İstanbul'da cennet bir köşe: Atatürk Arboretumu

Virüsün etkisini tamamen kaybetmesinin beklendiği bu dönemde, hem Haziran ayının gelmesiyle birlikte yaz mevsiminin başlaması, rehavet, evde geçen günlerin bir an evvel sonlandırılmak istenmesi ,sıcak havayı görünce dışarı çıkma isteği ,hem de normalleşme adımları doğrultusunda bir çok mekanın açılması ve buna bağlı olarak kapalı yerde kalmaktan endişe duyacak olanların gözü kapalı tercih edeceği bir yer var aklımda… Atatürk Arboretumu..

1

İstanbul’da yaşayan illaki bilir, gidememiş olsa bile diyorum çünkü son dönemde fazlasıyla moda olmuş, hem doğasever gezginlerin hem de fotoğrafçıların uğrak noktası ,  bazı grupların günübirlik tur organize ettiği oldukça meşhur bir alan. İlk ismini duyunca  tarihi bir yer çağrıştırabilir belki ama tam tersine doğa tutkunu, her mevsim doğada kalmayı tercih eden biriyseniz benim gibi, hiç düşünmeden ziyaret etmenizi öneririm.

2

Arboretum, bilimsel araştırma ve gözlem amacıyla , yaşları ve orijinleri belli, her biri doğru ve dikkatli bir şekilde etiketlenmiş, çoğunluğu ağaç ,ağaççık ve diğer odunsu bitki toksanlarının meydana getirdiği ve uygun seçilmiş alanlarda yetiştirilip sergilendiği tabiat parçaları anlamına geliyormuş, aslında bir orman sözünü ettiğimiz.. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi ve Orman Genel Müdürlüğü iş birliğiyle , 1949 yılında 38 hektarlık bir alanda kurulmuş. Bugün 296 hektarlık devasa bir alan ve çok fazla sayıda bitki türünü barındırıyor.

Türkiye sınırları içerisinde bulunan iki arboretumdan biri Atatürk Arboretumu.. Diğeri de Yalova sınırları içerisindeki Karaca Arboretumu. Bir doğasever olarak ilk fırsatta orayı da görmeye gideceğim.

Her mevsimi farklı güzellikte olan doğa harikası alana iki kez gitme imkanı buldum. Sarıyer ilçe sınırları içerisinde, Bahçeköy denilen semtte ve Belgrad ormanlarına çok yakın bir konumda yer alıyor. Ulaşım için farklı noktalardan Hacıosman metro durağına gelmeniz yeterli. Metro durağında indikten sonra otobüs peronlarının olduğu taraftan çıkıp, 42 HM numaralı otobüsüne binmeniz yeterli oluyor. Boğaz  trafiğine gireyim diyorsanız haliyle biraz daha zaman alıyor lokasyona ulaşmak. Zira araçsız geldiyseniz otobüse bindikten sonra ise yaklaşık olarak 20-25 dakika süren bir yolculuk sonrası Kemerburgaz yolu durağında inmelisiniz. Yalnız arabayla gelecek olanlar için park yeri sıkıntısı yaşanabilir. Çünkü çok sınırlı sayıda park yeri..  Yaya gelenler için de otobüsten indikten sonra sol koldan yaklaşık 5-6  dakika yürüyünce kapı kuyruğunun ucu görünüyor.  Bu koldan yürürken tek sıra halinde yolun kenarına park ediliyor arabalar, ayrıca bir park alanı yok. Bu arada giriş için de sıra beklemeniz muhtemel..

4

Özel bir alan olduğundan giriş ücretli. İndirimli paso ,akbil vs. kabul edilmiyor. Tek fiyat yani..  Görevliler kuş uçurtmuyor. Bir de sakın ola aç gitmeyin. Biz bunu bilerek gittik, indiğimiz yerde küçük bir büfe vardı, orada patatesli gözleme yedik ,gayet güzeldi . Çünkü  su ve bebek maması haricinde hiçbir şey alınmıyor içeriye. Çantalar kontrol edilip, kapıda toplanıyor ve emanet odası olduğunu düşündüğüm bir odaya konuyor, çıkışta geri veriyorlar. Aynı müzeler gibi, pazartesi, 1 Ocak ve resmi tatillerde kapalı.

5

Çok bakımlı ,eşsiz güzellikte bir park.  Ana noktadan giriş yaptıktan sonra ne tarafa giderseniz gidin saatlerce çıkamayacağınız kesin. Yeşilin her tonu var. Ön taraf daha çok havuzlu ,mesire yeri havasında .Bu kısım biraz daha yoğun haliyle çünkü giden herkesin o havuz önünde bir fotosu var, ama iç kesimler, tamamıyla orman olarak kalmış. Doğallıktan ayrılmamışlar. Biraz daha iç taraflara gidildikçe de toprak yol hatta yağmurda çamur olabilecek bazı bölgeler var ve o kadar güzeldi ki, ağaçların arasından güneşi bile fotoğrafladık. Bu kısım trekking severlerin  de gözdesi.. 

6

Saatlerce kalabileceğiniz, güzel kareler yakalayabileceğiniz devasa bir alan... Girişte sağ  arka tarafta bir gölet var, içinde de ördekler yüzüyor. Bu kısımda genellikle çocuklu aileler vardı, o sebeple yoğunluk hakimdi. Ayrıca çok fazla sayıda gelin görmeniz de mümkün… Öncelik onların olunca fotoğraf için de sıraya girmeniz gerekiyor.

İki kez gittim dedim ya, yazımın başında, hem yazını hem de sonbaharını gördüm arboretumun. Kışı da eminim ki ayrı güzeldir. Sonbaharda dökülen yapraklar ayrı bir hava katıyor, kartpostal  gibi fotoğraflar çekeceğinizden hiç şüphem yok.

 

Nil Kurt

Yazar Hakkında

Nil Kurt

Tam anlamıyla bir seyahat tutkunuyum. Aktif olarak çalışıyor olmam sebebiyle sadece hafta sonlarımı,yıllık izinlerimi ve özel dönemleri kullanarak seyahat etmeye çalışıyorum.