Google+

Arama formu

Şöforümüz Bali ile birlikte Agra’dan ayrılarak Jaipur’a doğru devam ediyoruz. Tabii ki Bali varken, yol keyifli geçiyor. Arabanın önünde duran sakallı şahsın resmi ilgimi çekiyor ve Bali’ye kim olduğunu soruyorum. “Dini liderimiz Guru Nanak” diyor.

Guru Nanak, Sikh dininin lideri. Bali de sikh inancına sahip olduğundan kendisinden biraz bilgi alıyoruz bu konuda. Sikh inancına sahip erkekler hiç saçlarını kesmiyorlarmış. Uzattıkları saçlarını da taktıkları kavuğun altına saklıyorlar. Bali ise hem meslek nedeniyle hem de çağa ayak uydurmak adına saçlarını kestirmiş. Bu nedenle “eve gitmeye korkuyorum, annem beni bu halde görse çok kızar, 2 yıldır ailemin evine uğramadım bu nedenle” diyor. Yani anlayacağınız bu kadar önemli bu saç mevzusu. Bir sikh erkeğinin yanında mutlaka bir silah taşıması gerekiyormuş. Bu da genellikle kıyafetin içine çapraz şekilde asılan bir bıçak ya da çakı. Ama Bali taşımıyormuş. Ve son olarak çelikten yapılmış bir bileklik takıyorlar, işte bu bileklikten Bali’nin bileğinde de vardı.

Evet, artık Jaipur’a vardık. “Jai” “kral”, “pur” “şehir” anlamına geliyor. Yani Jaipur, bir Krallar Şehri… “Pur” kelimesi şehir demek olduğundan, Hindistan’daki çoğu şehir ismi “pur” ile bitiyor… Jaipur’a aynı zamanda Jepur da deniyor. Buradaki “je” kelimeli mücevher anlamına gelen “jewellery”nin bir kısaltması. Yani diğer adı da Mücevher Şehir. Bunun nedeni ise, buradaki insanların yaklaşık %40’ının mücevher işinde çalışıyor olması. Güney Amerika ve çevre ülkelerde çıkartılan mücevherler, işçilik daha ucuz olduğundan buraya getirilip, burada işleniyor. Buradan da dünya pazarlarına sunuluyor. 19.yy’da İngiliz Alberto (7.Albert) Jaipur’a gelerek, burada bir saray inşa ettirmiş. Ama şu anda müze olarak kullanılıyor.

Tüm Jaipur şehri, 6 metre yükseklikte ve 3 metre kalınlıktaki duvarlar ile çevrelenmiş.

Şehirdeki yapıların çoğu pembe renkli. Bu nedenle de Jaipur’a verilmiş diğer isim Pembe Şehir. Ne kadar çok adı var değil mi?

Kentte pembe rengin hakim olmasının nedeni ise tesadüfi değil. Pembe renk, “Hoş geldin”i simgeliyormuş. Bu nedenle Kral Albert, Jaipur’a gelmeden hemen önce tüm kenti pembeye boyamışlar, o zamandan beri de renk değişmemiş.

Jaipur

Jaipur şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Bunlardan en iyileri Magpie Villa, Girisadan Homestay, Hotel Soni Space. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Golden Tulip Jaipur, The Solitaire gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz Hotel Imperial, Hotel Acacia Inn, Hotel Paradise tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Jaipur aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Bir de kent içerisinde çok değişik bir mimariye sahip "Hava Mahal" olarak bilinen Rüzgar Sarayı yer alıyor. Bu saray da pembe renkte. Bu sarayın içini gezmiyoruz ancak rehberimizin söylediğine göre içeride merdiven yokmuş yerine eğimli yollar varmış. Bunun sebebi ise o dönemde sarayda yaşayan kadınların çok ağır takılar taktıkları için üzerlerinde taşıdıkları ağırlıktan dolayı rahatlıkla merdiven çıkamamalarıymış. Burayı sadece dışından fotoğraflamakla yetiniyoruz.

Jaipur-1

Jaipur’da yaşayan insanların esas olarak 4 geçim kaynağı olduğunu söylüyor rehberimiz. Bunlar mücevher işçiliği, tekstil ve kök boya yapımı, doğal taşlar ve el işçiliği.

Madem bu konuda bu kadar gelişmişler, taş ve mücevher işçiliğini görmeden olmaz. Jaipur’un ünlü taş ve mücevher işçiliğini görmeye gidiyoruz. Hangi taş nedir, nerelerde kullanılır diye anlatıp, ufak bir gösteri yapıyorlar. Babamın doğal taşlara özel bir ilgisi olduğundan oldukça keyif alıyor buradan.

Ardından şu anda müze olarak kullanılan Jaipur Şehir Sarayı’na (Jaipur City Palace) gidiyoruz.

Jaipur-2

Şehir sarayında eski arabalar sergileniyor. Başında duran yöresel kıyafetler giymiş görevlilerle fotoğraf çektirmenin bedeli ufak çaplı bahşişler. Elle çekilen ilkel arabalardan, at arabalarına kadar eskiden yeniye dizmişler arabaları. İnsan gücünden beygir gücüne geçişi gösteriyor adeta. Çoğu arabada ışıklandırma için mumlar ve kandiller kullanmışlar, yani hepsi akü öncesi dönemden kalma.

Jaipur-3

Sarayın içinde yine pembe renk hakim, yani “hoş geldin”in rengi. Sarayın içinde Jaipur şehrinin ufak bir maketi var. Duvarlarda eski kralların boy boy resimleri sergileniyor. Ayrıca eski silahların sergilendiği ayrı bir bölüm daha var.

Sarayın içindeki avluya açılan 4 tane kapı var. Buradaki 4 kapı, 4 mevsimi simgeliyor. Örneğin ilkbahar kapısında tavuskuşu desenleri, yaz kapısında lotus çiçeği desenleri hakim. Bu avluyu çeşitli gösteriler için kullanıyorlarmış. Her bir kapının işçiliği de tamamen el yapımı ve çok etkileyici. Buradaki duvar resimlerinde de kök boyalar kullanılmış.

Jaipur-4

Son Mihrace de hala bu sarayın içindeki bir bölümde oturuyor. Bu bölüme giriş yasak haliyle. Arada sırada 4 mevsimin sembolize edildiği avluya bakan bir balkondan halkı selamlamaya çıkıyormuş.

Jaipur-5


Yazar Hakkında

GÖKÇE YILMAZ

 1982 yılında İstanbul’da doğdum. İlk ve orta öğretimini Sinop’ta gördükten sonra, lise eğitimi için İstanbul’a yerleştim. HASAL’den 2000 yılında mezun olduktan sonra babamın yolunu izleyerek İstanbul üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesine girmeye hak kazandım ve Cerrahpaşa’lı olmanın ayrıcalığını yaşadım. 2008 yılında girdiğim TUS sınavı...