Google+

KOMPLE BİR YAZ TATİLİ: RODOS VE SYMİ (2. BÖLÜM)

501307 Nis 2014Gezi Notu
Koray GunyasarKoray GunyasarBronz Yazar07 Nis 201450130 Yorum

2. GÜN

Sabah erken kalkma planlarımız, uyuyakalarak yaklaşık 10.00 civarı uyanmamızla sonuçlanıyor. 27 €'luk fiyatımıza kahvaltı dâhil değil, sağda solda yiyelim diye özellikle de dâhil ettirmedik. Sabahları kahvaltı isterseniz kişi başı günlük 5 € ekstra ücret ödüyorsunuz.

Hazırlanıp kendimizi dışarı attık. Şunu öncelikle söylemeliyim; ne yapıp edip Old Town'da kalın. Sabah o eski sokakların içinde uyanmak, o atmosferi solumak kadar insanı güne güzel başlatan başka bir şey yok.

Bir mekâna oturup 2 baget sandviç, bir ice tea, bir de frappe söylüyoruz. Baget sandviçler devasa boyutta geliyor, 2 kişi bir tane de söylesek olurmuş. Gelen hesap 12 € civarı. Bu arada yan masalar saat 11.00'de bira içmeye başlamışlar bile. Sabah sabah bira nasıl içebiliyorlar, anlayamıyorum.
 
Kahvaltıdan sonra döne dolaşa New Market'in arkasında Lindos otobüsüne bilet alıyoruz (kişi başı 5 €). Yaklaşık 1 saat 15 dakikalık bir yolculuktan sonra Lindos'a varıyoruz. Bengi fotoğraf makinesi dışında, şapkasını da unutmuş o yüzden onu çok sıcakta yürütmemeye çalışıyoruz. Ancak daha önce ünlü St. Paul's Bay'i görmediğinden, ilk yüzme molamızı orada veriyoruz.

Klasik 8 Euro’muzu verip şezlong ve şemsiyemize kavuşuyoruz. Ben Marmaris'ten aldığım deniz gözlüğünü randımanlı olarak ilk burada kullanıyorum.

Rodos şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Bunlardan en iyileri Angel's Villa, Konstantinos Apartment, Praxitelous 9 Old Town. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Spanish Inn, San Antonio Apt Hotel gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz FAMILY apt by the SEA, Anna's House - Old Town, Amazing Apartments with Sea View in Rhodes Town tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Rodos aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Rodos
Hiçbir fotoğrafta gülmeyen annem geçen gelişimizde uğradığımız St. Paul's Bay'de

St. Pauls's Bay; efsaneye göre Aziz Paul'un Hristiyanlığı yaymak için Rodos'a çıktığı ilk sahil. Hatta gemisi buradaki kayalıklarda parçalanmış. Doğal bir havuz olan bu koyu, bir önceki gelişimizde annem de çok beğenmişti.
 
St. Paul's Bay'e ulaşmak için otobüsten iner inmez yokuştan aşağı inmek yerine, yolu takip ederek bir 7-8 dakika kadar yürüyorsunuz. Bir otopark alanı solunuza gelince o alandan yokuş aşağı sokakları takip ederek koya çıkıyorsunuz. Bu girişten 5-10 dakika ötede ikinci bir girişi daha var, koyun ters tarafına çıkıyor. İsterseniz orayı da tercih edebilirsiniz.

Koyun ilk metresi biraz bulanık, sonraki metreler ise son derece berrak. Altta kayalıklar olduğundan deniz gözlüğüyle dolaşan balıkları, enteresan kayalıkları saatlerce izleyebilirsiniz.

Zaman zaman koya; altı cam kaplı, 1 saatlik mini geziler yapan tekneler de yanaşıyor. Lindos'a gelirseniz ve araba kiralamayı düşünmüyorsanız bu turlara da katılabilirsiniz; Lindos etrafındaki 4-5 koya girip 10-15 dakika yüzme şansı tanıyor size. Fiyatlarını net bilmiyorum ama 5-10 €'dan fazla olacağını sanmıyorum.

2-3 saat St. Paul'de kaldıktan sonra bir şeyler atıştırmak için yola koyuluyoruz. Dükkânlara gire çıka, (araç kiralamaya yine 60 € fiyat ala ala) Stefany's'de yeme kararı kılıyoruz.

Rodos-1

Güler yüzlü servisi olan bu şık mekânın terasında Todori (Mykonos) ile birlikte şimdiye dek yediğim en lezzetli haşlanmış midyeyi yiyorum. Sosu o kadar başarılıydı ki midye sonrası kaşık kaşık içtim. Yine ahtapot da tam istediğimiz gibiydi.

Rodos-2

Bu iki lezzeti, iki de Mythos'la taçlandırıp 23 € civarı bir hesap ödeyip çıkıyoruz. Mythos en beğendiğim biralardan biri… Yudumladığınızda dilinizin üst tarafında herhangi bir iz bırakmadan direkt dilinizin yanlarına ve altına çalışıyor, kabarcıklanmasını da dilaltında yapıyor. Ağızda leş gibi bir tat bırakmadan usulca kayıp gidiyor. Çok şık…

Bengi'nin canı krep çektiğinden tatlı olarak civardaki bir krepçiye gidip oturuyoruz. Oldukça kalabalık küçük dükkân, televizyonda da Yunanca altyazılı Karadayı isimli Türk dizisi var.

Benim krepime ek olarak istediğim bisküvi kırıntılarına tercih Oreo olunca, daha da zevk alıyorum. İki krep, bir taze sıkma portakal suyu için 8 € civarı bir para ödüyoruz.

Rodos-3

Dükkânlara gire çıka zaman çabuk geçiyor. Aslında niyetimiz ana plajda yüzmek ama yokuş gözümüzde büyüyor. Saat 18.00 otobüsünü yakalamak adına Mercedes taksiye 4 € verip diğer bir dik yokuşu atlatıyoruz. Biletimizi alıp geri dönüş yolculuğuna çıkıyoruz.

Otobüs bu sefer transit Rodos'a gidince, aşağı yukarı 50 dakikada merkeze varıyoruz. Tourist Info'ya nereden ucuza araç kiralayabileceğimizi soruyoruz. Bize Yeni Rodos'tan bir yer öneriyor. Diğer oto kiralamacıların da yine civarda olacağını düşünerek oraya doğru yürüyoruz. Burada fiyatlar daha ucuz. Düz vitesleri 35-40 € civarına kiralayabiliyorsunuz. Otomatik vites araç bulmak ise talepten dolayı biraz sıkıntı… Neticede iki şubeli Margaritis'ten otomatik Smart fiyatına, otomatik Volkswagen Polo kiralayıp çıkıyoruz (50 €). Amacımız Rodos plajlarını ve görülmesi gereken yerleri görmek. Geri yürürken klasik olarak Smirnoff Ice'lanıp Old Town girişinde Bengi'nin abone olduğu ve topunu 1€'dan satan araba dondurmacısı amcaya uğruyoruz.

Otele dönmeden önce Old Town sokaklarında dükkân geziyoruz. Özellikle fantastik romanların kahramanlarının replika kılıçlarının ve asalarının satıldığı dükkân çok ilgi çekici. Sokrates Street'te kesinlikle karşılaşırsınız.

Otele dönüp akşam için hazırlanıp Manos'tan plaj tavsiyelerini aldıktan sonra ilgiyle takip ettiğim Löplöpçüler'in tavsiye ettiği Sea Star Tavern'e yola çıkıyoruz. Bir tek iki kişilik masa kalmış, onu kapıyoruz. Dimitris masaların yanındaki mangala kâh balık atıyor, kâh kalamar, kâh ahtapot… Arı gibi çalışıyorlar ama bizden sipariş almaları 15 dakikayı buluyor. Garson Yannis'i biraz sıkıştırınca Dimitris'ten de tatlı fırçayı yiyoruz ; ) “Az sabır”.

Yemekler gecikiyor ama bunda anlaşılmayacak bir şey yok, mekân full. Bilahare ucunda bozuk para atılabilecek demir bir kâse sallanan bir gitarist masaları geziyor. Bizim Türkçe konuştuğumuzu duyunca Yunanca parçanın Türkçe versiyonunu söylemeye başlıyor.

Yannis yemekler geciktiği için özür diliyor; sempatik ve düzgün bir çocuk.

Sea Star'da;

5 yıldızlı zeytin ve caper (salamura edilmiş bir ot Barba Reyiz ile çok iyi gidiyor)
5 yıldızlı sea shell mix (kabukluları çıkarıp yosunumsu bir şeyle karışık olarak servis ediyorlar, inanılmaz lezzetli)
5 yıldızlı bebek kalamar tava (kalamarsa bebek kalamar olacak arkadaş)
5 yıldızlı bir saganaki (Yediğim en güzel saganakiydi. Sarı bir peynir olan ve gravyer-İzmir tulumu karışımı bir tadı olan Kefalogravieri, domateslenip biberlenip fırınlanmış ve altına da bir şekilde feta peyniri sürülmüş.)
4,5 yıldız bir ahtapot (Limonsuz, sossuz, olduğu gibi getiriyorlar yani tam istediğimiz gibi. Ama biraz fazla yanmıştı kimi kısımları, halen ahtapotta lider Todori bana kalırsa)
yanında tabii Barbayanni ile 43 € gibi komedi bir fiyat ödeyip mutlu bir şekilde ayrılıyoruz.

Rodos-4

Rodos-5

Rodos-6

Rodos-7

Rodos-8

Rodos-9

Rodos-10

Saat 01.00 gibi sofradan kalktığımızdan ve sabah 10.00 gibi arabayı teslim almamız gerektiğinden Rodos gece hayatına pek takılmayıp otele atıyoruz kendimizi.

3. GÜN

Sabah erken kalkıp Yeni Rodos'a doğru yola çıktık. Yolda gördüğümüz bir pastaneden 2 çıtır çıtır zeytinli simit, iki tane de su aldık (2,60 €).

Margaritis'in AB'den bıkmış sahibiyle AB'ye bir güzel giydirdikten sonra aracımızı teslim aldık. Bu arada hatırlatmadan geçmeyeyim; bazı Rent a Car firmaları Türk ehliyetini AB'ye üye olmadığı için kabul etmiyorlar. Doğal olarak Margaritis bunlardan biri değil.

Smart'a göre çok daha kullanışlı olacağını düşündüğümüz VW Polo'muz oldukça yorulmuş. 60'ın üzerinde hızda olduğumuzda uçak gibi ses çıkarmaya başlıyor. Neticede ayağımızı yerden kesiyor ya olsun.

20 €'luk benzinle deponun hemen hemen yarısını dolduruyoruz (evet şaşılacak şey). Gün boyu aşağı yukarı 100 km civarı yol yaptığımızı düşünürsek bu benzinin fazla bile geldiğini söyleyebilirim. Rodos'ta benzinci bulur muyum telaşı yapmayın, sıklıkla benzinci var.

Biz en yakın plajdan başlamak yerine Manos'un bize önerdiği, en uzak plajdan geriye gelerek yolculuk yapmayı tercih ettik. Manos'a göre Lindos'un altında bulunan 2-3 plaja ilk planda uğramaya gerek yok. Eğer windsurfle uğraşmıyorsanız, adanın en ucundaki plaja da gitmenize gerek yok. Lindos-Rodos arasında aşağı yukarı 10-11 tane büyük plaj var. Bizim gideceklerimiz; Agia Agathi - Tsambika - Anthony Quinn Bay - Kalithea Springs.

Agia Agathi, Lindos'a kısa süre kala Charaki Köyü yoluna girdiğinizde solda kalan ufak bir koy. Charaki'de de plaj var, ufak bir kasaba ama asıl güzellik bu pek kimsenin bilmediği saklı Agia Agathi koyu…

Denizin inanılmaz bir rengi olduğunu söylemeliyim. Lilly'nin de favori koyu olan bu plajı çok beğendik. Koya adını veren Agia Agathi ise 1300'lü yıllarda koyun yanındaki mağaralara oyularak yapılmış kilise; önünde çanı bulunuyor ama ziyarete kapalıydı.

Biz 8 €'luk tarifeye girmektense ağaçların altına havlularımızı atarak girdik denize.

Rodos-11

Burada 1- 1,5 saat kadar kaldıktan sonra 10 dakika uzaklıktaki Tsambika Beach'e doğru yola koyulduk. Tsambika Beach, oldukça uzun bir kum şeridine sahip, popüler plajlardan biri. Üzerinde aşağı yukarı 7-8 tane kafeterya var. Her kafeteryada duş ve arkalarında belediyenin yaptırdığı tertemiz tuvaletler var. Bunlar arasında engelliler için özel tasarlanmış olanlar da mevcut.

Plajın en sonundaki mekânda son derece uygun fiyatlara yiyip içebildiğinizi söyleyebilirim. Plajda Mojito 5 €'ya içilebiliyor diyeyim, siz anlayın. Biz 2 adet yerel Zythos birası ve bir Pita Gyros (bizim dürüm dönerin benzeri) söyledik (toplamda 6-7 € gibi bir şey ödedik sanırım).

Rodos-12

Burada 45 dakika kadar oturduktan sonra Bengi'nin aklı Jet Ski'ye kayınca fiyat sormaya gittik. 10 dakika iki kişi 30 €'ya anlaştık. Bengi'nin söylediğine göre bu fiyat bize göre çok ucuzmuş.

Ben daha önce binmediğimden biraz temkinli yaklaşsam da oldukça zevk aldım.
 
Jet Ski sonrası denize atlayıp bu müthiş plajda da yüzdükten sonra 20 dakika uzaklıktaki meşhur Anthony Quinn Bay'e doğru yola çıktık.

Ünlü klasik “Guns of Navarone” (http://www.imdb.com/title/tt0054953/) filminin çekimleri Rodos'ta yapılırken Anthony Quinn adaya hayran kalıyor ve daha sonra kendi adını alacağı koyda bir arsa alıyor kendine. Buraya Anthony Quinn Koyu denmesinin sebebi de bu.

Koy oldukça kalabalıktı. Bir kısmı kumluk, diğer bir kısmı Kaş usulü kayaların üzerinden  girilebilen koya; hem Rodos'tan kalkan tekneler hem İngiliz köyü Faliraki'den kalkan tekneler nadiren de Lindos'tan kalkan tekneler yanaşıyor. Bu durum suyu biraz kirletmiş bana kalırsa… 4 plaj arasından en az keyif aldığımız burası olsa da görülmeye değer bir güzellik.

Burada da 45 dakika kadar durduktan sonra ve ilk kez 8 €'luk ücreti bayıldıktan sonra saat 16.30 gibi 15 dakika uzaklıktaki Kalithea'ya doğru yol çıktık.

Kalithea; Rodos'un hemen dibinde, 3-4 tane halk plajına da ev sahipliği yapan ama Manos'un bize önerdiği kadarıyla Terme Kalithea, yani Kalithea Termal'in de bulunduğu alan.

Giriş ücreti 3 € olan tesislerde ücretsiz şezlong ve şemsiye olanağından faydalanıp, içindeki sergiyi ve kalıntıları gezebiliyorsunuz. “Guns of Navarone” filminin birçok sahnesi de bu koyda çekilmiş.

İçerdeki Antik Yunan kalıntıları da restore edilerek farklı bir hava katılmış tesise. İçeride aynı zamanda bir İtalyan kafesi de yer alıyor.

Rodos-13

Rodos-14

Rodos-15

Rodos-16

Rodos-17

İçerde aynı zamanda termal su da var, isterseniz yararlanabilirsiniz. Tüm bu tesisin ücretinin 3 € olması bence şaşırtıcı. Türkiye'de olsa 30 liradan aşağı giremezdik içeri.

Aracımızı bırakmadan önce (istesek sabaha kadar da tutabilirdik ama ihtiyacımız olmadığı için akşam 8'de bırakmak üzere anlaşmıştık) ısrarım üzerine büyük bir süpermarkete uğrayıp eşe dosta alınacak içki, çikolata, bisküvi vb. malzemeleri aldık.

Aracımızı bıraktıktan sonra ertesi sabah günübirlik bir gezi yapma amacıyla Symi biletlerini satan Dodekanisos'un Kolona Port'taki kioskuna uğradık (turist limanıyla ana liman arasında kalan liman).

Sabah 8.30 katamaranla ulaşım, akşamüstü 16.30 Panagia Skiadeni gemisiyle dönüş olmak üzere gidiş-dönüş 27,50 €'ya biletlerimizi alıyoruz.

Limandaki tur teknelerinden daha ucuza Symi'ye ulaşabilirsiniz, ancak hem yolculuk çok daha uzun sürüyor hem de programı bize pek uymuyor. Adanın güney ucundaki Panormitis'teki kiliseye uğrayıp (hacı olunuyormuş sanırım) orada 1 saat kaldıktan sonra 3 saat Symi'de durup geri dönüyorlar. Bizim hacı olmak gibi bir derdimiz olmadığı için toplam 8 saat kalma süresi tanıyan normal deniz yolu şirketiyle gitmeyi tercih ettik.

Otele dönüp üst baş değişikliğinden sonra akşam yemeğini yemek üzere Platon üzerindeki Yannis'e uğruyoruz.

Yine tıklım tıklım dolu olan bu restoranda ikram olarak patlıcan yemeği geliyor. Güzel bir patlıcan-kabak yemeğinden sonra; Greek Salad, patlıcan-kabak kızartma, saganaki, 2 adet Mythos, kılıç balığı ve ahtapot söylüyoruz.

Burayı pek öneremeyeceğim, beklentilerimizin çok altında yemekler geldi. Özellikle fasulye ve patates kızartmasıyla beraber servis edilen ahtapot, hayvanın kendisine ihanetti.

Tek beğendiğimiz şeylerin, patlıcanlı kabaklı klasik ev yemekleri olduğunu söyleyebilirim. Neyse ki bu restoranda oturmamız hayırlı bir şeye sebep oldu.

Biz Rodos'a gelmeden Facebook’tan mesaj atıp Rodos ile ilgili tavsiyelerimizi isteyen lise arkadaşım Derya, o günden bugüne Facebook’una bakmamasına rağmen bir anda restoranın yanındaki sokaktan tek başına yürürken karşımıza çıktı.

Hep beraber hasret giderdikten sonra kendisinin de bizim gibi Pazar günü Rodos'a geldiğini, Berlin'den sonra İstanbul'a dönüşü Rodos-Datça vb. derken tatil yapa yapa gerçekleştirme planıyla yola çıktığını öğrendik.

3 gündür aynı adadaydık, aynı gün dönüş gerçekleştiriyorduk ve açıkçası görüşemeyebilirdik bile. Ertesi gün Symi yolcuğumuza Derya da katılmaya karar verdi.

Yemek sonrası Macao'ya gidip 1-2 kokteyl yuvarladıktan sonra Derya'nın her seferinde yolunu karıştırdığı otelini aramaya başladık.

Tesadüf ki oteli bir sokak altımızda! Son derece mütevazı ve temiz bu otelde, geceliği tek başına 25 €'ya kalmış Derya. Evden çevirme olduğu için tuvaleti ortak ama oldukça temizmiş. Bütçesine dikkat eden okuyucular, 2 kişi toplam 30 Euro civarına Old Town'daki Hotel Stathis'te kalabilirler (evet sudan ucuz).

Sabahın köründe kalkmak planıyla geceyi sonlandırıyoruz.

-
Yorum göndermek için Giriş Yapın veya Üye Olun

Yorumlar(0)

Yorumlar