Google+

Arama formu

İNSAN ÖMRÜNDE HİÇ DEĞİLSE BİR KERE EDİRNE’Yİ GÖRMELİ

Bu yazı Gezimanya üyesi Faruk Habiboğlu tarafından yazılmıştır. Yazılarınızı sitemizde yayınlamak isterseniz üye olabilirsiniz.

Lüleburgaz’a gelmişken Edirne’yi de görmeden olmaz dedim. Arası bir saat mesafe. Öyle ya, bu yaşıma gelmişim şimdiye kadar Trakya bölgesini hiç görmemiştim (İstanbul hariç). Birkaç ay önce davet edildiğim Türk Ocakları Temsilciliği’nin düzenlediği “Doğu Türkistan Şiir Dinletisi” için ilk kez Çerkezköy’e gitmiştim. Orda “Türk Kızı Türk Oğluyuz” adlı şiirimi okumuştum.

Aylar sonra bu defa LÜKSET (Lüleburgaz Kültür Sanat ve Edebiyat Topluluğu) ‘in “Lüleburgaz Şairler Buluşması” na şair olarak çağrılınca sevinçle iştirak ettim. 2019 başlarında kurulan LÜKSET’in bu ilk etkinliği gerçekten iyi organize edilmiş, düzeyli bir şiir ve müzik programı oldu.

Evet dedim ya, Lüleburgaz’a gelmişken hemen bir saat ötedeki serhat şehir Edirne’yi görmeden olmazdı. Hemen teknolojinin sağladığı nimeti kullandım, Trivago uygulaması üzerinden otel aradım. Hem merkezde, hem konforlu hem de uygun fiyatlı otel olsun deyince Uygun Otel çıktı karşıma. Bir gece kahvaltı dâhil 75 lira, iyi valla.

Edirne

Edirne'nin Eşsiz Lezzetleri: Tava Ciğeri ve Hayrabolu Tatlısı
Lüleburgaz’daki program bittikten sonra otogarda Edirne’ye bilet aldım, 15 lira. Derken bir saat kadar sonra Edirne Otogarı’ndaydım. Kent merkezine sürekli belediye otobüsü varmış. Kentkart olmadan 3 liraya çarşıdasınız. Otelimi bulmak zor olmadı. Bulgaristan Konsolosluğu’nun karşısındaki ara sokakta. Hoş bir otel, hemen odama yerleştim, çantamı filan bırakıp çarşıya çıkacağım. Resepsiyondaki güler yüzlü delikanlıya “şu sizin Edirne’nin ciğer tavası meşhur, nerede yiyebilirim?” diye sordum. Bizim delikanlı yüzünü ekşiterek “abi ben ciğer hiç sevmem ama otelden çıkınca sağa doğru devam et, üç dört yüz metre sonra ciğercilerin olduğu çarşıya varırsın” diye tarif etti. Aynen öyle yaptım. Ama saat olmuş gecenin 9’u. Acaba açık ciğerci bulabilir miyim? Trafiğe kapalı merkezi bir çarşı burası. Eski yapıların olduğu, sıra sıra dükkânların, pastanelerin, dönercilerin ve meyhanelerin yer aldığı ilgi çekici hoş bir çarşı. Orta alanlarda banklar var, belediye koymuş. İnsanlar geziyor, dolaşıyor, kimi banklarda oturuyor. Aşağıdan yukarıya doğru bir süre yürüdüm ama bir ciğerci yok! Derken bir büfeden sordum, meğer arka sokaktaki çarşıdaymış, tarif etti. Dediği yere gidince evet ciğerci lokantaları oradaydı. Bazıları mesaiyi bitirmişse de açık olanlar vardı. Görünümü ile ilgimi çeken Kervan Tava Ciğer Salonu’na girdim. Nezih bir yer. Ciğer ve kola istedim. Merakla bekliyorum, bizim Urfa’nın ciğer şiş kebabına kıyasla tava ciğer nasıl acaba? Beğenir miyim, damak zevkime uyar mı?
Biraz sonra garson servis yaptı. Bir tabak dolusu kızarmış ciğer, bol kepçe yani. Beraberinde Urfa’da isot reçeli dediğimiz acı biber püresi ile soğan salatası. Ciğer tabağında ayrıca kızartılmış kırmızı kuru biber. Tabi bir de kola.
Valla ne desem, muhteşemdi! Hani bunu satırlara dökmem imkânsız, gidip tatmak lazım diyorum.
Hesabı öderken, kasada oturan işletme sahibine bir Urfalı olarak çok beğendiğimi söyleyerek teşekkür ettim. O harika lezzet 29,5 liraydı. Gayet makul.
Çarşıda biraz gezineyim dedim. Gece hayatı canlı Edirne’de. İnsanlar, aileler, gençler dolaşıyor. Kafeteryalar, pastaneler dolu. Derken bir tatlıcı dükkânının önünden geçerken dikkatimi çekti: Meşhur Hayrabolu Tatlısı. O ne acep? Tatlıyı da pek severim. İyisi mi şunu da bir tadayım. Dükkânın ön tarafındaki masalardan birine oturup bir porsiyon tatlı istedim. Bir porsiyonu iki parça tatlı, üzerine tahin ve ceviz eklenmiş şekilde. Nefis, gerçekten nefis!  Ancak iki parça fazla gelebilir kimine. Hesap burada da makul, 12 lira. Hayrabolu Tatlısı isteğe bağlı olarak kaymakla veya dondurma ile de servis ediliyormuş.
Evet, demek istiyorum ki Edirne’ye gelince, kesinlikle tava ciğer ve Hayrabolu Tatlısı yemeden dönmeyin.
Biraz çarşıyı dolaştıktan sonra gece yarısı otele döndüm. İstanbul’a dönüş biletim ertesi gün akşamüzeri saat 18’de. Artık bütün gün Edirne’yi gezerim.

Edirne şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Bunlardan en çok tavsiye edilenleri Hilly Hotel, Kalevera Hotel, Ramada Suites Hotel Edirne. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Unisite Apart Otel, Balkan Hotel, Fidanoğlu Suite Hotel. gibi otelleri tercih edebilir ya da en yüksek indirime sahip olanları merak ediyorsanız Edrin Hotel, Trakya City Hotel, Bendis Otel Keşan tesislerini incelebilirsiniz.

Edirne otellerini Tatilsepeti.com üzerinden incelemek için tıklayın.
Edirne otellerini Jolly Tur üzerinden incelemek için tıklayın.

Osmanlı'dan Estetik Bir Miras: Üç Şerefeli Camii
Sabah kahvaltıdan sonra otelden çıktım. Tekrar aynı çarşı güzergâhını izleyerek önce aşağıya doğru yöneldim. Dün gece de geldiğim bu yerin adı Saraçlar Caddesi imiş. Yürüye yürüye derken karşıma Edirne Ulus Pazarı çıktı. Şöyle bir dolaştım. Klasik semt pazarı gibi. Sebze, meyve ve çeşitli gereçler yanında köylüler de kendi ürünlerini satıyor. Pazarın arka kapısından çıkınca bir tümsekle karşılaştım. Dikkatimi çekti. Acaba arkasında ne var? Tırmanınca ileride bir akarsu olduğunu gördüm. Meriç Nehri mi bu? Cep telefonumun harita programından konuma bakınca bunun Meriç’in bir kolu olan Tunca Nehri olduğu yazıyordu. Tümsek üzerinde patika bir yol devam ediyordu. Ben de sola doğru nehre paralel patika üstünde bir süre yürüdüm ve nehir üzerinde bir köprü çıktı karşıma. Üzerinden araç ve yayaların geçtiği tarihi bir köprü. Adı Tunca Köprüsü imiş. İlgi çekici, Edirne’ye gelince görülebilecek yerlerden biri sanırım. Bu arada Meriç Nehri daha ötede, yürüme mesafesine uzak olduğu için oraya gitmekten vazgeçtim.
Köprüye bağlantılı caddeden kent merkezine doğru yürüyerek devam ettim. Osmanlı’nın izleri hemen göze çarpıyor. Eski yapı kalıntıları, çeşmeler… İleride bir çay bahçesinde bir süre dinleneyim dedim. Bir Türk Kahvesi içtim, 2,5 lira.
Tekrar Saraçlar Caddesi güzergâhından tarihi camilerin olduğu bölgeye yürüdüm. Çarşıda ilerlerken, işyeri olarak kullanılan binaların çoğunun ta tarihi mekânlar olduğu dikkatimi çekti. Yukarıya doğru çarşıyı kat ettikten sonra ana caddelerin olduğu kavşağa vardım. Sol tarafta ilginç minareleri olan bir tarihi cami ilgimi çekti. Oraya yöneldim. Adı Üç Şerefeli Cami imiş. Oraya giderken sol yanda biraz uzakta adının Makedonya Kulesi olduğunu öğrendiğim tarihi yapı da dikkat çekiciydi. Neyse camiye vardım. Enteresan bir cami, dört minaresi var ve her biri birbirinden farklı. İki tanesinin üzerinde ilgi çekici desenler var. Minarelerden birisi gerçekten üç şerefeli ve adını oradan alıyormuş.  Diğer bir minare iki, kalan iki minare ise birer şerefeli. İlginç! Revaklı avlusundan girip kısa bir nafile namaz molası verdim. Cami çok estetik geldi bana. Osmanlı’dan miras. Sanırım eşi olmayan bir yapı. Selçuklu mimari anlayışından Osmanlı mimari anlayışına geçişin ilk örneklerinden.  Mutlaka görülmeli diyorum.

Aklımda Mimar Sinan’ın kalfalık eseri Selimiye Camii. Orayı görmeliyim. Cadde bir ana kavşağa çıkıyor. Derken karşıda bütün görkemiyle Selimiye Camii göründü! Gerçekten daha ilk görüşte etkiliyor insanı hem de uzaktan bile. Ana bulvarın karşı yanına geçerken Selimiye’nin daha berisinde bir başka tarihi ve görkemli camiyi gördüm. Evet, onu da ziyaret edeceğim.
Atatürk Anıtı’nın olduğu güzel bir parkı geçtim ve derken tam karşıda güzel bir tarihi cami, Eski Ulu Cami. Eyvanında kapının her iki yanında kocaman hatla yazılı Allah ve Muhammed lafızları. Bir sükûnet havası hâkim avluda. İçeri girip vakit namazını eda ediyorum. İçerisinde de kocaman hat yazıları. Görülmesi gereken harika bir mabet.

Ve Tüm İhtişamıyla Selimiye Camii
Eski Ulu Camiii'den çıkıp bu kez biraz daha ileride olan Selimiye Camii’ne yöneliyorum. Selimiye şimdi daha görkemli görünüyor.
Sağ yanda Arasta Çarşısı yolumu kesiyor. Eski bir Osmanlı Çarşısı. Şöyle bir dolaşmak için giriyorum. Tertemiz, düzenli ve sakin. Yazık ki genelde Çin menşeli eşyalar satılıyor… Çarşının öte kapısından Selimiye Camii önüne çıkılıyor.
Önce caminin ön kısmında Osmanlı’dan kalan Fatih topları ve Yüce Mimar’ın heykeli. Buradan caminin görünümü çok etkileyici.
Ve evet bütün ihtişamıyla Selimiye Camii! Yüce Mimar’ın kalfalık eseri. Dolaşmaya doyamıyorum. Fotoğraflar çekiyorum. Ne kadar anlatsam boş, kelimelerim aciz; gelip görmek gerek. Kent müzesi cami avlusunun yan tarafında. Ama bugün pazartesi, kapalı. Arka taraftan “Zincirli Kapı’dan” çıkıyorum. Caminin arkasında Osmanlı Mezar Taşlarının sergilendiği bir çeşit açık hava müzesi. İlginç! Osmanlı’da mezar taşları bile biçim biçim. 

Edirne-1

Yan tarafta dikkat çekici bir konak. Fatih Sultan Mehmet Han’ın doğduğu konak. Kapısındaki kitabeye göre Saray-ı Atik. Şimdi Taş Odalar Otel olarak turizme hizmet veriyor. İçeriye girmedim ama dıştan çok güzel, iki katlı bir konak olarak görünüyor. En dikkat çekici olan, adı saray olmasına rağmen aslında bir konak oluşu. Demek ki o dönemde Osmanlı’da henüz ihtişam ve şaşaa anlayışı başlamamış…
Dolaşmaya devam ediyorum. Selimiye’nin sol tarafında Tarihi Edirne Belediye Binası. Evet, bir Osmanlı Konağı daha. Bahçe duvarlarında caddeye dönük Atatürk fotoğrafları asılı. Atatürk’ün Edirne’ye yaptığı ziyaretleri yansıtıyor. Duygulanıyor ve gurur duyuyorum…

Edirne’ye yaptığım kısa ziyarette dolaşabildiğim yerler bunlar. Ama biliyorum ki görülmesi, gezilmesi gereken çok çok daha fazla mekânlar var. Aslında en az 3-4 gün ayırmak lazım Edirne’yi tam manasıyla gezmek, tanımak için. Ne diyelim bir dahakine inşallah.
Evet, insan ömründe hiç değilse bir kere Edirne’yi gidip görmeli…
(Edirne hakkkında bilgi almaya devam etmek isterseniz yazılarımıza göz atın.)

Etiketler


Faruk Habiboğlu kullanıcısının resmi
Yazar Hakkında

Faruk Habiboğlu