Muhteşem Mimarisi, Sanatı, Müze ve Kafeleriyle: Budapeşte

Hatırlayan arkadaşlarım vardır, Ağustos'un başında Orta Avrupa turu yapmıştım. Bunu da görmemişin biri gezmiş, anlata anlata bitirememiş şeklinde tüm sosyal ağlarımda arkadaşlarımı bayana kadar paylaşmıştım amaaaa bitmediiiii… Hiç demiyorsunuz "Fulya'cım Viyana, Budapeşte ve Prag nerede? Sadece Bratislava, Karlovy Vary ve Oyuncak Müzesi'ni yayınlamışsın, oraları da merak ediyoruz." diye… Olsun, üzülmeyin ben sizleri düşündüm ve yazmaya yeniden karar verdim : ) Hahahaha, şimdiden "Yeterrrrr" dediğinizi duyar gibiyim, ne yapalım başa gelen çekilir canlarım : )

Bilindiği gibi Budapeşte; Macaristan'ın başkenti, nüfusu yaklaşık 1,7 milyon civarında. Budapeşte, hem coğrafi konumu hem de tarihi eserleri dolayısıyla Avrupa'nın en güzel şehirlerinden biri.  Şehir Tuna'nın batı yakısında Buda ve Doğu yakasında Peşte olarak ikiye ayrılıyor. Buda tarafında tarihi semtler varken, iş hayatının merkezi olarak tanımlanan kısmı da Peşte tarafı. Doğu'nun Paris’i, Avrupa'nın Kalbi, Tuna'nın Kraliçesi, Özgürlüğü Başkenti olarak da adlandırılan Budapeşte; birçok kültürü, birçok dil, din ve sanatı içinde barındırıyor. Tarihine bakacak olursak Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1526 senesinde fethedilen Budin ve Peşte, bir buçuk asırlık bir Türk hâkimiyetinden sonra 1686 tarihinde elden çıkmış, İstanbul'dan ulaşılan bir yer de olduğundan Türkleşmesi uzun zaman almamış. Haliyle camileri, hamamları, çeşme ve köprüleri derken Budapeşte tamamen bir Türk şehri olmuş. Fakat Türkler şehirden ayrılınca, birçok eser yok edilmiş…

Zincirli Köprü, Budapeşte'de aşık olduğum yerlerden biri oldu. Gece manzarası bir harika, muhteşem ötesi hatta… Parlamento Binası'ndan sonra şehrin simgelerinden biri bu köprü. 1839 yılında kurulmuş olan köprü, kentin ilk köprüsü. Köprünün her iki başında da aslan figürleri var. Biz gece de yürüdük köprüden, o kadar güzel bir manzarası vardı ki, büyüye kapıldık. Bol bol fotoğraf çektik : )

Sonraki durağımız Kahramanlar Meydanı idi. Tur rehberi ile panoramik şehir turu yaptığımızda gitmiştik Kahramanlar Meydanı'na ama yetmedi tabii bize bu. Bence gidilen her şehir en ince ayrıntısına kadar araştırılmalı, anlar yakalanmalı. İleride fotoğraflara bakınca, çok mutlu hissediyor insan kendini… Kahramanlar Meydanı da bizim şu anda fotoğraflarına baktığımızda mutlu olduğumuz yerlerden biri. Kahramanlar Meydanı, Macaristan'ın 1000. yıl anısına dikilmeye başlanmış ama tamamlanması biraz zaman almış. Meydan, Macarların Aziz ve Muhterem Kralı Istvan zamanında Hristiyanlığa geçişini tasvir etmektedir. Macarlar en önemli liderlerinin heykellerini dikerek onları onurlandırmışlardır. Heykeller, isimleri ve hikâyeleri ile birlikte Kahramanlar Meydanı'nda yer almaktadır. Hatta heykellerin büyük bir kısmı, Osmanlılarla savaşıldığı için Osmanlı tarihinde de yer almaktadır. Kahramanlar Meydanı'nın hemen arkasında, tur rehberlerinin anlatmadığı ve göstermediği (belki de sadece bizimkine has bir durum bilmiyorum) bir şato var, bildiğiniz şato : ) Muhteşem mimarisi, muhteşem doğal güzelliği ile birlikte anılarınıza katabileceğiniz bir yer. İçinde müzenin bulunduğu bu muhteşem mimariyi sizlerle paylaşmak için tabii ki fotoğraflar çekmeyi ihmal etmedik.

Budapeşte'de büyüsüne kapıldığım bir başka yer ise Parlamento Binası ile Opera Binası idi. Muhteşem bir mimari var şehirde. Her binada tarihe rastlayabiliyorsunuz. Zaten Viyana, Prag ve Budapeşte'yi bu yüzden çok sevdim; tarih ve sanat kokuyor. Türkiye'de tarihi ve sanatı yok etmeye çalışırlarken oralarda bunlar olmadan nefes bile alamaz olmuş insanlar. Nasıl özendim, nasıl istedim oralarda yaşamayı... Sokak aralarında iki adımda bir müzisyen, bir ressam, pandomim sanatçısı; sanatı yayıyor. Keşke Türkiye'de de bu değerlerimiz yok olmasa. Opera binası ise bambaşka güzellikte, çok uygun bir fiyata, bizim paramızla sanırım 3-3,5 TL gibi bir fiyata bu Macar Devlet Operası'nda bir konseri dinleyebilme şansına sahipsiniz. Bu kadar uygunken zaten gitmemek olmaz. Barok döneminin kalıntılarını her bir detayında göreceğiniz Opera Binası, Budapeşte'nin simgelerinden biri. 

Bir diğer mimari yapı ise Buda Kalesi. Gündüz gezdiğimiz her yeri bir de gece gezme gibi bir huyumuz var bizim : ) Burada da geleneği bozmadık ve gece Buda Kalesi'nde bir gezinti yaptık. Muhteşem bir mimari demekten yoruldum ama gerçekten öyle. Tüm Budapeşte ayaklarınızın altına serilmiş, büyülüyor sizi. Sezession akımının her detayına işlendiği bir kale burası.

Macarlar çok şeker insanlar diyemem, yani ülkemizden gidin der gibi de davranmıyorlar ama misafirperver olduklarını söyleyemeyeceğim. Kızları da güzel filan değil tamam mı?! Öyle, kural bu, banane : ) Yok yok, güzeller de arada var ama az güzel, biraz : ) Giyim tarzları eskilere dayanabiliyor. O zamanların kültürünü yansıtmışlar, o kadar hoşlar ki özellikle hanımlar : ) yaşlı olanlar! Macar kızlarının güzel olmadığını hala diyorum hıh! Biz turla gittiğimizden sizlere nerelerde kalınır gibi bir öneride bulunamayacağım ama Top Hotel'de kalmayın gibi bir uyarıda bulunabilirim. Çok eski, kahvaltıları güzel değil, odaları kokuyor, asansörü bilmem kaç senesinden kalma ve merkeze uzak. Biz tura bağımlı olduğumuzdan seçme şansımız yoktu ama eğer tek gidenler bu yazıyı okursa, kesinlikle merkezde, daha küçük, daha sevimli ve temiz bir yeri seçebilirler. Yemek konusuna gelince Macarların bilinen yemekleri gulaş her yerde var. Kimisi seviyor, kimisi sevmiyor. Türkiye'deki et yemeklerine benziyor, sulu et yemeği düşünün, içinde patates, havuç olan… Bence çok lezzetliydi, hatta sunumları sıcacık kocaman kâselerde oluyor. Patates şeklinde ekmekleri ile leziz bir Macar yemeği yemiş oluyorsunuz. Oralara gidip de gulaş yemeden dönmemek gerekiyor. Budapeşte'de gündüz gezerken rastlayacağınız çok güzel butik kafeler var. O kadar şık döşenmiş ki size anlatamam. Geçmiş zamanların kafeleri bunlar. O dönemde kalma her detayı; duvarlarında, sandalye masalarında, peçetelerinde bile görüyorsunuz. Sıklıkla cadde üzerinde görebileceğiniz kafelerde bence tek problem çalışanların memnuniyetsizliği. Ayrıca söylemeden geçmeyeyim, bahşiş vermek zorundasınız. Zaten artı bahşiş ile faturanız geliyor. Memnun kalsanız da kalmasanız da ödeme zorunluluğunuz var. Yurtdışında yaşayanlar için belki normal bir durum ama biz Türkler için hiçbir zaman kabul edilemez bir durum olarak kalacak eminim : )

Budapeşte; muhteşem mimarisi, sanatı, heykelleri, kocaman binaları, müze, kafe, restoranlarıyla birlikte bence imkânı olan herkesin gidip görmesi gereken bir yer. Tuna Nehri'nin kıyısında yürüyüş yapmak, sanatı ve tarihi koklamak müthiş bir duygu...

Nasıl, beğendiniz mi Budapeşte'yi? 

Etiketler

Fulya Küçükaksoy

Yazar Hakkında

Fulya Küçükaksoy

Küçükken "Büyüyünce ne olacaksın?" sorusuna verdiğim cevapları hatırlayamıyorum bile. Oldum olası maymun iştahlı olmuştum zaten.