Orta Avrupa'nın İncisi: Budapeşte

Orta Avrupa’nın incisi Macaristan’dır bana göre. Macaristan’ın başkenti olan Budapeşte şüphesiz ki Avrupa’nın en çekici şehirlerinden biri. Buraya bir gezi yapmakla yastık altı parayı çöpe atmazsınız emin olun. İstanbul’dan yaklaşık 1,5 saat süren yolculuğumdan sonra Budapeşte’deyim. Otelime yerleştikten sonra bu otantik şehri gezmeye koyuluyorum.

Tarihi müzeleri, camileri, sanata kucak açan müzeleri, dinlendirici hamamları ve kaplıcaları ve Tuna’nın eşsiz manzarasıyla Avrupa’nın gerçekten en çekici destinasyonlarından biri. Budapeşte’de tarihin içini gezmek için tura buradan başlayın. Buraya geldiğinizde kendinizi bir an eski çağa atlamış gibi hissedeceksiniz gerçekten görülmeye değer harika yapılar var. Balıkçılar Burcu, Budapeşte’nin en çok fotoğraflanan yerlerinden biri. Kalesinin sınırları içerisindeki Buda tepesindeyim. Buranın harika bir manzarası var karşı tarafı ise Peşte’ye bakıyor. Peşte dümdüz bir alan üzerinde kurulmuş. Burada yapılanma oluştururken Viyana ve Paris baz alınarak yapılmış. İlk yerleşim ise burada Buda Tepeleri üzerinde olmuş.

Fotoğraf: budapestrivercruise.com

Matthias Kilisesi, Budapeşte’nin en önemli sembollerinden biri Kanuni’nin Budini aldığı zaman ilk şükür namazını burada kılmıştır ve cami olarak kullanılmıştır. 145 yıllık bir değişik süreci geçirmiş bu kilise camii günümüzde kilise olarak kullanılmaya devam etmiştir. Burası dünyanın en iyi ışıklandırılmış ödülüne sahip bir şehirdir. Uri Utca yani Lordlar Sokağı. Buradaki birçok bina çok güzel ayrıntılara sahip pastel renklerin olduğu bu etkileyici sokakta kısa yürüyüşlere çıkın derim. Sokağın en önemli mimarı örnekleri evleri hepsi çok fotojenik. Eski şehrin sokaklarını keşfetmeye Fortuna Utca’dan başlayabilirsiniz. 1800’lü yıllarda Beethoven buraya taşınmış. 7 numaralı yaşadığı ev, müze olarak hayatına devam ediyor.

Budapeşte’ye her adım attığınız da hoş bir Osmanlı hatırasıyla karşılaşıyorsunuz.Budapeşte’deki Türk caddesinde bulunan Gül Baba Türbesi hem Türklerin hem yabancıların ziyaret ettiğiniz bir yer. Gül Baba'nın Budapeşte’de türbesi ve heykeli bulunuyor. Başından gülü, elinden ise tahta kılıcı eksik olmazmış. Savaşlarda başının üstünde bir gül taşıdığı için Gül Baba diye anıldığı rivayeti nesilden nesle iletilir. Gül Baba, Budapeşte'de bir yüksek tepeye gömülür ve tepeye "Gültepe" adı verilir.
Buda tarafında birçok yeri aynı anda görmek isterseniz sıklolara binip; Kaletepesi, Eski Şehir, Kraliyet Sarayı, Galler Tepesi gibi tarihi yerleri gezebilirsiniz.


Fotoğraf: www.budapest4rent.net

Budapeşte’nin modern merkezi Buda kıyısının karşı tarafı olan Peşte kısmıdır. Ortasından nehir geçen şehir için köprülerin değeri azımsanmayacak kadar fazladır. Budapeşte’de hangi köprünün üzerinden geçerseniz geçin sizi buranın en güzel yerlerine ulaştıracağından emin olun. Zincirli Köprü, Tuna'nın üstündeki köprülerin en güzeliydi. Zümrüt taşlarla süslenmiş bir gerdanlık gibiydi. Köprünün karayla birleştiği noktalardaki heybetli aslan heykelleri, Zincirli Köprü'ye ayrı bir güzellik ve asalet katıyordu. Köprünün inşası 1839’tan 1849’a uzanan 10 yıllık bir süreyi kapsıyor. Köprünün mimarı ise New York’taki ünlü Brooklyn Köprüsü’nün de yaratıcısı olan İngiliz William Tierney Clark. Köprünün inşasıyla ilgili olarak anlatılan bir hikâyeye göre; Clark, köprünün yapımında herhangi bir hatası olursa intihar edeceğini söylemiş. Köprü ana hatlarıyla hatasız bir şekilde, ihtişamındaki kusursuzlukla tamamlanmış. Ancak bir çocuk aslanların açık olan ağızlarında dilini görmeyip söylemesi ile tek hata ortaya çıkmış. Clark’ın verdiği sözün ağırlığına dayanamayarak intihar etmiş.

Buradaki 8 köprü de birbirinden farklı tasarlanmış ve hepsinin de kendine özgü mimarı ve kendine özgü mimarisi bulunuyor. Eğer vaktiniz varsa Tuna Nehri üzerinden vapur gezilerine katılarak tüm köprülerin hikâyelerini dinleyebilirsiniz üstelik Türkçe olarak.

Fotoğraf: www.privateguidebudapest.com

Cafe New York’u test etme zamanı geldi. New York kafenin cilalanmış ahşap pirinç ve avizelerle parlayan müthiş bir görüntüsü var. Cafe New York tam bir müze görünümünde. Macarlar yemekleriyle gurur duyuyorlar fakat çok az kişi Macar mutfağından haberdar. Gulaş ve kırmızıbiber bunlardan biri. Gulaş, Macaristan’ın en önemli en lokal yiyeceklerinden biri. Koyu kıvamlı bir çorbayı her yerde bulabilirsiniz ama iyi reçetenin Cafe New York’ta olduğu söylendi ben de seçimimi buradan yana yaptım.

Sessiz bir meydanda üzerinde palto ve şapkasıyla Imre Nagy heykeli yer alıyor. Bir Macar kahraman olduğu söyleniyor bu heykel burada ölümsüzleştirilmiş. Budapeşte şehrinin Peşte tarafında nehir kenarında yürüdüğünüzde sizi birçok ayakkabı karşılayacak, bunlar Tuna’nın ayakkabıları... 2. Dünya Savaşı zamanında vefat edenlerin ayakkabıları demirden orijinal ebadında onların anısına yapılmış bir sergi görevini görüyor aslında biraz trajik ve üzücü bir hikâyesi var ama geldiğinizde yürüyüş rotanıza burayı da eklemenizi tavsiye ederim.

Tuna Nehri’nin kıyısında heybeti ile dikilen yapı Macar Parlamentosu. 19. yüzyıldan kalma bu yapıyı kadraja sığdırmak gerçekten zor. Londra Parlamento Binası’ndan ilham alınarak hazırlanmış. Burası eşi benzeri olmayan bir görkeme sahip. Yapımında 1000 kişinin çalıştığı bu binanın içerisinde yarım milyon değerli taş, 40 kg altın ve 40 milyon kiremit kullanılmış.

Londra ve İstanbul’dan sonra dünyanın en eski istasyonundayım. Budapeşte’nin en ünlü en pahalı caddesinin altında yer alıyor. 1896’dan beri hizmet veren bir istasyon burası. UNESCO, 2002’de Dünya Mirası Listesi’ne almış bu metro istasyonunu.

Macaristan’ın en ünlü kasabası olan Szentendre Kasabası’na geldim. Burası sanatçılar kasabası olarak da biliniyor ve caddeler kalabalığı ile dikkat çekiyor. Macaristan’ın en meşhur yiyeceği ise paprika yani bildiğimiz acı biber, bunları bu kasabada bolca görebiliyorsunuz. Tamamen tarihi bir kasabadır ve bundan dolayıdır ki sanatçıların tercih ettiği bir yerdir. Tuna boyunda yer alan ve aynı tablo gibi duran bu güzel kasaba küçük olduğu için her köşesine yürüyerek gitmek mümkün.

Ununu eleyip eleğini asmıştır Budapeşte. Heybesinde Avrupa da vardır Osmanlı da Balkanlar da… Hem barok, hem neoklasik, hem moderndir. Çok görmüş çok geçirmiştir. Orta Avrupa’nın en güzel şehridir. Tuna’nın büyüsü bile yeter Budapeşte’ye kapılmaya…