İstanbul'da Bisiklet Tepesinde Sıradışı Bir Gece

Kim derdi ki bir gün gelecek, gece yarısından sonra İstanbul´un tarihi sokaklarında bisiklet ile gezebileceksin… Belki Londra´da ya da Roma´da ‘evet mümkün, bu hayal değil gerçek olabilir’ derdim ama İstanbul´da olabileceği aklımın ucunun kenarından dahi geçmezdi sanırım… Ama neymiş, aslında herşey mümkün olabilirmiş:) Inbox´umda bir anda beliren ‘Katılalım mı?’ başlıklı Arcun’un e-postası, bu hayalin aslında İstanbul´da da mümkün olabileceğinin kanıtıydı… E-posta´ya nasıl bir dönüşümün olduğunu tahmin edebiliyorsunuzdur az çok:) Elbette, anında kayıt işlemlerimizi websitesi üzerinden tamamlamış ve yanımıza alacağımız çerez ve sandviç alternatiflerinden, başlangıç noktasına nasıl ulaşacağımıza kadar tüm detayları belirlemiş olarak bulduk kendimizi. Nereye mi katıldık?

2007 yılından günümüze kadar Moskova, St. Petersburg, Roma, New York ve Londra şehirlerinde gerçekleştirilen Velonotte isimli uluslararası bisiklet turları projesinin İstanbul ayağına…İtalyanca bisiklet ve gece kelimelerinin biraraya gelmesiyle doğan Velonette, bu yıl ilk kez İstanbul´da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile Moskova Kültür Yürüyüşü Programı tarafından gerçekleştirildi.

Etrafta çok fazla duyurusunu görmediğim için katılımın az olacağını düşünmeme rağmen 1,500 kişinin katılımıyla gerçekleşen organizasyon, Sultanahmet´teki At Meydanı´nda gece yarısı saat 12´de start aldı. Beyazıt, Unkapanı, Karaköy, Fındıklı ve Beşiktaş üzerinden Ortaköy´de son bulan bisiklet turuna, Açık Radyo´dan yapılan canlı yayın süresince  Osmanlı mimarisine ve tarihine ilişkin hikayelerini anlatan İlber Ortaylı´nın ve canlı yayına katılan diğer konuşmacıların sesi de eşlik etti. Neyse bu tür bilgiler, internet arama motorlarının herhangi birinden de erişebileceğiniz bilgiler, gelelim asıl bizim hikayemize…

Bisikletle ne kadar sürede ulaşabileceğimi bilmediğimden 20:30 vapuru için baya bir süre öncesinden evden hareket ve sonuç 20 dakika içerisinde Kadıköy´deki Eminönü iskelesine varış. Kuzguncuk´tan yine bisikletiyle gelen Arcun ile buluşmamızın ardından bizim gibi organizasyona gitmek üzere yola çıkan pek çok bisiklet tutkunu ile beraber bisikletlerimizle vapura binmenin mutluluğu ve keşke ‘bu anı her gün yaşayabilsek ve işyerlerimize bisikletlerimizle gidebilsek’ şeklinde yaptığımız konuşmalar…

Eminönü´ne vardıktan sonra tramvay yolu üzerinden Sultanahmet´e yaptığımız tırmanış… Sultanahmet´te Sultanahmet köftesi yemek yerine midelerimizi bozma ihtimaline rağmen Hint restoranında köri soslu yiyecekleri tercih edip Dubb restoranı´nda tıka basa yemek yiyişimiz…

At meydanı´nda yüzlerce bisikletin biaraya gelişi ve başladığımızda ‘eğer bu hızla gidersek sabaha varırız’ ve ‘bu kadar çok kişi birarada bisiklete binmek ne kadar zormuş’ diye serzenişlerimiz ama elbette gülerek…

Bir yandan Arcun´un getirdiği, bildiğiniz antenli FM Radyo üzerinden canlı yayını takip etmeye çalışmamız, özellikle bu sahnenin bize omzunda müzik seti taşıyan rapçileri anımsatması ve sonunda konsantre olamadığımız için pes edip yayını takip edemeyişimiz… Ne zaman gitsem içimi huzurla dolduran Sultanahmet´in arnavut kaldırımı sokaklarında bazen sessizce bazen de yüzlerce bisikletlinin çaldığı zillerle hareket edişimiz… Vefa lisesi civarlarında ara sokaklardan geçerken 8-10 kişinin bir arada yurt evi gibi yaşadığı dairelerin pencerelerinden bakanların gecenin o saatinde arkası kesilmeyen bisiklet ordusunu gördüklerinde yaşadıkları şaşkınlığı gözlememiz…

Eminönü´nden Karaköy´e geçerken geçidin altından yüzlerce bisikletli ile birlikte inmemiz ve ‘birlikten güç doğar’ sözünü destekleyecek şekilde arabaların bizlere yol vermesine şahitlik etmemiz…

Karaköy – Ortaköy hattında gecenin o saatinde bile tıkanan trafiğin yanından usulca süzülmemiz ve her aracın yanından geçerken ‘bu da ne böyle, yüzlerce bisikletin bu saatte ne işi var’ cümlelerini işitmemiz… Bunların hepsi her ne kadar organizasyonda bazı eksiklikler olmasına rağmen yaşamaya değer anlardı… Ama bu bizim için yeterli miydi sizce? Gece 02:30´da Ortaköy´e vardıktan sonra yeni bir macera başlıyordu bizim için. Vapur seferleri sona erdiği için evlerimize nasıl dönecektik? Aktivite ve macera kelimelerinin biraraya geldiği noktada aynı kafada olan Arcun ile beraber Boğaziçi Köprüsü´ne gitmek üzere yokuşu tırmanmaya başlamıştık bile. Boğaziçi Köprüsü´nün emniyet şeridinde 2 bisikletli… Yanımızdan hızla geçen arabaların içindekiler bizi görünce neler düşünmüşlerdir acaba :) Tam ‘sanırım başaracağız, geçiyoruz köprüyü’ derken polis arabası ile burun buruna gelmemiz ve bizden önce gelen 20 bisikletlinin yanına eklenmemiz ile devam etti gece serüvenimiz…

Gece 3´de başlayan ve 4´e kadar polis ve amiri arasında süren ‘festival mi ne varmış, 20 bisikletli köprüyü geçmeye çalışıyor amirim’  diyalogları sonunda kendimizi metrobüs yolunda polis eşliğinde bisiklet sürerken bulduk.

Zincirlikuyu metrobüs durağında bekleyişimiz, metrobüse bir anda 20 bisikleti 3 boyutlu olarak sığdırmaya çalışmamız, bazen kafamıza düşen tekerlekler ile ahhhh deyişimiz, otobüs içinde seyahat eden halkın tuhaf bakışları içinde sağ salim Kadıköy´e varışımız…

Akşam 19:00´da başlayıp, ertesi günün sabahı 05:00’da eve girişimle son bulan bu maceram, özetle, benim için oldukça güzel bir deneyimdi.. Bir daha yapar mıyım? Elbette… Aranızda organizasyona katılmayan varsa umarım yazımı okuyunca içinizde ufacık da olsa ‘keşke haberim olsaydı da katılabilseymişim’ dedirtebildiysem ne mutlu bana. Umarım gelecek yıl, bu organizasyon tekrarlanır hem de eksikleri de tamamlanmış olarak ve sizler de bu zevki tadabilirsiniz.

Ulaşmak istediğimiz noktalara bisikletlerimizle erişebileceğimiz yolların olduğu bir İstanbul dileyerek ve bu organizasyondan beni haberdar edip bir an olsun yanımdan ayrılmayan iki teker dünyasının müdavimlerinden Arcun´a teşekkürlerimi ileterek yazıma son veriyorum.

Etiketler

IŞIL ATAKER

Yazar Hakkında

IŞIL ATAKER

Gezmek, seyahat etmek, gözlemlemek, fotoğraf çekmek, uçak, otobüs, araba farketmeksizin herhangibir araca binip bir yerlere gidiyor olma hissini yaşamak, konser, film, sinema, festival, ne varsa he