Google+

HAFTASONU TEKİRDAĞ KAÇAMAĞI

HAFTASONU TEKİRDAĞ KAÇAMAĞI

GÖKÇE YILMAZGold Yazar11 Eki 201190941 Yorum

Yolculuk başlıyor, hastaneden bir arkadaşımla beraber hastaların üstümüzde yarattığı travmayı atmak üzere yola çıkacağız birazdan. Buluşma sonrası kendimizi TEM’e atıyoruz. Cuma akşamı her zaman olduğu gibi berbat bir trafik var, herkes sözleşmiş gibi kendini İstanbul’un cehennem sıcağından çevre illere atıyor. Neyse Silivri civarına gelince tatil alışverişi eksiklerini tamamlamak üzere Maxi Alışveriş Merkezi’ne uğruyoruz. E-5 üzerinde mola verilebilecek güzel bir mekan bana göre. Deniz için terlik ve yeni bikini alışverişinden sonra, kendimizi Mado’ya atıyoruz. Öyle ya, koca hafta sonu için enerjiye ihtiyacımız var!

Tekirdağ’a varışımız yol çalışmaları olduğundan dolayı akşam 7’yi buluyor. İlk konaklama yerimiz Şarköy’e yakın Mürefte! Tekirdağ’dan sonra yol için 2 seçeneğimiz var. Birincisi, Malkara yolundan devam edip Şarköy’e inmek, diğeri ise deniz kenarından Kumbağ, Hoşköy üzerinden devam eden sahil yolu. Ben 10 yıl önce sahil yolunu kullanmıştım, o zamanlar çok bozuktu, yine de 10 yılda bir şeyler değişmiştir diye umarak, deniz çocuğu olduğumdan sanırım, sahil yolunu tercih ettik. Bol virajlı, kenarında ‘taş düşebilir’ diye tabelalar bulunduran, böbrek taşı düşürmeye bire bir sahil yoluna çevirdik rotayı. Yaklaşık 70km sonrasında Mürefte’ye vardık. Otelin kapısına gelince bizde biraz hayal kırıklığı uyandırsa da misafir umduğunu değil bulduğunu yer mantığıyla odamıza yerleştik. Saat 22.30 olsa da hemen giyinip kendimizi Şarköy’e attık.

Şarköy 17.000 nüfusu olan küçük bir sahil kasabası. Arabayı bir yere park ettikten sonra sahilde yol yorgunluğunu atabilmek için soğuk bir bira içebileceğimiz bir pub aradık. Tabii ara ki bulasın… insan sahil kasabası ve turistik bir mekan olunca her yerin cafe ve barlarla dolu olduğunu düşünüyor. Bir o tarafa yürüyoruz, bir bu tarafa, yok da yok. Güzel cafeler var fakat, sebebini bilmediğim bir şekilde deniz kenarında değil. Birkaç seyyar satıcıya da sorduktan sonra, boynumuzu bükerek, Ajdar’dan bir ton daha iyi olan bir solistin olduğu ve tüm masaları boş olan bir bara geçtik. Öyle ya misafir umduğunu değil, bulduğunu yermiş. Uzaktan bakınca iskelenin orada başka bir mekanı gözümüze kestirdik, buradaki şarkıcının bize kattığı yorgunluğu da üzerimize alarak, iskeleye doğru yol aldık. Bu arada tavsiye edebileceğim, müzikleri hoş olan bir pub’un önünden geçtik, yanlış hatırlamıyorsam cafe de paris…, ama Tuborg tekelinde olduğundan tercihimizi yine iskele yönünde kullandık. İskeleye 2-3 tane yan yana balık restoranı yapmışlar. Akşam rakı balık yapmak isteyenlere şiddetle tavsiye edilir. Kumkapı usulu çalgıcılar bir taraftan, akşamın serin rüzgarı bir taraftan gerçekten dinlendirici bir ortam. Sabah erken kalkmamız gerektiğinden eğlenceyi kısa kesip tekrar mürefte’ye dönmeye karar verdik. Ama dönmeden Şarköy’de yaptıracağımız son bir şey kaldı. Tabelası da aynı olan ‘tatil dövmesi’…. Benim omzuma kelebek konduktan ve arkadaşım Özge’nin bacağına sarmaşıklar sarıldıktan sonra gece 2 gibi ancak otele varabildik. Ama gece henüz bitmedi. Şükürler olsun ki otelde canlı müziğini kaçırdığımız terastaki barına çıktık. Otel hakkındaki tüm hayal kırıklığımız bir anda uçtu gitti. Terasa sakin, manzarası alabildiğine deniz olan, hizmette sınır olmayan bir bar kurmuşlar. 1 duble rakı eşliğinde koyu bir sohbete başladık. Ayaklarımızı uzatıp denizi izledik. Derken garsonlardan birisi tek müşteri biz olduğumuzdan yanımıza gelerek sohbetimize katıldı. Daha önce internetten araştırmama rağmen yöresel şarap yapım atölyelerinin telefonlarını bulamadığım için garsonumuz İsmail’e bu konuda danıştım. Konu şaraptan açılınca hemen kalkıp bize tadımlık bir şişe şarap getirdi. Aker şarapçılık diye bir imalathane varmış Mürefte’de.

Bize birer kadeh Cabarnet- savignon ikram etti. Aman tanrım o da ne? Galiba hayatımın en güzel şarabını içtim. Ben şaraptan pek anlamam, ama sanki meyve suyu içiyorum. İnanmadığımdan şişesini kontrol etmek istedim, gerçekten bu içtiğim sıvıda %12 alkol mü var yani?? Evet, gerçekten varmış…

Sabah uyandığımızda ilk işimiz yamaç paraşütü yapmak. Biraz geç uyandığımızdan kalkıp apar topar Uçmakdere’ye yol alıyoruz. Buluşma yerimiz iniş alanı. Bu arada belirtmem gerekir ki hiçbir Tekirdağ’lının kilometre hesabına güvenmeyin. Ya onlar mil üstünden hesap yapıyorlar, ya da benim kilometre sayacım bozuldu. Yan yana oturan insanlara bile aynı yeri sorduğunuzda birisi 30, diğeri ise 80km diyebiliyor çünkü. Üstelik 30 km çok virajlı bir yolun 15 dakika süreceğini iddia edenler bile oldu. Tekirdağ yöresinde neden bilmem tabela eksiği olduğundan yolda gördüğümüz konuşabilen her canlıya iniş alanına ne kadar kaldığını sorduk. Aldığımız en güzel cevap; köprü, dere ve çeşme kombinasyonunu görünce sağa sapın cevabı oldu. Verdikleri kilometre hesabına güvenmediğimden bu kombinasyonu yakalamak daha mantıklı geldi. Sonuçta yaklaşık 25 dakika sonrasında iniş alanına vardık. Kadir bey’le buluştuktan sonra teker teker yukarı çıkıldığından önce ben attım kendimi kurban olarak. Arabayla 10 dakika mesafedeki tepeye çıktık. Malzeme hazırlığı da bitince uçmaya hazırım artık. Kadir bey bana ne kadar şu yöne koş dese de ben paraşütün çekim kuvvetinden kurtulamadığımdan sadece sağa sola saçma savrulma hareketleri yapabildim. Bana rağmen havalanabildik. Adam çuval taşısaydı muhtemelen onun için daha kolay olurdu. Ama havalandıktan sonra gerçekten muhteşem bir his, ayaklarınız yerden kesilmiş, havadasınız, yerçekimi hissetmeden yaşayabileceğiniz bir 10 dakika. İnişe geçerken denizin üstünde birkaç tur dönmeniz gerekiyor. Valla ne yalan söyleyeyim ben gözlerimi kapattım, kusmaya ramak kalmıştı çünkü. Ben indikten sonra sıra özgeye geldi, o sırada araç sorunu çıktığından hemen paraşütü paketleyip attık arabaya. Transporter gibi olmasa da sonuçta zirveye ulaşmayı başardım. Aynı paraşütün serilmesi hazırlıklar ve sonrası kabus koşu… yine de özge koşması gereken hedefi benden daha iyi tutturdu, ve havalanabildiler. arkalarından birkaç kare çekme çabam sonrası inişlerine yetişebilmek için bayırdan aşağı saldım ben de kendimi. İniş alanına vardığımda Kadir bey bir sonraki uçuş için tepeye doğru yola çıkmıştı bile.

Özge’yle buluştuktan sonra zil çalan karnımızı doyurmak üzere yolda gelirken gördüğümüz bir kaç kır lokantasında yemek yemeye gitmek üzere arabaya atladık. Şarköy yönüne ilerlerken Hoşköy’ü biraz geçtikten sonra çınar kamp alanında durduk. Ya biz çok açtık, ya da yemekler çok lezzetliydi bilmiyorum ama kurt gibi acıkmışız. Muhteşem Tekirdağ köftelerinin ardından deniz kenarına attık kendimizi. Ne yalan söyleyeyim deniz berbattı, belki Karadeniz çocuğu olduğumdan ben alışmışım güzel kumsallara, burası ise genelde taşlık. Deniz de çok bulanıktı, yüzdüğüm yerin dibini görmüyorum, bilmediğim deniz, akıntı ihtimaline karşı açılamıyorum. Ama Marmara adasının manzarası eşliğinde denize girdik, güneşlendik, biraz da kestirdik. Uyandığımızda saat 7 buçuk olmuştu, eyvah diye feryat ederek, dün gece içtiğimiz harika aker şarap satış mağazasının kapanmamış olduğunu umarak tekrar Mürefte’ye döndük. Saat 8 olmasına rağmen hala açıktı. İnanılmaz güzel bir yer, inanılmaz güzel bir aile, inanılmaz güzel bir ortam ve en önemlisi inanılmaz güzel şaraplar. Mahzeni gezdik. Arabanın alabildiği kadar şarabı sağa sola sıkıştırmak suretiyle tekrar yola koyulduk, ikinci gece için konaklama yerimiz Marmara Ereğlisi. Bu kez dönerken Kumbağ değil, Naip üstünden devam ettik, yol nispeten daha iyi, yaklaşık 1,5 saat sonra Tekirdağ’a vardık. Daha önce niyetlendiğimiz gibi Tekirdağ’da ufak bir peynir tatlısı molası verdik. Tam meydana yakın, balkan pastahanesinden peynir tatlısı yemenizi tavsiye ederim. Ama dikkat mutlaka üstüne dondurma koydurun, çünkü o kadar tatlı ki, dondurma bile yanında tuzluymuş gibi kalıyor.

Küçük molamızın sonrasında Marmara Ereğli’sine devam ediyoruz. Her ne kadar nüfusu 10.000 olsa da bence Şarköy’e göre çok daha güzel ve daha turistik bir mekan. Otele yerleştikten sonra daha önce araştırdığım safir club, yeni spice olan mekana gittik. Gerçekten çok güzel bir mekan yapmışlar, müzikler güzel, dansçı kızlar zaten harika, yaklaşık bir saat mekanda takıldıktan sonra ortamı gençlere bırakmaya karar vererek otele döndük, sabaha kadar sahilde oturduk, İstanbul’un keşmekeşinden sonra biraz sakinlik iyi gelmedi desem yalan olur.

Ertesi sabah kahvaltı sonrası Tekirdağ’a döndük. Tekirdağ içinde çok kalamadık ama, zar zor navigasyonla bulduğumuz Namık Kemal evinin Pazar günleri kapalı olduğunu görmek açıkçası hayal kırıklığına uğrattı bizi. Ne yapalım hediyelik peynir helvaları da aldıktan sonra kendimize güzel bir plaj bulmaya karar verdik. Tabii ara ki bulasın… Durmadığımız benzinlikçi, sormadığımız pompacı kalmadı. Yine şahane yol tarifleri, kimi 5 km sonra diyor, kimisi 40 km sonra. Oteldeyken resepsiyondaki görevli gidilebilecek en uygun plajın Marmara Ereğlisi ile Tekirdağ yolu arasındaki Dallas olduğunu söylemişti. Dallas’ı bulamayınca başka bir yerde durduk. Şezlong yok, büfe yok, tuvalet yok. Tam bir hayal kırıklığı yani. Ama kafaya koyduk bulacağız Dallas’ı. Tekrar yola koyulduk, en güvenilir tarif olan, birinci camiden değil ikinci camiden sal aşağı kendini. Sonunda bulduk Dallas’ı. Şezlong bulunca harbi bir küp altın bulmuş kadar sevindim. Medeniyet böyle bir şey işte ya ama Tekirdağ plajları bizden geçer not alamadı.

Saat 7 buçuk gibi dönme vaktinin geldi, ama daha bitti mi? Tabii ki hayır. Tekirdağ sınırlarından çıksak da yenecek harika bir akşam yemeğimiz var, tabii ki Silivri ve tabii ki kılçık. Harika mezeler eşliğinde güzel bir günbatımı ile tatili bitirdik. İstanbul’a kalan 55 km mi? İşte o kısmı ne siz sorun ne de ben söyleyeyim. Ama yine de kulağınıza küpe olsun bence TEM’i tercih etmeyin.


Sehir Merkezine En Yakin Tekirdağ Otelleri

En Uygun Fiyatlı Tekirdağ Otelleri

Sizin İçin Seçtiğimiz Tekirdağ Otelleri

Ücretsiz WiFi hizmeti sunan Tekirdağ Otelleri

Tekirdağ için en uygun uçak biletlerini Skyscanner aracılığıyla görmek için hemen tıklayın.

Sosyal Medya'da Gezimanya

Yorum yazmak için

Yorumlar

Yorumlar

öner akalın kullanıcısının resmi

öner akalın 21 May 2014

Selamlar güzel yere gitmişsiniz.En son iki veya üç sene önce bende gitmiştik gündüzleri sıcak akşamları serin oluyor.Fotoğraf için güzel kareler yakalama şansı var...

İlgili İçerikler

4 saat 29 dak önce
Galeri

‘’Nasıl bir yerde yaşamak istersiniz?’’ sorusuna verilecek pek çok cevap vardır. Mesela deniz kenarı, orman, dağ, belki bir balıkçı kasabası hatta çöl iklimli bir coğrafya. Bunların hepsi için ikna edici sebepler bulabilirsiniz fakat aktif bir volkan için bunu yapmak biraz zor olsa gerek.
Kaynak: http://www.wherecoolthingshappen.com/living-inside-an-active-volcano/

Bu her ne kadar biraz çılgın görünse de Aogashima Volkanı’nın hemen yanıbaşında yaşayan 200 kişi böyle düşünmüyor anlaşılan. 

Volkanla aynı ismi taşıyan adada herhangi bir gürültü, patlama ya da püskürme yok. Henüz.

Bu güzel adaya Tokyo’dan havayolu ya da denizyoluyla ulaşabilirsiniz. 

Manzara, doğa ve temiz havasıyla kesinlikle sizi mutlu edip dinlendirecek bir yer burası. Bunların yanında bölge sakinleri de cana yakın.

Aktif Bir Volkanla Kapı Komşusu Olarak Yaşamak İstemez miydiniz?

‘’Nasıl bir yerde yaşamak istersiniz?’’ sorusuna verilecek pek çok cevap vardır. Mesela deniz kenarı, orman, dağ, belki bir balıkçı kasabası hatta çöl iklimli bir coğrafya. Bunların hepsi için ikna edici sebepler bulabilirsiniz fakat aktif bir volkan için bunu yapmak biraz zor olsa gerek.
Kaynak: http://www.wherecoolthingshappen.com/living-inside-an-active-volcano/

7 saat 11 dak önce
Gezi Notu

BEYAZ CAMİ: RAMLA

Tel Aviv'den Kudüs'e arabayla giderken yol üstünde uğramamız gereken bir yer var mı diye şöyle bir bakıverdik internete. Biraz araştırdıktan sonra fark ettik ki Ramla isimli, Araplar'ın ve Yahudiler'in ortak yaşadığı yaklaşık 60 bin nüfuslu bir kasabada görmemiz gereken bir yer var; Beyaz Cami.  Tel Aviv'den yola çıktıktan yaklaşık yarım saat sonra Ramla'ya vardık. Kasabadan... daha fazla

Bronz Yazar
7 saat 38 dak önce
Galeri

Masal gibi dağları, mor ineklerin su içtiği gölleriyle İsviçre; dünyanın en tarafsız, en masum ülkesi. Bakalım listeye bir göz atınca içinizdeki göçmenlik ateşi alevlenecek mi?

Fotoğraf: Kaynağı için tıklayın >>

Her üç kişiden birinin silahı olduğu İsviçre’de suç oranları, şaşılacak derecede gezegenin en düşük seviyesinde. Gerçi konu İsviçre olunca insan pek şaşıramıyor.

Fotoğraf: Kaynağı için tıklayın >>

Medeniyetin timsali İsviçre’de her dört kişiden biri yabancı, Birleşmiş Milletler'in bir replikası adeta...

Fotoğraf: Kaynağı için tıklayın >>

Coğrafi olarak dağların arasına sıkışmış ve denizel etkiye kapalı ülkede her ne hikmetse palmiye bulabilmek mümkün.

Fotoğraf: Kaynağı için tıklayın >>

Doğabilinecek en iyi yer olan İsviçre; sağlık, hayat beklentisi, ekonomik yeterlilik, mutluluk bakımından da ipi göğüslüyor.

Fotoğraf: Kaynağı için tıklayın >>

İsviçre Hakkında “Hmm” Dedirten 10 Şey

Masal gibi dağları, mor ineklerin su içtiği gölleriyle İsviçre; dünyanın en tarafsız, en masum ülkesi. Bakalım listeye bir göz atınca içinizdeki göçmenlik ateşi alevlenecek mi?

Fotoğraf: Kaynağı için tıklayın >>

8 saat 9 dak önce
Galeri

Trafiksiz, benzin parasının olmadığı bir dünya düşünün. Üstelik bu -yer yer-modern bir dünya. Taşıma ve ulaşım aracı olarak sadece faytonlar, bisikletler ve tabana kuvvet tekniğinin olduğu bir dünya. İşte arabaların, bilimum motorlu taşıtların giremediği 13 nadir ada.
Kaynak: http://www.cntraveler.com/galleries/2013-07-07/photos-car-free-island-destinations?s_cid=social43628246&adbid=10153295122328982&adbpl=fb&adbpr=21317493981

Fotoğraf: www3.hants.gov.uk
 

​1.Tangier Adası

Virginia’nın Tangier Adası küçük bir balıkçı topluluğunu barındırıyor. Balıkçılık burada oldukça eski, 1600’lü yıllara kadar uzanıyor. Adanın misafirleri, müptelaları burada botlarla gezinti yapıp balık tutuyorlar. Ardından bunu restoranda kendi yemekleri yapıyorlar. Tabii adanın güzelliği sadece balıkçılıkla bitmiyor. Tırmanma, treking gibi aktviteler de çok yaygın. Bunlarla beraber adada yoğun bir yengeç ilgisi var. Yumuşak kabuklu yengeçlerinin %5’nin buradan geldiğini söylüyorlar, bu bir nimet. 
Ulaşım aracı olarak ne kullanılır?
Ada 3 mil uzunluğunda 1 mil genişliğinde yani dolaşmak oldukça kolay. Fakat yürümek istemezseniz bisiklet en iyi seçeneklerden biri olacaktır ya da fayton tarzı araçlar. Burada sokaklar çok dar ve sıkışık olduğundan yürümek genellikle tercih edilen ulaşım aracı oluyor.
Nasıl Gidilir?
Adanın kendine münhasır küçük aircraftlar için yapılmış bir havalimanı var buraya uçakla gelebilirsiniz ya da deniz sevenlerdenseniz feribot seferleri düzenleniyor.  4 Mayıs-19 Ekim tarihleri arasında ise her gün sefer düzenleniyor.
 

2.Mackinac Adası

Bir diğer nadide ada Mackinac. Burada koruma önlemleri oldukça yüksek. Sebebi sadece adanın doğal güzellikleri değil. Buranın tarihi ve geçmişi de oldukça eskiye dayanıyor. Mackinac listenin biraz daha özel olan adalarından, fiyat bakımından da tabii.
Ulaşım aracı olarak ne kullanılır?
Adanın yürüyüş rotaları son derece güzel. Üstelik burada maceralı bir gezi de düzenleyebilirsiniz çünkü at kullanımı çok yaygın. Adada 100 yıldan fazla zamandır at kullanılıyor. Tabii fayton gibi daha hanım hanım seçeneklerde mevcut.
Nasıl Gidilir?
Ulaşım olarak iki yolu kullanabilirsiniz feribot ve havayolu. Mayıs-Ekim ayları arasında iki feribot servisi oluyor. Bunlar St. Ignace’de hareket eden The Star Line Mackinac Island ‘s Hydro Jet Ferry ve yine aynı noktadan harekete başlayan Shepler’s Mackinac Island Ferry. Havayolu burada pahalı olan ulaşım şekli. Özel kiralık uçaklar kullanılıyor ve bireysel seyahatlerde önerilmiyor tabii über zengin değilseniz.

3.Fire Adası

Tangier ve Mackinac’tan daha büyük olan Fire Island aslında son derece ilginç bir ada. Çünkü adanın kasabaları gerçekten özelleşmiş durumda. Şöyle ki, Kismet kasabası daha çok doğa severlere hitap ediyor, Cherry Grove ise LGBT destekçilerini çeken ve daha kapalı bir kasaba bunların yanında Ocean Beach günlük ziyaretçileri, turistleri ağırlayan bir nokta burada bar, restoran, sinema gibi seçenekler bulabilirsiniz.  
Ulaşım aracı olarak ne kullanılır?
32 millik uzunluğuyla Fire Island’da yürümeyi ummanız biraz mantıksız olacaktır. Burada kullanabileceğiniz en iyi ulaşım yolu su yolu olacaktır. Bir diğer adıyla ’‘Water Taxi’’. http://www.fireislandwatertaxi.com/
Nasıl Gidilir?
Adaya ulaşmak için feribotları kullanabilirsiniz. Ayrıca Fire Island app indirebilir gideceğiniz yerleri belirleyerek kendinize kolaylık yapabilirsiniz.

4.Monhegan Adası

Mongehan Island listenin ünlü olan yerlerinden. Modern uygarlığın bunalımından kaçan ünlüler, oyuncular, sanatçılar kendilerini buraya atıyorlar, bilhassa yazın. Siz de buraya gelirseniz adanın popüslasyonunun hamurunda sanatçı kişilikler bulunmasından mütevellit müzelere, galerilere, hediyelik eşya dükkanlarına uğramalısınız. Çünkü ilham verecekleri kesin. Müzeden, deniz fenerlerinden sonra gün sonunda mutlaka denizden yeni çıkmış taze ıstakozun ya da balık çorbasının tadına bakın.
Ulaşım aracı olarak ne kullanılır?
Adada asfaltla kaplanmış yol bulmanız imkansız bu yüzden dağ bisikleti kiralayıp dilediğiniz yere rahatlıkla gidebilirsiniz. Fakat ada sadece birkaç mil uzunluğunda olduğu için yürümek de problem olmayacaktır.
Nasıl Gidilir?
Adaya feribotla ulaşmanız oldukça kolay olacaktır. 3 farklı deniz yolu ve seferi olduğu için gidememeniz oldukça zor.
 

Arabasız-Motorlu Taşıtsız Bir Hayat Yaşayan 13 Ada

Trafiksiz, benzin parasının olmadığı bir dünya düşünün. Üstelik bu -yer yer-modern bir dünya. Taşıma ve ulaşım aracı olarak sadece faytonlar, bisikletler ve tabana kuvvet tekniğinin olduğu bir dünya. İşte arabaların, bilimum motorlu taşıtların giremediği 13 nadir ada.
Kaynak: http://www.cntraveler.com/galleries/2013-07-07/photos-car-free-island-destinations?s_cid=social43628246&adbid=10153295122328982&adbpl=fb&adbpr=21317493981

Fotoğraf: www3.hants.gov.uk
 

8 saat 27 dak önce
Galeri

Herkes Positano’yu, Portofino’yu ya da Cinque Terre’yi bilir ve sever. Fakat İtalya’nın hala turistlerle dolup taşmamış daha az bilinen, oldukça güzel liman bölgeleri, kasabaları var. 
Kaynak: http://www.cntraveler.com/galleries/2014-07-29/italian-port-towns-untouched-by-tourists?s_cid=social43713576&adbid=10153297338878982&adbpl=fb&adbpr=21317493981

Fotoğraf: www.silverkris.com
 

​1.Porto Venere

Küçük, güzel bir balıkçı kasabası. Üstelik bu şahane bölge Cinque Terre’den kısa bir bot yolculuğu kadar uzakta. Porto Venere İtalya’nın sadece maviliğinden ve Akdeniz sıcaklığından ibaret değil. Burada muhteşem antik kalıntılar, kiliseler, eski kaleler ve muhteşem manzaralar görebilirsiniz. Üstelik bunu turistlerin boğucu kalabalığı olmadan yapma lüksünüz var.

2.Piombino

Her şeyden önce Piombino’nun bir lakabı var ‘’Küçük Paris’’. Tabii Paris’i sevemeyenler için bu pek bir anlam ifade etmeyecektir ama burasının güzel olduğu ortak bir kanı. Hatta Piombino bir efsaneye sahip, iddaya göre Napoleon Bonaparte bir zamanlar burayı kız kardeşine hediye etmiş çünkü çok güzelmiş. Efsaneleri bir kenara bırakırsak Piombino oldukça fazla mimari birikime sahip. Çeşmeler, müzeler, binalar ve kültür anlamında doyuma ulaşabilirsiniz. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın!

3.Porto Santo Stefano

Porto Santo Stefano, İspanyolların zamanından kalan etkileyici yapılara sahip. Diğer bölgelerde olduğu gibi burada da güzel manzaraları, renkleri, tarihi ve kültürel izleri bulabilirsiniz. Fakat burada sizi memnun edecek başka bir şey daha var. Oldukça güzel restoranlar, lokal tatlar ve envai çeşit deniz ürünü. Porto Santo Stefano özellikle seyahatinde yeni tatlar denemek isteyenler için biçilmiş kaftan.

4.Ponza

Ponza kesinlikle listenin en eğlencelilerinden biri. Çünkü burada yok yok. Butikler, fırınlar, restoranlar, kafeler ve küçük hediyelik dükkanlar. Üstelik Roma’dan sadece iki saat uzaklıkta. Sizce de şeytana uyup planınızı değiştirme zamanı gelmedi mi? 

İtalya'nın Henüz Turiste Boğulmamış 8 Güzel Liman Bölgesi

Herkes Positano’yu, Portofino’yu ya da Cinque Terre’yi bilir ve sever. Fakat İtalya’nın hala turistlerle dolup taşmamış daha az bilinen, oldukça güzel liman bölgeleri, kasabaları var. 
Kaynak: http://www.cntraveler.com/galleries/2014-07-29/italian-port-towns-untouched-by-tourists?s_cid=social43713576&adbid=10153297338878982&adbpl=fb&adbpr=21317493981

Fotoğraf: www.silverkris.com
 

10 saat 1 dak önce
Gezi Notu

DENİZİN ORTASINDAKİ VAHŞİ DOĞAL YAŞAM ALANI: BALLESTAS

UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınmış, vahşi yaşam koruma milli parkı burası. Pasifik Okyanusu kıyılarında yer alan çöl ile okyanusun buluştuğu bir sahil boyu ve yarım adadır. Burada tüm canlılar ve kuşlar koruma altında. Her gün sabaha karşı 3.30-4.00 gibi uyansak da benim için çok güzel bir tatil oldu. Bu sabah da o cennet gibi güzel olan, tatil köyü tadındaki otelimizi... daha fazla