Masalsı bir şehir: Tallinn ve Haapsalu (Bölüm 3)

Estonyalı arkadaşım Helen ile Tallinn ve çevresi turumuz devam ediyor. Şehir merkezinden sadece birkaç dakikalık uzaklıkta olan Kadriorg Park (http://www.kadriorupark.ee) ve içerisindeki Rus Çarı Peter’ın kendi ve ailesi için yaptırdığı yazlık Kadriorg Sarayı, Tallinn’de görülmesi gereken yerlerden.

 

Kadriorg Park: Rusların 1710 yılında ülkeyi İsveçlilerden almalarıyla Estonya’da çarlık dönemi bütün ihtişamı ile başlamış ve yaklaşık bundan sonraki iki yüzyılda devam etmiş. 1718 de yazlık bir saray inşa edilmesi emri veren çar, aslında burayı karısı Cathrine için yaptırmış. Estonya dilinde Kadriorg; “Cathrine’s Valley” yani Cathrine’in Vadisi anlamına geliyor. Çar Peter’ın ölümünden sonra ailenin yazları saraya geliş gidişi giderek azalmış ama Estonyalı gelir seviyesi yüksek olan kişilerin bu bölgeye ilgisi hiç azalmamış. Hâlâ da bu bölgede oturuyor olmak bir prestij göstergesiymiş.

Estonya’nın bağımsızlığını ilan ettiği ilk periyot olan 1918 - 1940 parka bir de Başkanlık Sarayı eklenmiş.

Parkta beni öyle acayip etkileyen bir şey olmadı ama sadece bir yer ile son derece gurur duydum orası da, Mikkel Museum (https://www.visitestonia.com/en/mikkel-museum). Helen’ın soyadı da Mikkel, eşinin büyükbabası yıllarca topladığı sanat eserlerini belediyeye bağışlayınca Kadriorg Parkı’nın içerisinde küçük bir bina onun adına tahsis edilmiş. Müzede bir de Nikolai Kormashov’un Hristiyan ikonaları sergileniyor.

Hava hala 32 - 34 derece arası seyrediyor parkın girişinin sol tarafında kalan Mon ReposRestoran’da (http://www.monrepos.ee) ufak bir aperatif ile prosecco’larımızı yudumladıktan sonra biraz aile ile vakit geçirmek için eve döneceğiz. Helen’ın anne ve babası az İngilizce konuşuyorlar ama muhabbetimiz süper, o kadar tatlılar ki.

Keyifli bir akşamdan sonra bu kez hedefte Haapsalu var, Tallinn’den yaklaşık 80 kilometre uzaklıkta araba ile yaklaşık bir saatlik yolculuk sonunda varıyoruz. Günlerden pazartesi olduğu için etrafta çok az insan var küçücük bir yere benziyor. Bu sessiz deniz kenarı kasaba aslında tarihi bakımından çok zenginmiş. Ayrıca ılık suyu yüzmek ve çamur banyoları ile ünlüymüş. İlk durağımız Episcopal Kalesi kalıntıları.

Yine bir hayalet hikâyesi var tam da benim bayıldığım tarzda, hüzünlü bir aşka dayalı. Kalenin içindeki manastırın tam üç adet penceresi var ancak sadece bir tanesinde her ağustos ayında görünen beyazlar içindeki bir kadının hikâyesi bu seferki hikâye. Adı “White Ladyyani “Beyaz Kadın/Bayan” nasıl derseniz. Hikâye ise şöyleymiş, kaleye kadınların girmesinin yasak olduğu dönemlerde oradaki papazlardan biri ile kasabada yaşayan bir genç kız birbirlerine âşık oluyorlar. Birbirlerinden ayrı kalamayacaklarını anladıkları bir noktada delice bir fikir ile kızın erkek kılığına girerek kilisenin korosuna katılmasına karar veriyorlar, ta ki kızın kimliği ifşa olana kadar. Bu arada da yasak aşklarını bütün heyecanı ile yaşıyorlar. Ama bir kadının aralarında olduğunu anlayan baş piskopos, papazı açlıktan ölmek üzere zindana atarken genç kadını ise manastırın duvarlarına astırıyor ve günlerce zavallı kadının çığlıklarını, bağırışlarını dinliyorlar, gün gelip de ortalığa bir sessizlik hâkim olana kadar. Bugün de kadının ruhunun aşkın ölümsüzlüğünü kanıtlamak ister gibi ve hâlâ aşkına ulaşmak için orada göründüğü söyleniyor.

Böyle bir ışık efektinin nasıl oluştuğu ise hâlâ bilinmiyor. Belli bir yüksekliğe ulaşan ayın yansıması üç pencereden birine vurduğunda görünen görüntü belki de o zamanki mimarların ya da papazların planladığı bir şeydir, kim bilir? Ama böyle hikâyeler ölümsüz aşklar üzerine hayal kurmamızı sağlıyor gibi.

Deniz kıyısında güzel bir yürüyüşten sonra Wiigi Kohvik’de (http://www.wiigikohvik.ee) harika karidesli bir salata yiyoruz ve kasabanın ana caddesine gidiyoruz. Sağlı sollu küçücük dükkânlar, hediyelik eşyacılar, pizzacılar çok şirin. Tallinn için gerçekten iki gün yeterli ama fazladan gününüz var ise Haapsalu ya da çevredeki kasabaları siz de benim gibi deneyimleyebilirsiniz.

Ben arkadaşım sayesinde doya doya bir 4,5 gün geçirdim, darısı siz gezginlerin başına.

Yazı ve fotoğraflar: Banu Demir
Instagram: banuyollarda
 

Yazı dizisinin birinci bölümü için tıklayın.  Yazı dizisinin ikinci bölümü için tıklayın

BANU DEMİR

Yazar Hakkında

BANU DEMİR

İstanbul Üniversitesi Radyo-TV bölümü ve Marmara Üniversitesi Contemporary Business Management’tan (gece bölümü) mezun olduktan sonra İngiltere Nescot College’da okudum.