Karadeniz Turu: Trabzon

Karadeniz turuma Samsun ile başladım, orayı gezdim ve bitirebildiğim kadar bitirmeye çalıştım. Şimdi de sıra Trabzon'da :) Tartışmasız Karadeniz turumun en heyecanlı bölümü Trabzon bölümü idi. Neden mi? Yazımın ilerleyen kısımlarında özellikle de konaklama kısmında açıklayacağım :)

Öncelikle Trabzon'a gittiğimizde akşam olmuştu ve takdir edersiniz ki müzeler kapalı, akşam turistik yerlerini göremezsiniz. Bende bari yine de kısa günün karı birazcık meydanı gezeyim, burada da görmediğim yer kalmasın dedim.

Şehirleşme konusunda Trabzon da Samsun gibi ama Samsun sanırsam bir tık daha önde :) Oteller, alışveriş dükkanları dolmuş merkezde. Bir de Trabzon yemek kültüründen muhteşem tatları tatmanızı sağlayacak bir ton restoran...

İç kısımlardan sahile doğru yürüdükçe de böyle muhteşem bir deniz manzarası ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Sahil kentlerinin de en sevdiğim yanı bu olsa gerek. Nereye giderseniz gidin, deniz size kollarını açıp cüretkar bir davette bulunuyor.

Deniz havası aldıktan sonra çarşısını keşfetmek için zaman kaybetmiyorum direkt atıyorum kendimi ara sokaklara. Taksim'in fazlaca küçültülmüş halini buldum Trabzon ara sokaklarında. Başta da dediğim gibi her yerde mağazalar, restoranlar dolu. Açıkçası çok alışverişte gözüm olmadığı için çarşıyı dolandım ve direkt yemek alanlarına yöneldim :)

Güloğlu restoranı gözüme kestirince hemen girdim içeri. Tabi direkt her şeyi yerinde deneme isteğim burada da depreşti ve direkt Akçaabat köftesine yöneldim :) Her ne kadar Akçaabat yerine Trabzon merkezinde yesem de olsun. Köfteyi Trabzon'da yedim mi yedim :) Ama şunu söyleyeyim çok ayılıp bayıldığım bir tat olmadı.

Yemek faslını bitirdikten sonra direkt attım kendimi yeniden meydana :)  Çıkar çıkmaz da bu muhteşem Atatürk heykeli ile karşılaştım. Tabi ben Atatürk heykelini görüp kaçırır mıyım? Hemen çektim fotoğrafını :)

Veee şimdi turun en heyecanlı kısmına geliyorum ; konaklama. Ben Trabzon'a gelmişim, tarihi yerleri gezmeden gider miyim ? Asla! :) Tabi bu sebepten mütevellit ailemi bir geceliğine Trabzon'da kalmaya ikna ettim ve bizimkilerle başladık otel aramaya. Amacımız o gece Trabzon'da kalıp ertesi günü gezmekti.

Lakin konaklama olayı olmadı, olduramadık! Ülke turizmi adına sevinip, kendi adıma üzülme hissini aynı anda yaşadım. Çünkü koca otellerde kalacak yer yok! Bulduğumuz otel de üç kişi için gecelik 700 küsur :) O noktada da bir gezgin olarak her maceraya atılmam gerektiği aklıma geldi ve ailemi de ikna edip ''Haydi arabada uyuyalım!'' dedim :) Fakat merkezde olduğumuz için başımıza bir iş gelir, sıkıntı olur diye düştük yola. ''Daha sakin bir yer buluruz orada da arabayı park ederiz.'' diye düşündük. Yolda giderken bir fırına denk geldik; Taş Fırın.

Bahsettiğim fırın Erzurum yolu üzerinde Trabzon çıkışında kalıyor. Kurabiyeleri ve ekmeği enfes! Bir konuda talihsizlik yaşasak da şans bize bu anlamda güldü diyebilirim :) Bir güzel çayımızı içtik, kurabiyelerimizi yedik ardından da oradaki çalışanlardan biri sağ olsun ''Yukarıdaki mescit müsait, isterseniz orada uyuyabilirsiniz.'' deyince biz de mescide doğru yola koyulduk. Geceyi de mescitte uyuyarak geçirdik. Arada gürültüler falan duysak da genel olarak mis gibi bir uyku çektik diyebilirim. Sabahında da kahvaltımızı yapıp düştük yollara :) Bu arada tekrardan Taş Fırın çalışanlarına sonsuz teşekkürler :)

Tabi ki ilk durak Sümela Manastırı oldu. Manastırın 9'da açıldığını öğrenince erken geldiğimiz için önce arkadaki harika manzaranın tadını çıkardık. Sonra biraz uyuduk ve 9 olunca da hemen manastıra doğru yola koyulduk.

Bu muhteşem manzara da eşlik etti bize :)

Kilisenin M.S. 365-395 yılları arasında yaptığı sanılmakta imiş. Atina'lı Barnabas ile Sophronios'un aynı rüyayı görmesi ve bunu birbirlerine anlatmaları manastırın temelinin atılmasını sağlamış. Bu hikayesi gerçekten benim ilgimi çekti ve manastırı daha da çok görmek istedim :)

Kütüphane, fırın ve Ana Kaya Kilise gibi bölümleri var Sümela Manastırı'nın. Bu fotoğraf da Ana Kaya Kilise'den...

Bu arada Sümela Manastırı, Erzurum yolunda kaldığı için merkezden uzak. O yüzden manastıra gidip merkeze tekrar dönmek zamanınızı alabilir.

Lakin bir gününüz varsa ''Ne kadar zamanımı alır?'' diye düşünmeye zaman bile bulamadan hemen yeni yer keşiflerine girişiyorsunuz. Ben de tabi bu zaman hesabını hiç yapmadan ailemle yeniden merkeze döndüm ve manzarası ile meşhur Boztepe'ye gittim.

Trabzon'a yolunuz düşerse mutlaka Boztepe'ye uğrayın. Manzarası muhteşem. Ayrıca orada bir çok cafe olduğu için oturacak yer bulma konusunda da sıkıntı yaşamaz, bu güzel manzaraya karşı bir güzel çaylarınızı yudumlarsınız.

Tepelere tırmanmışken yine biraz tepelerde kalan Atatürk Köşkü'ne uğramadan olmaz. Verilen bilgiye göre; Atatürk 15 Eylül 1924 tarihinde Trabzon'a yaptıkları ilk ziyarette Soğuksu'ya yaptığı gezide binayı çok beğenmiş. 27-29 Kasım 1930 tarihlerinde Trabzon'u ikinci kez onurlandırdığında köşkü ziyaret etmiştir.

Okuma salonu, misafir kabul salonu ve kütüphane gibi bölümleri olan köşk özellikle balkon bölümü ile gönülleri fethediyor diyebilirim.

Atatürk Köşk'ünden sonra yola koyulduğumuz için Trabzon Müzesi, Uzungöl gibi diğer turistik yerlere maalesef uğrayamadım :( Artık bir daha ki seyahatimde kısmetse. Bu arada Uzungöl'e gidemesem de Trabzon Sürmene'de bu muhteşem manzarayı seyretmekten geri kalmadım. Size de hem bu manzarayı hem de genel olarak Trabzon'u tavsiye ederim :)

Sevgilerimle...