​HERKES HASTAYIM SANIYOR OYSAKİ FAS'TAYIM

Çok az uyuduğunuz bir zamanda, yabancı yatakta uyanmanıza rağmen kendinizi dinç ve neşeli hissediyorsanız emin olun gitmek istediğiniz yerleri geziyorsunuzdur ve gözleriniz hiç görmediğiniz bir şehre açılmıştır o sabah.

 
Aileme geldiğimin haberini Fas'a geldikten sonra verdim. Babamı arayıp, "baba ben Fas'tayım" dediğimde "geçmiş olsun oğlum" dedi. Babam gibi birçok kişi aslında beni hasta sanıyor, oysaki ben Fas'tayım. Ülkemden 5600 km uzaklıkta, Afrika'nın kuzeybatı ucundayım. Bulunduğumuz şehir olan Kazablanka, Türkiye'nin İstanbul'u. Yani yabancıların geneli başkentin, bu tanıdık isim olduğunu sanıyor, aynı bizim başkentimizin İstanbul zannedildiği gibi. Ama Fas'ın başkenti Rabat. Bugün gezimize Kazablanka'dan güneye inerek başlayacağız ve saat yönünün tersi bir rota izleyip bir daire çizip aynı noktaya gelmeyi planlıyoruz.

Sabah 07:00'de Atlantik Okyanusu'nu sağımıza alarak güneye inmeye başladık ve sabahın körü de olsa, yanımdaki dostlarımın sıcak sohbeti neşemizin her daim yerinde olmasını sağlıyor. Dün de söylediğim gibi rehberimiz ve şoförümüz Fas'lı Muhsin ile ortak hiçbir dilimiz yok ama çok iyi niyetli bir genç olduğu konusunda hemfikiriz. Gezi planımızı yapan değerli dostumuz, Türk İşadamı Oğuz Sipahi ara ara bizi arayarak Muhsin ile aramızda köprü kuruyor ve bizi anlık takip ediyor. Kiraladığımız cipte şoför harici 4 arkadaş olduğumuz için ön tarafa binmeyi adaletli olması açısından sıraya koyduk. Bugün koplotluk görevi Erhan Çakır'da. Sabah benzin alarak yola çıktık. Burada benzinin litresi 8,71 Fas Dirhemi (2,2 TL). Dünyanın en fazla vergiye sahip ve yaşam standardına göre en pahalı benzinini kullanan bizler için böyle durumlarda kendi ülkemiz için hayal kurmaktan başka yapabileceğimiz bir şey yok.


 
Önceleri Fas dendiğinde, benim de sizin gibi aklıma bir çöl ülkesi gelirdi. Oysaki sağımızda kocaman Atlantik'in her tonundaki maviliği, solumuzda ise o renge uyumlu bir yeşillik bize eşlik etti. Gün boyu yaptığımız 400 km'lik yol boyunca çorak arazi o kadar azdı ki bu ülke konusunda düşüncelerimde hızlı bir değişiklik oldu. Yaklaşık 100 km otobandan gittik ama bizim duble yol dediğimiz çift gidiş-geliş olan yola burada otoban diyorlar ve bu yol paralı. Yollarda fazla araç yok ve gerek hız gerekse emniyet kemeri konusunda tüm sürücülerin kurallara uyduğu görülüyor. Türkiye'de olan, karşı taraftan gelen aracı ileride radar olduğu konusunda selektör ile uyarma durumu burada da mevcut. Hukuk felsefesi yönüyle tartışılması gerektiğini düşündüğüm bu konu yardımseverlik ile hukuk dışılığın çatışması olarak burada da karşıma çıktı. Bir de bu soruyu kendinize siz sorun: Karşıdan son sürat trafiği tehlikeye atan bir aracın ileride yüklü bir radar cezası yememesi için yardımcı olup selektör yapar mıydınız? Biliyorum zor bir soru. Şehir giriş çıkışlarında polis kontrol noktaları var. Polis kıyafetleri bizim 80'li yıllardaki polis kıyafetleri gibi.


 
İlk uğradığımız şehir El Jadida. Burası eski Portekiz sömürgesi olduğu için eski bir Portekiz şehri. Köhne bir liman ve yan yana dizilmiş eski balıkçı tekneleri bizi karşıladı bu dökük şehirde. Eski kalıntıların olduğu yapıların çevirdiği dar sokaklardan geçerken seyyar satıcılar bizim Türk olduğumuzu anlayıp, "Törki, Istanboul" gibi sözlerle bizi tavlayıp alışveriş yapmamız için teşvik etmeye çalıştılar. Ama yapışkan seyyar satıcılar ya da rahatsız edici bir ısrarcılık kesinlikle yok bu şehride. Ama gideceğimiz bazı şehirler için buraları deneyimleyen gezginlerin sinirlerimizi ülkemizde bırakıp gelmemiz konusunda bize yaptıkları uyarılar aklımıza gelmiyor değil.


 
2 saatlik bir yolculuktan sonra Kualidia (Qualidia) adında küçük bir tatil yöresine geldik. Burada kara parçası Atlantik Okyanusu'nun küçük bir kısmını kolları arasına almış ve adeta denizden doğal bir havuz oluşturmuş. Bu sayede ileride kalan kara parçası dalgakıran görevi görüyor. Bu doğal dalgakıranın ucuna giderek buraya vuran dalgaların bu çarpmanın etkisi ile metrelerde yükselmesini izledik. Biliyorum ki bizim göremeyeceğimiz zamanlarda bu dalgalar bu kaya parçaları ile olan savaşından galip çıkacak ve yüzlerce yıl sonra aşınmanın etkisi ile bu kaya parçaları yok olacak. Kaç kuşak sonrası insanlık bunu görecek diye içimde ileri doğru bir zaman yolculuğuna çıkıyorum bu dalgaları seyrederken. Geleceği düşünmek geçmişi düşünmekten daha zor olsa da neden geçmişi düşünmek daha fazla yoruyor acaba insanı?


 
Fas kıyıları, dünya sörfçülerinin vazgeçilmez yerleri arasında. Rüzgar dalgaları harekete geçirip öyle güzel görüntüler oluşturuyor ki bazı yerlerde aracımızı durdurup boş kumsallara inerek keyifli ve unutamayacağımız anlar yaşıyoruz. Kilometrelerce uzunluktaki boş kumsallara indiğimizde, bu boş kumsalı sahiplenme güdümden olsa gerek inanılmaz mutlu bir an yaşıyorum. Bu kumsallar gerçek olmasına rağmen ve o gerçek kumsalda gerçekten yürürken, yine de bu kumsala dair hayal kurduğumu söylersem bu güzelliğin nasıl bir şey olduğunu varın siz düşünün...


 
Öğeden sonra konaklayacağımız Suveyre'ye (Essaouira) gedik. Güzel bir tatil yöresi olduğu girişte belli oluyor. Şehre girdiğimizde kavşaklarda ve yol kenarlarında elinde bize anahtar sallayan onlarca genç gördük. Kısa bir süre sonra anladık ki bize doğru sallanan o anahtarlar kiralık ev olduğu anlamına geliyor. Otel fiyatarına göre beş kişi ev kiralamanın daha doğru olacağını düşünüp deniz manzaralı bir ev kiraladık. Sahildeki rüzgar sörfçülerini ve güneşin batışını tam olarak izleyebileceğimiz bir salonu olan evimize kısa sürede yerleştik. Hatta salonda iki tane tahta sandalye var ki, tam pencereye ayağını uzatıp manzarayı izlemelik. Otel odamızı 800 Fas Dirhemi'ne (200 TL) kiraladık. Beş kişi için gayet iyi bir fiyat olduğunu düşünüyoruz. Bir gecelik güzel evimize yerleştikten sonra Süveyre Sahili'ne güneşi batırmaya gittik. Sahilde para ile binilen at, deve ve ATV motorlar var. Dedemin bana bıraktığı bir mirastır ata binmek. Bu yüzden beki de en sevdiğim hayvanın at olması ve ata binmeyi bu kadar fazla sevmem. Ben de yarım saatliğine at kiralayıp dalgaların vurup çekildiği  yumuşak kumda ata binmenin keyfini çıkardım kısa bir süre. Ekip arkadaşlarım da gün batımında istedikleri ışık ile istedikleri kareleri yakalayabildiler. Bu arada ekip arkadaşlarımın profesyonel olarak çektikleri fotoğrafların boyu bu yazıyı fazlası ile aşar. Umarım kısa sürede bu fotoğraflardan oluşan bir sergi açarlar ya da daha sonra ben seçip seçip fazlasıyla meraklıları için paylaşırım.


 Akşam yemeğimizi bir balık restoranda yedik. Çok temiz olduğu söylenemez ancak lezzetli olduğu söylenebilir bir yerdi orası. Eğer temizlik konusunda bir ölçü istiyorsanız Hindistan'dan temiz Türkiye'den pis bir yer burası. Geç olmasına rağmen Erhan Çakır ile sahile gidip ince kumun üzerinde dalga seslerinde tatlı bir sohbet ettik. Yarın yolculuk Marakeş (Marrakech)'e...

https://www.facebook.com/ali.yeniay.395

Etiketler

Ali Yeniay

Yazar Hakkında

Ali Yeniay

"Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?" sorusuna "Gezerek, okuyan ve hatta gezi yazılarını paylaşan" diye cevap veren bir seyyahım ben...