

Madrid

Madrid, İspanya’nın başşehridir. Nüfusu 3,5 milyondur. Şehrin yeşilliği insanın gözüne ilk çarpan özelliktir. Futbolun, sanatın ve boğa güreşinin İber yarımadasındaki ve hatta dünyadaki merkezidir. Şehir sahip olduğu 3000’e yakın heykel ile bir heykeller şehri olarak da adlandırılır. Heykelleri caddelerde, evlerin çatılarında, duvarlarda vs her yerde görmek mümkündür. Eşyalarımızı kalacağımız otele bırakıyor ve hemen Madrid turuna başlıyoruz. İlk durağımız yazar Cervantes’in ve onun yarattığı en önemli masal kahramanı Don Kişot ile Sanço Panço’nun heykellerinin yer aldığı Plaza De Espana (İspanya Meydanı).

Madrid-1

Meydan, şehrin en işlek caddesi olan Gran Via’nın batı ucudur. Cervantes, Don Kişot, sevimli at Rosinante ve şişko Sanço Panço bronz heykelleri bu meydanın en görülmeye değer heykelleridir. Meydanın üzerinde bulunan ve Otamendi kardeşler tarafından 1950lerde yapılan gökdelenler (Edificio de Espana-117mt ve Torre de Madrid-150mt) hemen göze çarparlar.

Madrid şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Bunlardan en iyileri Apartment Caceres Madrid, Estudiomad6, Gorgeous Apartment In Old Madrid. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Chic Rentals Chueca- Calle Farmacia, Bausa 19 gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz Chic Rentals La Latina - Cava Alta, Welcome Apartments Sol, Gran Apartamento Plaza Mayor Lux tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Madrid aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Buradan Gran Via’nın paralelinde 10 dakika kadar yürüyerek Palacio Real De Madrid (Kraliyet Sarayı)’e ulaşıyoruz. Saray, 1931 yılından bu yana sadece resmi törenlerde kullanılıyor. Kapladığı 135000m2 lik alan ile Avrupa’nın en büyük sarayı konumundadır. Sarayın önünde bulunan geniş alan Plaza de Palacio veya Plaza de Armas olarak bilinir. Meydandaki yeşillikler üzerinde kitap okuyan, muhabbet eden, müzik aleti çalan ve hatta uyuyan Madridliler hemen ilgimizi çekiyor.

Madrid-2

Elimizde harita yürümeye devam ediyoruz. Şimdiki durağımız Plaza Mayor (Büyük Meydan). 129 metreye 94 metrelik ölçüleri ile bir dikdörtgen şeklindeki meydanın etrafı, duvarları resimlerle süslü 2 katlı binalarla çevrilmiştir. Meydana 9 ayrı kapıdan girilebilir ve toplamda 476 adet balkon vardır. 1619 yılında Kral III. Philip tarafından yaptırılmıştır. Sanırım bu sebeple kendisinin at üzerindeki kocaman bir heykeli meydanın tam ortasına dikilmiş durumda. Zamanında boğa güreşlerinden, engizisyon mahkemelerine kadar pek çok olaya sahne olmuştur. Bugün restoran ve kafelerle sarılmış, kalabalığı büyüsünü bozan bir meydan şekline dönüşmüştür. Buradaki birçok restoranda ''Menu del Dia'' yani, günün menüsü 10–15€ civarındadır. Biz de Magerit adlı restaurantta, bu menülerden birisini seçiyoruz ve çok da memnun kalıyoruz.

Madrid-3

Büyük meydanda bulunan Turizm Danışma bürosundan ihtiyacınız olan her türlü broşür, bilgi alabilirsiniz. Ayrıca büronun bilgisayarlarından ücretsiz olarak internete girerek maillerinizi kontrol edebilirsiniz. Meydanın hemen yakınındaki Mercado San Miguel bir 19. yüzyıl alışveriş merkezidir ve taze meyveleri ile ünlüdür; denemenizi tavsiye ederiz.

Büyük meydandan sonra sağlı sollu dükkânlara gire çıka yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüşle Madrid’in en önemli meydanı olan SOL (Puerta Del Sol – Güneş Kapısı) meydanına ulaşıyoruz. Meydandaki hareketlilik, atlı polisler, doğu ucundaki bronz ayı heykeli hemen dikkatimizi çekiyor. Burası Madrid’in merkezi olarak anılır. Yarım ay şeklinde uzanan meydanın ortasında III. Carlos’un heykeli bulunur. Meydana çıkan tüm sokakların her biri tam bir alışveriş cenneti kıvamında. Madrid’deki ilk günümüzü Sol meydanında tamamlıyoruz.

Madrid-4

Madrid’deki 2. günümüz dün bıraktığımız yerde yani sol meydanında başlıyor. Buraya ulaşım özellikle metro ile çok kolay. Zaten, şehir içerisinde çalışan metronun tam 12 ayrı güzergâhı var. Bir noktadan diğerine ulaşmak düşündüğünüzden bile daha hızlı. Kankalarımız Filiz ve Mesut ilk durak olarak La Rozas alışveriş merkezini seçiyorlar. La Rozas Avrupa’nın en büyük outlet alışeriş merkezlerinden birisi.

Sol meydanının doğu tarafından Alcala caddesini takip ederek yürümeye başlıyoruz. Sağlı sollu, eski ama bakımlı ve bir o kadar da sanatsal görünüme sahip binaların arasından geçerek (özellikle Banco de Espana, Edificio Metropolis binalarına dikkat etmenizi öneririm) Cibeles (Kibele) Meydanına kadar yürüyoruz.

Madrid-5

Meydan, Madrid’in hem en ünlü ve hem de en güzel noktalarından birisidir. Meydanın tam ortasında yer alan ve iki aslan tarafından çekilen bir araba üzerindeki tanrıça kibele heykeli görülmeye değerdir. Cibeles Meydanınından başlayıp doğuda Bağımsızlık Meydanı ve güneyde Atocha Tren istasyonuna kadar uzanan geniş bölge şehrin sanat ve bilim merkezi olarak olarak da adlandırılan Paseo Del Prado olarak bilinir.

Madrid-6

Cibeles meydanından aşağı doğru ortasında kocaman yeşillik bir alanın bulunduğu Prado caddesinde yürümek hem serin ve hem de çok keyifli. Bu yürüyüşün sonunda yolumuz bölgenin en önemli ve görülmesi gereken müzesi, Prado müzesi karşımıza gelir. Müze, bazı okuduğum kaynaklara göre dünyanın en büyük sanat galerisi konumundadır. İçerisinde İspanyol resim sanatının dünyadaki 12. ve 19. yy arasını kapsayan en iyi örneklerine ev sahipliği yapar. Eğer ki resim’e meraklı iseniz burası tam size göre ve muhtemelen en azından bir yarım gününüzü buraya ayırın.

Madrid-7

Müze çıkışında Atocha tren garına giderek aperatif bir şeyler atıştırıyoruz. Ardından da Dünya üzerinde en çok tanınan futbol takımı olan Real Madrid’in merkezine yani Barnebau stadyumuna gidiyoruz. Stad gezisi için 15E ödemeniz gerekiyor. Bu sayede kupalarla dolu müzeyi, soyunma odalarını, basın odasını, tribünleri, yedek klübelerini gezmeniz mümkün. Ancak Barselona Nou Camp stadyumunu gezdiğimiz için bu parayı ödemiyoruz ve stadın etrafında yürümeye başlıyoruz. Karşımıza öncelikle Real Store çıkıyor; içerisi çok kalabalık gezip çıkıyoruz çünkü bizim amacımız stadın içine girebilmek. Daha önceden ilanlarını gördüğüm stad kafeyi bulmak amacıyla stadı dönmeye devam ediyoruz. Ve nihayet Real Cafenin girişindeyiz. Kale arkası tribünlerin içerisinde dışa doğru bir çıkıntı yapar şekilde oluşturulmuş bir kafe burası. LCD tv lerde sürekli takımın golleri dönüyor. Müzik harika, hizmet süper. Birer kola ve cips eşliğinde ayaklarımızın altındaki stadı izliyoruz. Ben zaten durumdan etkilenmişim ama bu durum sanırım Şebnem’i bile bir hayli etkiledi. Burada bir maç seyretmeliyiz diyerek ayrılıyoruz staddan.

Madrid-8

Şimdi rotamız Şehrin hemen ortasında yer alan devasa büyüklükteki Retiro Parkı (parque del Retiro). Bir zamanlar burası krallık tarafından kullanılıyormuş ve ortasında büyük bir saray varmış. Günümüzde nerdeyse tüm Madridlilerin ve hatta turistlerin mutlaka uğradıkları ve hoşça vakit geçirdikleri bir yer. Parkın kuzey girişinde eski şehrin kapısı olarak da adlandırılan Bağımsızlık kapısı yer alır. Kapının diğer adı Puerta de Alcala (Alcala Girişi) dır.

Şöyle özetleyelim; bu kapıdan geçip Alcala caddesinde yürümeye başladığınızda önce Cibeles Meydanına sonrasında Sol meydanına oradan Ana caddeyi takip ederek Büyük meydan (plaza Mayor), kraliyet sarayı ve nihayetinde Don Kişot heykeline ulaşılır. Bağımsızlık kapısının akşam karanlığındaki fotoğraflarını çekerek metroya biniyor ve soluğu sol meydanında alıyoruz. Günü burada tamamlayacağız ve otele döneceğiz. Yarın tekrar Barselona'ya geçeceğiz.

-
Yorum göndermek için Giriş Yapın veya Üye Olun

Yorumlar(0)

Yorumlar