Fethiye - Ksantos Antik Şehri Hakkında

Güneşin denize açılan bahçesidir, Akdeniz kıyıları ve onun en güzel yerlerinden biridir Fethiye-Antalya arasındaki Teke Yarımadası. Fethiye’den Kalkan’a doğru kıvrılan yol, Kınık’ta denize koşup giden Eşen Çayı ile karşılaşır. Saklıkent’te yarattığı kanyonun coşkusuyla akıp gelen çay, burada oluşturduğu Ksantos Vadisi’nde, tarihte onlarca Likya kentine yaşam vermiştir. Kınık üzerinde bir tepede yer alan Ksantos Antik Kenti, bunların en önemlilerindedir.

Daha çok kayalara oydukları mezarlar ve dağlardan deniz kıyılarına dek yayılmış lahitleriyle bölgede iz bırakan Likyalıların, nasıl bir uygarlık yarattıklarının ipuçları ise daha çok bu kentlerde ve özellikle Ksantos’ta saklıdır.

Fotoğraf

Antik kent girişinde yer alan İmparator Vespasianus anısına yapılmış kemerin kalıntıları ve biraz ilerdeki tiyatro, Likyalıların Romalılar ile olan serüvenini akıllara getirir.

Romalıların, kıyılarda at oynatan korsanları temizlemesine yardımcı olup, onların Mısır seferine asker veren Likyalılar, yine Romalılar tarafından Ksantos’un işgal edilmesine, kendilerinin önce köleleştirilmelerini sonra da asimile edilmelerini önleyemediler. Oysa Pers saldırılarına karşı ölümüne direnenler yine onlardı.

Herodot, kendilerinden çok sayıda üstün Pers güçlerine karşı kentlerini savunan Ksantosluların, yenilgi karşısında kentlerine çekilip kadınlarını, çocuklarını ve değerli eşyalarını ateşe verdikten sonra, ölüm adına ant içip savaşarak öldüklerinden söz eder. Yani onurları için intiharı seçen halk… Bu olayın geçtiği yer olarak da tiyatronun arka tarafındaki Likya akropolü gösterilir.


Fotoğraf

Yine girişte görülen Helenistik kapı, Büyük İskender’in halef krallıklarından Seleukosların kralı III. Antiochos tarafından tanrıça Leto, Apollon tanrı ve tanrıça Artemis’e adanmıştır.

1842 yılında Patara açıklarına demirleyen bir İngiliz savaş gemisine yüklenen 87 sandık, Ksantos’un yüreğinden sökülüp götürülen değerli buluntularla doluydu. Antik kentte 1838-40 yılları arasında kazı çalışmaları yapan İngiliz Charles Fellows, Likya’dan günümüze ulaşan en görkemli eserleri, Harpyalar ve Nereidler anıtlarının kabartmalarını, M.Ö. 6. yüzyıla ait aslanlı mezarı, M.Ö. 4. yüzyıldan kalma yine kabartmalarla bezeli Pavaya lahtini, Londra’daki British Museum’a kazandırmış oldu.


Fotoğraf

Harpyalar Anıtı

Antik tiyatronun yanında bulunan Harpyalar Anıtı, kayalara oyulmuş kaidesi üzerinde 5,5 metre yükselen bir paye mezardır. Günümüzde görülen kabartmalar, orijinalinin alçı kopyalarıdır. M.Ö. 5. yüzyılda yapıldığı sanılan anıtın kabartmalarında mezar sahibinin yaşamından kesitler yer almaktadır.

Mitolojide kadın yüzü, sivri pençeli ve geniş kanatlı deniz kuşları olarak anılan Harpyaların anlamı “kayıp kaçanlar”dır. Çocukları kaçıran ve ölülerin ruhlarını alıp Hades’e götüren bu yaratıklar, Likya’da ölümün simgesi sayılıyordu. Anıtın kabartmalarında bebek gibi kundaklanmış bir ruhu götürürlerken betimlenen de onlardır.

Fotoğraf

Nereidler Anıtı

Kentin girişindeki kemerin biraz ilerisindeki kalıntılar, M.Ö. 4. yüzyıldan kaldığı sanılan Nereidler Anıtı’na aittir. Yüksek bir kaide üzerinde 4 ve 6 sütun sıralı İon tapınağı tarzındaki mezar anıtındaki kabartmalarda, eski Yunan ve doğu sanatını yerel motiflerle birleştiren özelliklere sahip 12 heykel bulunuyordu.

Mitolojiye göre toprağın denizle birleşmesinden doğan deniz ihtiyarlarından biri olan Nereus’un, Okeanus’un kızı Doris’ten olma 50 kızına verilen addır Nereidler ve denizin köpüklü dalgalarını, değişen renklerini ve çeşitli durumlarını simgeler. Anıtın, onların adıyla anılması kabartmalardaki heykellerin rüzgârda uçuşan giysileriyle Nereidlere benzetilmesindendir.