Google+

Arama formu

MEŞHED’DE TÜRBE ZİYARETİ

Meşhed’deki ikinci ve son günümüzde çok kutsal ve önemli bir ziyaretimiz var. Estan-ı Gods Türbesi’ne gideceğiz.
 
ESTAN-I GODS TÜRBESİ
 
817 yılında zehirlenerek öldürülen, Hazreti Muhammed’in torunu, 8. Halife İmam Rıza'nın gömüldüğü türbe; Estan-ı Gods (Astan Kuds). Tüm İran ve Şii dünyası için çok kutsal ve önemli. Hiç kuşkusuz İslam ve İran mimarisinin değişik çağlarını yansıtan, İslam sanatının, mimari ve dizayn olarak en güzel, en kapsamlı ve muhteşem örneği. Kaligrafi, çini, alçı işlemeciliği (stuko), ayna işçiliği, ahşap mozaik, kakma ve taş oymacılığının muhteşem karmasını bu mekanda görmek mümkün.

Meşhed

Buraya gelen ziyaretçilerin, turistlerin çoğunluğu hacı olmak için gelen Şiiler, onların Kabe’si de diyebiliriz. Sadece Müslümanların alındığı, farklı işlevlere sahip yapıları barındıran bu mekân, çok sayıda avlulu bahçelerden oluşmakta. Bu binalardan en önemlisi elbette İmam Rıza’nın Türbesi. Saat, Allahverdi’nin Türbesi, Altın Türbe, İslami Bilimler Üniversitesi, kütüphane, bir klinik, iki müze, misafirhane, altın kaplamalı minareler külliyede yer alan binalar…

Meşhed-1

İran'a geldiğimizden beri ülke kurallarına uyan, normal kıyafetlerimiz ve başörtümüzle dolaştık, ancak bu kutsal alana girmek için biz hanımlar “çador” giymek zorundayız. Yerel rehberimiz sağ olsun bizler için yeni çarşaflar almış, kapıdan da temin edilebilen, herkesin giydiği çarşafları giymeyeceğiz. Otobüste nasıl giyeceğimizi gösteriyor, bu çarşafları giymenin özel bir yöntemi var, zira çador baştan geçirilerek hem eşarp hem çarşaf olarak bir bütün, ayrıca eşarp takmamıza gerek yok. Ancak bu kutsal yerde saçlar hiç görünmeyecek. Hava çok sıcak ancak bu “çador”ları giymek zorundayız, hem mekanı merak ediyor hem de bu gezinin bir an önce bitmesini de istiyorum, oysa rehberimiz gezimizin 3 saate yakın süreceğini söylüyor. Bizler renkli, desenli çarşaflarımızı giyerken bir yandan birbirimizin haline gülüyor, bir yandan da hepimizin dudaklarından sanırım aynı dua dökülüyor…

Kadın ve erkeklerin girişleri ayrı kapılardan, güvenlik kontrolü yapılan kulübede Türk olduğumuzu öğrendiklerinde, her yerde olduğu gibi güvenlikteki hanımların yüzünde bir gülümseme beliriyor, “hoşgelmişsiniz” diyerek sevgi gösteriyorlar bize. Üst araması yapıyorlar, yanımıza sadece çok küçük bir para çantası almaya izin var, fotoğraf makinesi yasak, neyse ki cep telefonundan arada bir fotoğraf çekmek serbest, yoksa gerçekten yazık olurdu burada fotoğraf çekememek, zira başka türlü burayı anlatmak çok güç. 
 
İçerinin ihtişamını rehberlerimiz yol boyu anlattı, ancak ana kapıdan içeri adım atar atmaz anlatılanlar az bile kalıyor, şu ana kadarki gezimizin en enteresan, etkileyici anını yaşıyor ve müthiş bir mekanla karşılaşıyoruz. Farklı işlevleri olan çok sayıda binalar ve çok sayıda avlulu bahçeler ya da meydanlardan oluşmakta. Tamamı 13. yüzyıla ait seramik ve çeşitli süslemelerle kaplı kolonlar, duvarlar, eyvanlar, arkalarda büyük bir altın kaplamalı kubbe ve minareler görünmekte. Meydan o kadar büyük ki bunu mekanın büyüklüğünü çeşitli kapılardan başka başka meydanlara geçerken daha iyi anlıyoruz, her meydan bir diğerinden büyük sanki rehbersiz mutlaka kaybolurduk. Sabah erken saatlerde gitmiş olmamıza rağmen inanılmaz bir kalabalık var, yerlere serilmiş sayısız halıların üzerlerinde dua edenler, ezan saatini bekleyenlerle yükünü almış gibi görünse de gün içinde bu kalabalığın çok daha artacağı kesin, üstelik de günlerden de Cuma.

Meşhed-2

Sıra geliyor "sanduka"nın, İmam Rıza'nın Sandukası’nın bulunduğu türbe ziyaretine. Külliyenin en kutsal, önemli ve kalabalık binasının önüne serilmiş onlarca halının üzeri insan kaynıyor. Ayakkabılarımızı çıkarıyor, galoşlarımızı giyerek, halıların üzerinden yürüyerek türbeye giriyoruz. Aman Tanrı'm anlatılanlar az bile, ne ihtişam, o ne kalabalık, yürümek, ilerlemek, hele sandukaya yaklaşmak mümkün değil, yaklaşmış olanlar etrafındaki demirlere adeta yapışmışlar, görevlilerin uyarılarını duymuyorlar bile, kendilerinden geçmişler, hıçkırarak ağlayanlar, dua edenler… Yaklaşamayacağımızı anlayınca bir kenara çekilip duamızı edip çıkalım derken görevli bir bayan bize nereden geldiğimizi soruyor, Türk olduğumuzu öğrenince yüzünde bir gülümseme ile beni takip edin diyor. Kalabalığın arasında ilerlerken elimi tutup bizi merdivenlerden indiriyor, koridorlardan, birkaç salondan geçiyoruz ve işte sandukanın hemen yanı başındayız. Sanırım sadece bilenlerin geldiği, sandukanın arka tarafından bir bölüm. Biz de orada bulunan ve yine huşu içinde dua eden, sandukanın etrafındaki demir parmaklıklara el sürüp yüzüne süren kadınların yaptıklarını yapıyor ve açıkçası biraz da endişeli geldiğimiz yerlerden dönerek kapıya ulaşıyoruz. Güler yüzlü görevli kadın ellerimizi iki avucuna alarak gülümseyerek, sevgiyle uğurluyor bizi. Bizler de hem mekanın muhteşemliğinden, hem orada bulunan halkın davranışlarından, hem de gördüğümüz ilgiden etkilenmiş olarak beylerle buluşmak üzere çıkıyoruz mekandan.
 
Ben Mekke, Kabe ve Medine'yi ziyaret etmiş birisi olarak aynı oradaki kadar etkilendiğimi ve mekanın büyüklüğü olarak çok daha fazla metrekare olduğunu söyleyebilirim. İhtişama gelince böyle bir mekanı hiçbir yerde görmedim. Gezmekle bitmiyor, oldukça büyük bir alan ve içerideki ihtişam, süslemeler, binalar her türlü sıkıntımıza değecek kadar muhteşemdi. Mimarisinin güzelliği mi, süslemelerin her çeşidinin bir arada bulunması mı, gelen insanların buradaki duygusallığı mı, kutsal bir yer olması mı nedendir bilemiyorum ancak bu mekanda insanı etkileyen enteresan bir atmosfer var.

Meşhed-3

Kompleks içinde bulunan Halı Müzesi’ni geziyoruz. İran halısı derler ya hep; Pehlevi’nin evi Niavaran Sarayı’nda çok özel halılar görmüştük, buradaki halılar da gerçekten olağanüstü! Desenler, kabartmalı desenler, kutsal bina desenleri, renkler ve dokumalar, görmeye değer…

Meşhed-4

Biz İran’dayken (13-23 Kasım) Muharrem Ayı yaklaşmakta idi ve direklerin çoğundaki siyah bayraklar dikkatimizi çekiyor. Bu siyah bayraklar ülkece tutulan matemin sembolü. Milyonlarca Şii bu dönemde bu kutsal mekana geliyorlar. Türklerin de bu mekana olan ilgisi ve yoğun ziyaretleriyle THY Meşhed’e uçuş koymuş. Yerel rehberimizin söylediğine göre İranlılar ve Şii’ler Türkleri Sünni olarak düşünmüyor ve çok seviyorlarmış, bunu bizler de her yerde hissettik.

Meşhed-5

Meşhed-6

Gezimiz bitip otobüse biner binmez çadorlardan kurtulup tekrar eşarplı versiyonumuza dönüyoruz : ) Rehberimiz bize özel bir İran tatlısı olan koz helva içinde dondurma ikram ediyor. “Çador”ların içinde sıcaktan oldukça bunalmış olan biz hanımlara çok iyi geldi bu dondurma, ancak o kadar büyük ki bitirmem mümkün değil…
 
Bu etkileyici ziyaretlerden sonra Meşhed’deki gezilerimizi tamamladık. Öğle yemeğinden sonra havaalanına giderek Şiraz’a uçacağız. Önceki yazımda anlattığım gibi, uçağımız iptal olduğundan daha erken saatte Tahran aktarmalı olarak uçacağız. Ancak İran havaalanlarındaki karmaşa, bilgisayarlardaki her nasıl oluyorsa hatalar vs. gibi epey maceralardan sonra gece oldukça geç vakit geliyoruz Şiraz'a. İran havayollarının iç hat seferi yapan birkaç uçağının yanı sıra birkaç özel havayolu da var. Pilotlar ve inişler kalkışlar iyi, ancak güvenliğin o kadar iyi olduğunu söyleyemiyorum. Check-in, güvenlik geçişleri, uçağa giden kapı dahil hiçbir kontrolde kimlik istenmedi. Bunun yanı sıra her uçuşta bir güvenlik görevlisi olduğunu düşünüyorum. Kapıda yolcuları karşılayan hosteslerin yanında mutlaka iri yarı, herkese dikkatlice bakan ama personel gibi giyinmiş, daha sonra ne serviste ne başka yerde görünmeyen beyler benim böyle düşünmeme neden oldu, benimkisi varsayım elbette.


Yazar Hakkında

nevinsalman

Ankara da doğdum, TED Ankara Koleji ve Gazi Üniversitesi Mimarlık fakültesi mezunuyum. 6 sene Londra'da yaşadım, sonraki yıllarda İstanbul'a yerleştim ve serbest çalıştım. 10 senedir ise kış aylarında İstanbul'da, Mayıs-Aralık 7 ay Bodrum’da yaşıyorum. Tam bir Bodrum sevdalısıyım, en büyük keyfim yelken, yüzme ve squba-diving. Spor hayatımın...