Kalbi Kırık Şehir: Saraybosna

Heyecanlıyım. Çünkü lise yıllarından beri takip ettiğim bir ülkeyi görme imkânı yakalamıştım. Uçakla yolculuk 1 saat 40 dakika sürdü. Bu arada Bosna Hersek’e her gün karşılıklı uçak seferleri var. Uçağımız Uluslararası Saraybosna Havalimanı'na inince, pasaport işlemlerimi yaptırıp şehir merkezine gitmek için taksiyle hep beraber şehir merkezi olan Başçarşı’ya yöneldim. Havalimanı ile şehir merkezi yaklaşık 7 kilometre ve taksi ile 10 Euro. Yolculuk 7-8 dakika sürüyor. Yol boyunca yerleşim yerlerinde gördüğüm manzara benim hüznümü daha da arttırdı. Bosna soykırımı başladığında ben lise öğrencisiydim. Savaşı takip etme imkânım vardı ve çok üzgündüm. Şimdi savaşın izlerini taşıyan ve büyük soykırım yaşanan kardeş ülkeye geldiğim için ne kadar mutlu olsam da soykırımın ardından kalan izleri görünce etkilenmemek elde değil. 

Binaların üzerindeki top ve mermi izleri hala taptaze. Mahallelerde mezarlıklar var. Taksicimiz Müslüman ve ona "Burada ne oldu? Bunlara neler sebep  neydi? 19 yıl geçmesine rağmen neden hala izleri kapanmadı?" diye sorduğumda rahmetli Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Bilge Kral Aliya İzetbegoviç “Size yapılan soykırımın izlerini silmeyiniz ki hem çocuklarınız hem de burayı ziyaret edenler sizlerin neler çektiğini ve sizlere yapılan soykırımı görsünler, unutmasınlar” sözünü söyleyince haklı olarak üzülmemek elde değil. Sırpların binlerce çocuk erkek demeden masum Boşnak insanı katletmesinin en büyük sebebi Osmanlı’nın onları yüzyıllarca koruyarak ve  onları sahiplenerek, Müslümanlığı yaşatması sebebiyle biz Türklere olan benzerliği savaşın ve Sırpların ne kadar gaddar ve acımasız olduğunu gösteriyor. Hala ülkede yıllar geçmesine rağmen toprak altına kalan tespit edilemeyen toplu mezarlar var. Bugün Bosna savaşın ağır yaralarından sonra barış adı altında yaşamlarını sürdürmekte. Rabbim bir daha bu güzel ülkeye ve insanlara böyle acılar yaşatmasın : (

Başçarşı’daki tramvay durağında inince karşımda yıllardır televizyon ve gazetelerden gördüğüm Başçarşı ve Tarihi Sebil tek kelime ile muhteşem… Hemen arkadaşlarla tarihi sebilin yanındaki Tünel Cafe’ye oturup kendimize birer Bosna kahvesi söylüyorum. Bu muhteşem manzarayı seyrederek kahvemi yudumluyorum. Bu arada Bosna Kahvesi hakkında bilgilendirmek isterim, Bosna Kahvesi bizim Türk kahvesinin tadına çok benzemekte. Zaten kahveyi de Bosna’ya Osmanlı’nın getirdiği söylenmekte. Fakat bizden tek farkı sunumu, onlar tepsisinin  içinde cezvesi, fincanı, lokumu, suyu ve kıtlama şekeri ile servis yapılıyor. Bu harika tat 2 Bosna markı yani, bizim paramızla 3 lira. Bu arada Bosna Hersek para birimi Bosna Konvertibil Mark (BAM), 100 TL = 67,5 BAM yapmaktadır. Saraybosna Dinar Alplerinin çevirdiği dağların düzlüğünde kurulmuş ortasından geçen Miljacka Nehri'nin ve yeşil doğanın verdiği harika görüntü ile çok güzel bir şehir.

Başçarşı’ya 2 dakika yürüme mesafesindeki otelim Leon’a vardım. 4 gece için 55 Euro’ya anlaştık : ) temiz ahşap güzel bir otel klimada mevcut gayet rahat. Eşyalarımı yerleştirdiğim gibi otelimin hemen karşısına Boşnak börekçisine Boşnak böreği (Pita) yemeye. Gerçekten çok farklı ve leziz bir tadı var. Ben 4 gece 5 gün Bosna’da kalacağım, yaşadım yemek konusunda : ) anlaşılan sıkıntı çekmeyeceğim. Böreğin üstüne istenirse kajmak (yoğurt kaymağı) döküyorlar. Bu arada kısa bir not Bosna’da ayrana yoğurt, yoğurda ayran diyorlar bizdekinin tersi lakin ayranları da çok koyu ve güzeldir ben süt ve et ürünlerini çok beğendim Bosna’nın. Yemekten sonra ilk durağım Başçarşı etrafındaki ve Bosna’daki tek han olan Morica Han (Moric Han). Burası Osmanlı zamanından kalan bir ahşap bedesten tarzı yer. Mimari hala korunmuş ve içinde birkaç cafe ve halı dükkânı bulunmakta. Burada bir keyif çayı içtikten sonra [ bu arada Bosna'da bizim çayımıza en yakın bu handa ve hemen karşısındaki bir bayanın işlettiği çay ocağında bulabilirsiniz : ) ] Hanın hemen karşısındaki 1530 tarihinde yapılan Gazi Hüsrev Begova Camii, medresesi ve bezistanını ziyaret ediyorum. Cami görülmeye değer güzelliktedir. Ramazan ayı olduğu için özellikle akşam teravih namazları çok kalabalık oluyor. Bu ülkede Boşnaklar dinini çok güzel yaşıyorlar ve her vakit namazda camileri dolduruyorlar. Bezistanda ise çokça hediyelik eşya satan dükkânlar bulunmaktadır. 16. yüzyılda yapıldığı söylenen medresenin şuan sadece geziye açık ve küçük bir ücret karşılığı görebilirsiniz  Hala Osmanlı kalabilen Başçarşı civarından Avusturya-Macaristan dokusunu koruyan Ferhadiye’ye doğru yürürken hissettiğim iki farklı mekân beni mutlu etmişti.

Caddenin ortalarına geldiğimde ise Saraybosna Katedrali ihtişamıyla karşımda. Bu katedral Bosna Hersek’in en büyük katedraliymiş. Katedralin içine girdiğimde ise içerisinin görkemi, vitrayların ihtişamı, cam işlemeleri, heykeller olağanüstü ve görülmeye değer. Ön tarafta ise din adamların bir kısmının mezarı bulunmaktadır ve bu ihtişam 1889 yılından beri korunarak ayakta kalması gerçekten ilginç. Ayrıca 6 adet çan kulesi de olması ayrı ilginç noktası. Bunun haricinde hemen bir cadde önünde sinagog bulunmaktadır. Ferhadiye Caddesi ile Meraşal Tito Caddesi'nin başlangıcında bir binanın altında yanan ateş "ölen çocuk ve askerlerin anısına" gece gündüz yanarmış. Buna Ebedi Ateş diyorlar. Caddenin arka tarafına geçip Miljacka Nehri boyunca ilerleyip. İnat Kuca (İnat Evi)'yı görüyorum, burası bir şuan restoran, rivayete göre zamanında nehrin diğer tarafında olan bu ev, askerler tarafından alınmak istemiş, lakin ev sahibinin tek şartı evi aynı taşlarıyla aynısını nehrin diğer tarafına yapmak şartıyla vermiş. Çok uzun sürse de evi tamamlamak, ev sahipleri evlerine kavuşmuşlar. İlginç bir yer görülmeli ve hatta yemekleri mutlaka  tadılmalı. Nehrin üstünde birkaç köprü olmasına rağmen birde "Latin Köprüsü" vardır. Sırp gencin, Avusturya – Macar Prensine silahlı saldırı yaptığı ve 2. Dünya Savaşı’nın başlamasına vesile olunan yerdir bu köprü. Miljacka Nehri, Neretva Nehri gibi suyun güzelliği olmasa da yine de devamlı akıntısı olan bir nehir. Yolda yürürken bir pastane görüp içeri daldım ve içeride bakınırken sıcak kruvasan çıktığını söylüyor tezgâhtaki kadın. İlk defa yediğim bu sıcak çikolatalı kruvasana bayıldım : ) Tekrar Başçarşı’ya dönme zamanı. Tünel Cafe'ye dönüp arkadaş olduğum cafenin sahibi Baton Adzonel ile biraz sohbet ve Bosna Kahvesi zamanı. Bu arada Bosna Kahvesi 2 kuna (3 Lira). Baton Arnavut olmasına rağmen Türkçeyi az çok sökmüş sizi anlayabiliyor ve akıcı olmasa da konuşabiliyor : ) Kahveden sonra akşam yemeği Cevapcici (köfte) için hemen sebilin yanındaki dükkâna. Siparişimi verip beklemeye başladım. Saraybosna’da köfte sadece pide, beyaz soğan ile eşlik edilerek sunuluyor. Ama bu tat için yeterli bence ve köfteyi en güzel şekilde yiyebileceğiniz yerler Başçarşı’da bulunmaktadır. Saraybosna’da ayrıca Osmanlı’dan kalma yemekler olan; bey çorbası, soğan dolması, tulumba tatlısı, revani tatlısını bulabilmeniz mümkündür. Yemekten sonra kısa bir yürüyüş ile hotelime dinlenmeye bugün yorucu bir gündü.

Sabah kahvaltı için tabi ki alternatifimiz Boşnak böreği ve çay.. Kahvaltından sonra sabah kahvemizi içmeye Başçarşı Tünel Kafe’ye. Bu arada şehirde bölge bölge ücretsiz wifi’ler mevcut. Bu gezginler için aslında çok güzel bir durum. Bugün ki planım önce mezarlık ziyareti ve sonra Bosna katliamının kazanılmasında büyük önemi olan “Savaş Tüneli”. Başçarşı’nın hemen karşı yokuşundan 2 dakikalık yürüme mesafesindeki mahalle mezarlığını ziyaret ediyorum. Osmanlı’dan kalan mezarlar, Müslüman Boşnak mezarları, ayrıca Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Bilge Kral Rahmetli Aliya İzetbegovic’de burada yatmaktadır. Osmanlı mezarlarının mezar taşındaki sarık Boşnaklardan ayırıyor mezarları. Ayrıca Rahmetli Aliya İzetbegovic’in mezarında 24 saat asker nöbet tutmakta. Siz Fatiha okuduğunuzda asker elini kaldırmakta, bunun anlamı ise "ben okunan dua’ya şahitlik yaptım" anlamındaymış. Bu güzel yeri ziyaret ettikten sonra tekrar Başçarşı’ya inerek tramvayı bekliyorum. Tramvay ile son noktaya gidip oradan Savaş Tüneli’ne taksi ile gideceğim. Tramvay bileti burada 1 lira. Tramvaya binince şehri daha iyi gözlemleme fırsatı bulabiliyorum.

Tramvay çok eski 1960-70’lerden kalma beklide lakin iş görüyor : ) ayrıca tramvaya biletle binen tek akıllı ben olsam gerek : ) lakin kimse biletini basmadı. Neyse turist olarak ülke ekonomisini düşünmem gerek : ) Tramvaydan indikten sonra taksiye atlayarak 5 Euro karşılığında beni Savaş Tüneli’ne getirdi. Burası havaalanına yakın müstakil bir ev görünümünde, savaş zamanı ülkesini seven yaşlı çift evlerini vererek, NATO bölgesi ile arasında 800 metre tünel kazılmış ve şehrin ihtiyaçları (silah, erzak, yiyecek, giyecek, mühimmat) buradan karşılanmış. Evin dışındaki mermi izleri bugün bile hala görülmekte. Tünelin şu anda sadece 25 metrelik kısmı ziyaretçilere açık. Bu arada tünel evine giriş çok cüzi bir miktarda bağış alınmakta. İçeride ayrıca savaşta kullanılan malzemeler müze olarak sergilenmekte. Evin sahibi yaşlı çifti görme imkanım olmadı, savaş zamanının hikayesini dinlemeyi çok isterdim : ( tekrar Başçarşı’ya dönüş zamanı. Bu güzel yeri de ziyaret etmenin mutluluğu içindeyim. Bir yorgunluk kahvesi içip, şehrin diğer noktalarını ziyaret etme vakti. Önce at meydanı ve müzik köşkünü ziyaret. Sonra Aşkenaz sinagogu ziyaret ettikten sonra saat kulesini gördüm. Bu tarihi yapı hala dimdik ayakta. Ben yabancı ülkelerin gerçekten tarihi eserlerini korumalarına hayranım. Buradan Ali Paşa Camii'ni ziyaret.. 1561 yılında Budin beylerbeyi Ali Paşa tarafından yaptırılan bu caminin bir büyük ve 3 küçük kubbesi vardır. Bahçesinde ise Avusturya – Macar İmparatorluğu'na karşı isyan etmiş Boşnak şehitlerin mezarları bulunmaktadır. Buradan da Sırp Ortodoks kilisesini ziyaret ettikten sonra yine vazgeçilmez mekânım olan Başçarşı’ya dönüş ve akşam yemek vakti ve sonra Baton’un yanına gidip Bosna Savaşı'nı öğreneceğim. Yemekten sonra kahvemi söyleyip Baton’u dinlemeye koyuldum.

Baton burada ne oldu? Kısa ve netti sorum.

“Savaş zamanı, Sırplar dinar alp dağlarına keskin nişancıları yerleştirip, şehirde ve meydanlarda gezenleri kadın erkek demeden öldürdüler. Şehirde gezen Sırp askerleri evleri binaları taradılar ve erkekleri hep öldürdüler, kadınlara tecavüz ettiler. Bu tecavüzden sonra kadınlar doğan kız ve erkek çocuklarını terk ettiler çünkü babalarının kim olduklarını bilmedikleri için ve kızlar şuan Saraybosna’nın dış mahallesinde fuhuş yapıyorlar. Çünkü biliyorlar ki anaları belli babaları belli değil ve biz onlara bu yüzden "nefretin tohumları" diyoruz : ( çok acı… yüzbinlerce insan ölü ve kayıp, hala toplu mezarlar var. Saraybosna ve Tuzla’dan kaçan insanlar günlerce yürüyerek güvenli diye sığınmak için NATO bölgesi olan “Srebsenitsa”ya gitti. Sırp askerleri Nato askerleri ile anlaşarak bu insanları rehin aldı. Erkekler kamyonlara ve fabrikalara götürülerek öldürüldü ve yollara ormanlık alanlara atıldı : ( işte birçok insan öldü neden? Sebepsiz yere, ama bunun sebebi belli biz Osmanlıyı seviyoruz, Osmanlı bize adaleti, sevgiyi getirdi zulmetmedi, dinimizi yaşattı ve biz Osmanlı’yı seçtik diye Müslüman bayrağımızı camilerimizde dalgalandırıyoruz diye  bizi sevmiyorlar, biliyorum ki bu bayrak onları korkutuyor çünkü Osmanlılardan çok çekmiş Sırplar. Biz de bu yüzden bayraklarımızı indirmiyoruz ve bunca insanı katlederken siz Türklere benzediğiniz için sizi öldürüyoruz dediklerini duyduk deyince üzülmemek elde değil : ( teşekkür ediyorum Baton’a belki anıları ile onun kalbini incittim ama öğrenmek istiyordum. Çünkü televizyonlardan gazetelerden okul yıllarında gördüğüm bu savaşın artık bir SOYKIRIM olduğuna inanıyorum ve bunca Boşnak erkeğin katliamından sonra gerçekten bu Bosna gezimde bütün iş kollarında hep kadınları gördüm. Çünkü geçimlerini sağlamak, ailelerine bakmak zorundalar. Bosna kalbi kırıktır; ama hala yaşamak için direniyor, savaşın izlerini sarmaya çalışıyor. Şehre ve ülkeye gezmeye başladığınızda uzun yıllar geçmesine rağmen hala savaşın izlerini görünce üzülseniz de bu insanlar hala yaşamaya direnmekte. Her ne kadar beyinlerinden silemeseler de bu katliamın izlerini. Özellikle savaştan doğan erkeklerin öldürülmesiyle kadınların her iş kolunda çalışarak yaşamlarını sürdürdüklerine şahitlik edeceksiniz. Tren makinisti, erkek berberi, döner ustası, kamyon şoförü, pastaneci, hediyelik eşyacı gibi bir sürü işte hep kadınları gördüm. Gerçekten bu güzel insanlar Sırplardan çok çekmiş. Rabbim bir daha bu güzel millete aynı acıları yaşatmasın. Kalbi kırık bu güzel şehir tarihimizden izleri hissetmek için çok güzel bir yerdir mutlaka ziyaret etmelisiniz.

Diğer gezi yazılarım için www.gezgininayakizleri.com'u ziyaret edebilirsiniz.

Gezi dolu günleriniz olsun.

Etiketler

Cüneyt Durhan

Yazar Hakkında

Cüneyt Durhan

1978 Tekirdağ ikametliyim.. Gezmeyi ve seyahat edip , yeni yerler keşfetmeyi seviyorum..