Roma ile Röportaj

“Ne yazıyorsun öyle sen iki saattir?” dedi arkadaşım yanıma gelip…

Güneşli ve sevimli bir Akdeniz günüydü. Roma’daydım. Vatikan’dan yeni ayrılmış, yorgun ayaklarımı kaldırım kenarındaki yükseltiye koyarak dinlendiriyordum. Zihnimde birbirinden değerli ve çılgın Romalı sanatçıların heykelleri ve tabloları dolaşıyordu ve ben bütün o renkleri, ahengi gezi günlüğüme aceleyle yansıtmaya uğraşıyordum.

“Gezi günlüğüm bu dedim” yol arkadaşıma, “Şehirle konuşuyorum”… Nasıl yani bakışına karşılık olarak da “Ben şehre sorular soruyorum, o da cevap veriyor, onları not alıyorum” dedim.

Sanmayın ki şaka yapıyorum! Kentlerin de ruhları vardır insanlarınki gibi; onların da kimileri çok albenili, renkli, sevilesi, kimileri ise fazlasıyla sıkıcı, çekilmez ve çirkindir. Bu yüzden bazı şehirlere aşık olur, ölesiye severiz. Bu yüzden bazı şehirler bizi hep kendisine çağırır usanmadan… Roma da böyle bir şehir benim için… Daha ilk gidişimde bana çok iyi davrandığı, beni sahiplendiği, bana İstanbul’u hatırlatan harika bir ruhu olduğu için… Siz de tanışmak ister misiniz kendisiyle? Buyurun öyleyse!

Roma: Hoş geldin Martı, ne kadar uzun sürdü gelmen! Neden şimdi?

Martı: “Gitmek Ateşi”… Bir anda alevlendi. Geciktim ama telafi edeceğim, merak etme! Senin için “Non Basta Una Vita” diyorlar, yani “Bir Ömür Yetmez”… Sahiden, nedir seni bu kadar güzel kılan?

Roma: Sanatı ve tarihi seviyorsan beni sevmemen imkânsız! Bir “Açık Hava Müzesi”yim çünkü ben! Sokaklarımda dolaşırken güzelim heykellere bakmaktan kendini alamazsın… Dünyanın en renkli, cıvıl cıvıl meydanlarını bende bulur insanlar… İçimde yaşayan halk, güler yüzlü ve yardımseverdir. İçimden geçen nehir; sokaklarıma nefes aldırır, sokaklar ki filmlere ve video kliplere konu olmuştur, sokaklar ki şairlere ve yazarlara bir köşesine oturtup yazı yazdırır heyecanla…

Martı: Sende yaşarken insan sürekli dışarıda olmak istiyor. Geceleri bile uyumuyor musun sen?

Roma: Nasıl uyuyabilirim? Buraya ilk geldiğin geceyi anımsamıyor musun? Günün bitmesine yalnızca bir saat kalmıştı ve sen o ünlü Fontana di Trevi’nin (Aşk Çeşmesi) başındaydın. Arkanı dönüp çeşmenin havuzuna para atmaya çalışıyordun, bütün diğer acemi ve sevimli turistler gibi…Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen yüzlerce insan senle birlikte bu yapımı 30 yıl süren, 25 metre yüksekliğindeki Barok yapıya hayranlıkla bakıyor, su seslerine kulak vermeye çalışıyordu. İspanyol Merdivenleri’nde gençler bağıra çağıra gitar çalıp şarkı söylüyorlardı. Hemen karşısındaki bir minik dükkânda insanlar dondurma tadıyorlar, hemen yanında ise yalnızca birkaç Euro ödeyerek aldıkları müthiş lezzetli pizza dilimlerini yiyorlardı. Colosseum’u da gördün. Gece bile hareketliydi, sanki içinde hala Gladyatörler savaşıyordu ve insanlar onları izlemeye gelmişlerdi, değil mi? Tarih boyunca içinde ölen 500 bin insan ve 1 milyon hayvanın ruhları dolaşıyor hala Colosseum’da! Peki ya Navona Meydanı’ndaki ateş gösterileri, Popolo Meydanı’ndaki gece konserleri, kaldırımları boyayan sokak ressamları, geceyi besteleyen sokak müzisyenleri? “Bütün tanrılara adanan” görkemli Pantheon önündeki kalabalığa ne demeli? Sen olsan uyuyabilir miydin geceleri?

Martı: Haklısın, yine başımı döndürdün!

Roma: Mitolojik kahramanlar tarafından kurulduğuna inanılan bir yer burası… Ne bekliyordun?!

Martı: İki kez gezdim seni ve ikisinde de farklı yönlerini keşfettim. İkisinde de çok heyecanlıydım.

Roma: Biliyorum! Bundan 4 yıl önceydi tanışmamız, değil mi? Termini Tren İstasyonu’na yaklaşan trende ne kadar da heyecanlıydın… Aşk Çeşmesi’ne attığın ilk para için “yeniden Roma’ya gelebilmeyi” dilemiştin.

Martı: Ve gerçek oldu! 1 yıl sonra yine buluştuk. Hem de doğum günümdü. Bir İtalyan evinde onlarca tanımadığım insan bana İtalyanca doğum günün kutlu olsun şarkıları söyleyip kadeh kaldırdılar. Kendimi evimde hissetmiştim yeniden…

Roma: Sen beni en çok nereye benzetiyorsun?

Martı: Sen, İstanbul ile kardeş olmalısın… Onun küçük, süslü kız kardeşi gibisin… İstanbul gibi 7 tepe üstüne kurulmuşsun zaten… Büyülü bir havan var onun gibi… Bir tek denizin eksik sanki… İstanbul olmasaydı, seni baş tacım ederdim, inan!

Roma: Yeniden gelecek misin?

Martı: Elbette… Zaten bütün yollar Roma’ya çıkmıyor mu?

Gülümsüyor şehir… Ben de gülümsüyorum. Arkadaşım soruyor, “Ne yazdın en son defterine?”

“ ‘Dünyanın en güzel ikinci kenti burası’ yazdım ”, diyorum.

Birincisini herkes biliyor…

Özlem Güzelharcan

http://gezginmarti.blogspot.com.tr/

Özlem Güzelharcan

Yazar Hakkında

Özlem Güzelharcan

Çok okur, çok gezer, çok yazar. Seyahat ve edebiyatı mizahi dille birleştiren bir blogger.