Kanallar Şehri Amsterdam'a Yolculuk

Bir kere de olsa yolunuzun düşmesi gereken Hollanda'nın başkenti ve en önemli şehri Amsterdam, kanalları, tarihi binaları, müzeleri ve elbette ünlü Red Light ile insanı davet eden şehir.

Amsterdam'a direkt İstanbul'dan yaklaşık 3 saatlik bir uçuş ile ulaştım. Schipol Havaalanı, Avrupa'nın en büyük havaalanlarından. Aynı zamanda en çok yolcu ulaşan ikinci havaalanıymış. Buna rağmen oldukça rahat ve konforlu bir havaalanı. Havaalanının hemen her yerinde ücretsiz wi-fi'ye bağlanabiliyorsunuz ya da uçağınız rötar yaparsa çok rahat dinlenme koltukları mevcut. Bu sebeple ben havaalanını çok beğendim.

Havaalanından şehre yaklaşık 45 dakikalık bir yolculuk ile ulaşabilirsiniz. Ulaşım için taksi kullanısanız 60 Euro civarında bir ücret tutuyor. Ancak tren ile ulaşım da mevcut. 

Amsterdam'da konaklama seçenekleri çok çeşitli. Bu yüzden nerede ve nasıl konaklama yapacağınıza iyi karar vermeniz gerekiyor. Hostellerin gecelik fiyatları 25-30 Euro arasında değişirken "ben hotelde konaklayacağım" derseniz şehir merkezinde hotellerin gecelik fiyatları 200 Euro'dan başlıyor. Hele cumartesi gününe denk gelecekseniz bu rakam 2 katına kadar çıkabiliyor. Ben bu sebeple şehre yaklaşık 25 dakika tramvay mesafesinde olan Deflandlaan bölgesinde 4 yıldızlı bir hotel seçtim. Gecelik 100 Euro ödedim ve keyif aldım. Şehrin gürültüsünden uzak ve yarı fiyatına. 

Deflandlaan

Amsterdam'da bir çok müze gezmek istiyorum ve Red Light'ı da yaşamak istiyorum derseniz 4 gün yeterli olacaktır. Ben 3 günden sonra sıkılmaya başladım.

Amsterdam'ın en çok turist çeken yerlerinden biri Rijkmuseum. İçinde bir çok sanatsal yapı olan müzenin hemen çıkışında ünlü I-Amsterdam yazısını da görüp fotoğraf çekilebilirsiniz.

Bir diğer ziyaret alanı ise Anne frank House. İkinci Dünya Savaşı'nda Amsterdam'da bir evde saklı yaşayan 13 yaşındaki bir çocuğun yaşadığı drama ev sahipliği yapan bina şu an ziyarete açık ve Amsterdam'ın en çok turist çeken yerlerinin başında geliyor. Ancak bu evi ziyaret edecekseniz internetten bilet alıp gitmenizi tavsiye ederim. Çünkü çok kalabalık olduğundan giremeyebilirsiniz.

Anne Frank House

Bir diğer müze de Van Gogh Müzesi, Rijk Müzesi'nden çıkar çıkmaz az ilerde karşınıza çıkacak bu müzede ünlü ressam Van Gogh'un eserleri sergilenmektedir. Müzeyi 2014 yılında 1,6 milyon kişi ziyaret etmiştir; yani önden bilet almanızı tavsiye ederim.

Benim en çok keyif aldığım müze ise Madame Tussaud Müzesi'ydi. Birbirinden ünlü sanatçı, model, sporcu, siyasetçinin balmumu heykellerinin bir şov ile sunulduğu müzede güzel bir fotoğraf çekilip anı albümünüze katabilirsiniz. 

Madam Tussaud

Amsterdam biliyorsunuz ki kanallar şehri... Ortaçağ'da bataklık olan şehirde sadece bir tane doğal kanal var. Ancak insanlar tüm şehri kanallar kazarak bataklığı kurutmuşlar ve bugün Avrupa'nın en çok turist çeken şehirlerinden birini yaratmışlar. Şehir merkezinde dolaşırken çok eski binaları görüp şaşırmamanız elde değil. 1500'lü yıllarda yapılan birçok binaya rastladım. Binaların en üst katında, yani çatı katında lift denilen asansör çubukları mevcut. Bu çubuklar ile eskiden eşya taşınırmış. Evlerin mimarisi hemen hemen aynı özellikleri taşıyor ve hemen hemen hepsi birbirine bitişik. Binaların üst katında evin sahipleri bodrum katlarında ise evde çalışan hizmetliler yaşarmış. Her evin başka bir hikâyesi var. Amsterdam'da müzeler kadar ilginç olan bu evleri iyi izlemeden dönmeyin derim.

Kanalların tüm şehri sardığını söylemiştim. Şehre gelip de kanal turu yapmazsanız çok şey kaybedersiniz. Kanallarda gezerken tarihi binaları, şehri suyun içinden görmek çok keyifliydi. Bazı kanallarda kurulan evler olduğunu fark edeceksiniz. Yaklaşık 3 bin adet kanal içinde kurulan ev olduğunu ve bu evlerinde fiyatlarının şehrin merkezindeki fiyatlar ile nerdeyse aynı olduğunu öğrendim. Suyun içinde bahçeli, çardaklı evlerde yaşayan insanların nasıl keyifli bir hayat yaşadıklarını düşünmeden edemedim. 

Kanallar içinde bulunan evlerden bir kesit

Amsterdam'da ne yenir derseniz, bir kere de olsa bir Arjantin steakhouse'a gidin. Fiyatları biraz pahalı ama o tadı tatmadan dönmeyin. Ben Dam Meydanı'na yakın olan Dam Argentina Steak adlı restoranı tercih ettim. Kişi başı 40 Euro gibi bir bedel ile ayrılabilirsiniz. Ucuz yemek içinse yine Dam Meydanı'nın yanında Newyork Pizza'yı öneririm. 2 dilim pizza içecek ile 8 Euro'ya doyabilirsiniz.

Amsterdam'ın en çok dikkat ve turist çeken diğer bir yeri ise Heineken Experience. Heineken'in ilk fabrikası olan binada hem Heineken tarihi hem de bira tarihini öğrenip güzel bir tur atabilirsiniz. Tur çıkışında 6,5 Euro karşılığında kendinize özel Heineken bira şişesi yaptırıp bu güzel şişeyi anı olarak saklayabilirisiniz. Çıkışta 2 adet Heineken bira da hediye edilmekte.

Heiniken

Amsterdam'da olmazsa olmaz ve herkesin görmek istediği yer ise hiç kuşku yok ki Red Light bölgesi. Bu sokaklar için ne yazılabilir bilmiyorum ama hemen her köşesinin seks çağrıştırdığını söyleyebilirim. Seks Müzesi ve Erotik Müze'nin olduğu, uyuşturucu maddelerin rahatlıkla satılıp içildiği, birçok seks dükkanina ev sahipliği yapan Red Light'ta ayrıca bir kaç tane de seks tiyatrosu mevcut. Girip girmemek, izleyip izlememek size kalmış. Özellikle hafta sonu çok kalabalık olan Red Light'ta benim dikkatimi çeken ise neredeyse hiç Hollandalı olmayışıydı. En çok İngiliz ve bolca Arap nüfusu dikkatimi çekti. Erkek egemen bir kalabalık sanmayın; birçok kız grununun da sokakta özgürce dolaştığını belirtmeliyim.

Red light arka sokakları