Köşe Bucak Venedik

Günlerden beri sabah çok erkenden yollara düştüğümüzden bugün kendimize biraz izin verdik. Yakındaki marketten bir şeyler alıp kendimize çay demleyip kahvaltı yaptık. Dışarı çıktığımızda ilk rotamız Accademia Köprüsü ve Santa Maria della Salute Bazilikası’nı da içinde barındıran Dorsoduro bölgesine gitmekti.

Otelden çıkıp önce San Marco’ya ulaşıp dinlenmiş bir zihinle tekrar gezdik. Daha sonra Akademia Köprüsü’ne gitmek için San Marco’nun batısından Via 22 Marzo caddesine girip yürümeye başladık. Bu kısımda çok daha lüks oteller ve dükkanlar bulunuyor.

Geze dolaşa, mağazalara gire çeke, bir fotoğraf bir selfie çekerek Akademia Köprüsü’ne ulaştık. Academia Köprüsü kanal üzerindeki dört köprüden bir diğer. 1930 yılında yapılan ağaç köprüye çıkan sokaklar da çok güzel. Köprüden 100-150 metre önce geçilen Santo Stefano meydanı çok güzel kafelerin ve yapıların bulunduğu İtalya’daki çoğu meydan gibi harika bir alan. Burada kısa bir süre vakit geçirip köprüden karşıya geçiyoruz.

Köprüden geçtikten sonra Peggy Guggenheim müzesinden geçip Santa Maria della Salute Bazilikası’na ulaşıyoruz. Birçok görselde Venedik’in simgelerinden biri olan görülen bazilika Büyük Kanal ve Canale della Zattere arasında konumlanır. 1629 yılı yaz ayı başlarında İtalya'da Venedik'e başlayan ve 1629-1631 yılarında etkiki olan bir veba salgını nüfusun yaklaşık üçte ikisini öldürmesi üzerine yapılmasına karar verilen kilise yapılan tasarım yarışmasını kazanan 26 yaşındaki Baldassare Longhena tarafından yapılmış.

Etkileyici bir bina olan bazilikadan Venedik’in genel manzarasını izlemek de çok keyifli oluyor. Dönüşte Academia Köprüsü’nü teğet geçip Dorsoduro’dan San Polo bölgesine doğru yürüyoruz. Amaç bölgeyi görmekle birlikte herkesin çok methettiği Antico Forno isimli pizzacıyı bulup pizzaların tadına bakmak.

Gezdiğimiz bölgeler de Venedik’in her yerindeki gibi şaşırtıcı derecede güzel binalara sahip ve tatlı, küçük meydanlardan geçilerek ulaşılıyor. Yoruldukça bu meydanlarda oturup kahve/soda molası verip yolumuza devam edip sayısız fotoğraf çekiyoruz. En sonunda minik Antico Forno’yu bulup ayak üstü pizzamızı atıştırıyoruz.

Kabaklı ve patlıcanlı pizzayı çok başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Ekibin diğer üyeleri ise margarita yedi ve onlar da memnun ayrıldı mekandan. Yalnız İtalya'da gezdiğimiz bölgeler ile ilgili genel olarak yemekten çok da memnun kaldığımız söylenemez. Tabi dini hassasiyetlerimizden dolayı oldukça çok yemek seçip bize uygun olanları yedik ama tatlılar ve dondurmalar haricinde çok harika bir şey yediğimiz söylenemez maalesef. Antico Forno’ya gitmek isteyenler için adres Ruga Rialto, 973. Tarif etmek isterdim ama maalesef bu imkansız : )

Yemek sonrasında Rialto Köprüsü’nden karşıya geçip dört kadın kendimizi alışverişe teslim ediyoruz. Rialto pazar yerinde bir dondurmacıdan dondurma alıp etraftaki insanların gıybeti ile vakit geçirip, odamıza dönüyoruz.

Gün içinde yorgunluktan bitap düştüğümüzden akşamları bir türlü dışarı çıkamadığımızı fark edip bu akşam kendimizi zorlayıp son gücümüzü toplayıp dışarı çıktık. Akşamüstü bu sefer geldiğimiz yöne Santa Lucia’ya doğru yürüdük. Kanal üzerindeki dört köprüden bir diğeri olan Scalzi Köprüsü’nden San Polo’ya geçip sokaklarda yürüdük.

Turist gruplarının kendi aralarında eğlenmeleri dışında çok büyük bir hareket yoktu. Ancak biz Venedik’i gece ışıklarıyla görmekten ve mutlu olduk.

Venedik’in her yerinde öbek öbek Türk turist vardı zaten. Bir sürü insanla tanışıp fikir alışverişinde bulunduk.

Etiketler

Hacer Uzun

Yazar Hakkında

Hacer Uzun

Bi ara işimiz gücümüz gezme hayali kurmaktı...Sonra bi baktık hayallerimiz gerçek olmuş. Belki bi gün işimiz gücümüz gezmek olur...