Google+

PUROSUYLA, ROMUYLA HAVANA – 1. BÖLÜM

471504 Oca 2011Gezi Notu
NURHAN YILMAZNURHAN YILMAZGold Yazar04 Oca 201147150 Yorum

Varadero ve Havana arası yaklaşık 2 saat mesafede. Havana’ya giderken 120 metre yükseklikte bir viyadükten geçtik ve yukarıda bir kafeden manzarayı seyrettik. Her taraf yemyeşil. Etrafta uçan, pike yapan şahinleri gördük. Bu kafede “pinacolada”larımızı içtik, çok lezzetliydi.

Hindistan cevizi içerisinde servis edilen pinacolado, hindistan cevizi suyu, süt ve rom karışımı çok ferehlatıcı ve çok hafif bir içecek.

Havana’da Melia Cohiba oteline yerleşiyoruz. Otele yerleşmemiz ardından ilk olarak Katedral meydanından gezimize başlıyoruz. Katedral meydanı çok renkli. Katedral karşısında birçok kafe, kafelerde ise canlı müzik var. Keyifle bu kafelerde Mojito’larımızı yudumluyoruz.

Yerel halk tek bir şekere bile çok mutlu oluyor. Şeker, kalem, sabun ve kullanmadığımız kıyafetlerimizi halka dağıtıp, hem kendimizi hem de onları mutlu ediyoruz.

Bir köşede duran beyazlar giyinmiş puro içen kadın artık bu meydanın simgesi olmuş. Herkes onunla resim çektiriyor. Tabii bizde.

Havana

Ardından gezimize dar sokaklara girerek devam ediyoruz. Dar sokakların iki yanında yükselen binalar çok güzel, ancak çok bakımsız. Bu evler zamanında zengin kesime aitmiş ama devrimden sonra herkesin oturduğu evi kendisine vermiş devlet.

Havana-1

Yolda yürürken çok eski tarihi bir eczaneye geliyoruz. Eczane çok güzel ve çok büyük. Her tarafı ahşap. Ahşap raflardaki porselen kavanozların içerisi ilaçlarla dolu.

Havana 1960’lara kadar Amerika kıtasının eğlence merkeziymiş. Batista döneminde kumarhaneler, çılgın revüler, müthiş bir gece hayatı varmış. Zaten ihtilalin ana nedeni de bu olmuş. Bu çılgın gece hayatı ile gelen paralar halka hiç yansıtılmayınca halk isyan etmiş. Batista da çevresindekilerle birlikte bankalardaki 300 milyon Amerikan dolarını alarak Dominik Cumhuriyeti’ne, oradan da İspanya’ya kaçmış. İhtilalden sonra tabii hazine tam takır kalmış. Ve devlet her şeye el koymuş. Taşınır, taşınmaz ne varsa devlet halkın elinden almış. Büyük lüks evlerde yaşayan zenginler, hizmetkarları ile birlikte aynı haklara sahip olarak aile evlerinde yaşamaya mecbur edilmişler. Evde oturan herkes evin sahibi haline gelmiş. Genellikle evlerin ortalarında bir avlu, etrafında da odalar var. Her oda bir aileye ait. Mutfak, tuvalet ve banyo ise ortak. Her odanın önünde çamaşırlar asılı. Yıkanıp asılmış ama yinede kirli görünen çamaşırlar... Bazı çamaşırlar lime lime olmuş. Tam bir komün yaşam biçimi.

Eczaneden sonra mezarlığa geliyoruz. Burası devrimden önce aristokrat sınıfına ait bir mezarlıkmış. Her bir mezar ayrı bir sanat eseri sanki. Her biri İtalya’dan getirtilen mermerler ile yapılmış heykellerle süslü birer anıt mezar. Çok görkemli. Bu mezarlıktaki en yüksek anıt mezar, yangında hayatlarını kaybetmiş olan 27 itfaiyeci anısına yapılmış olan mezar. Bu anıt mezardan daha yüksek bir anıt mezar yapmak yasak. Mezarlıktaki ağaçların budanması da çok güzel, her bir ağaç farklı şekilde budanmış.

Havana-2

Mezarlıktan Devrim meydanı’na gidiyoruz. Bu meydan Santa Clara’daki Che Mozelesi’nin bulunduğu meydan kadar görkemli değil, çok daha sade. Burada Che’nin çok büyük bir resmi var. Meydanın karşısında da halk kahramanı, devlet adamı ve düşünür olan Jose Martin’in bir heykeli var. Heykelin arkasında ise 113 metre yüksekliğinde bir abide var. Arkada da Fidel Castro’nun çalışma binası mevcut. Castro’nun ne zaman binada olduğu hiç bilinmiyor. Bütün önemli törenler bu meydanda yapılıyor.

Devrim meydanından sonra bir Rom fabrikasını ziyaret ediyoruz. Çekilmiş şeker kamışından elde edilen usare, varillerde bekledikten sonra odun kömüründen geçirilerek filtre ediliyor. Dinlendirilme kazanlarında bir süre dinlendirildikten sonra beyaz kavak ağacından yapılan ahşap varillere konularak yıllarca dinlendiriliyorlar. İskoçya’da variller kiraz ağacından yapılıyor. Viski ya da Romun, dinlendirildiği varilin ağaç cinsine ve dinlendirilme süresine göre tadı, kokusu ve kalitesi değişiyor. Rom, dünyada alkol derecesi en yüksek içkiymiş.

Havana’daki parlamento binası da çok etkileyici bir yapı. Eski gösterişli dönemden (18.yy) kalma piyasa yolu halen çok güzel ve keyifli. Parlamento meydanı, yine bol sütunlu, gotik başlı pek çok 2 katlı, 3 katlı güzel ama bakımsız binalar ile çevrili.

1830’larda İspanyollar tarafından yapılmış olan ve döneminde İspanyol valisinin kullandığı bina, şu an kütüphane olarak kullanılıyor ve yine parlamento meydanında yer alıyor. Bu binanın önündeki yol ağa parke ile kaplı. Rivayete göre o dönemde taş parke üzerinde atların ayak sesleri çok gürültü çıkarttığı için ahşap parke ile döşenmiş.

Bu meydanda yerel canlı müziklerin çaldığı irili ufaklı pek çok kafe mevcut. Meydanda tahta bacaklar üzerinde şov yapan bir gruba da rastladık. Bu meydanda beni en çok şaşırtan gösteri ise bir köpeğin sergilediği gösteriydi. Kübalılar, Amerikalıları sevmedikleri için köpeği de eğitmişler. Köpeğe 1$ gösterince havlıyor, 1 Euro gösterince ise ağzı ile Euroyu alıyor.

Akşam saatlerinde ise otelimizde düzenlenen bir gece şovuna katıldık. Bu şovda Kübalılar, bizlere en güzel danslarını sundular. Gösteri de, danslar da müthişti. Ancak dans eden kızların bacaklarındaki kaçmış çoraplar, kendilerine 1-2 numara büyük gelen ayakkabılarla sergilemeye çalıştıkları bu gösteri, aynı zamanda fakirliği bariz bir şekilde sunduğu için de biraz içimiz buruldu açıkçası.

Havana şehrini rahat ve hızlı gezmenin yolu yerel turlara ve turistik noktalarda önceden yerinizi ayırtmak. Bu şehir için önerdiğimiz deneyimler şöyle; Varadero Havaalanı Paylaşılan 1 veya İki Yönlü Transferler (8.64 €). Bu şehirdeki tüm turları görmek için tıklayın.
Etiketler: 
-
Yorum göndermek için Giriş Yapın veya Üye Olun

Yorumlar(0)

Yorumlar