Google+

Arama formu

RÜYA ŞEHİR VENEDİK

Gezimizin en güzel, en büyülü şehri Venedik’i sona saklamak istedim ama yapamadım. Dayanamayarak bu yazıyı yazıyorum. Her yıl 12 milyon turistin uğrak yeri olan Venedik’i, “Turist” (http://www.imdb.com/title/tt1243957/) filmini izlediğimden beri ziyaret etme hayaliyle yanıp tutuşuyordum. Fotoğrafta gördüğünüz kanalların üzerine kazıklar çakılarak kurulmuş bu şehir, 1987 yılından beri UNESCO Kültür Mirasları arasında olsa da şehrin yükselen sularına maalesef ki pek bir şey yapılamıyor.

Venedik

Venedik-1

Montecatini bölgesinde yer alan otelimizden, Venedik’e ulaşmak için yaptığımız tren yolcuğunun ardından Venedik’e varıyoruz. Venedik’e adımımızı attığımızda bizi ilk karşılayan bu otel, bizim buluşma noktamız oluyor.

Venedik-2

Venedik şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Bunlardan en iyileri La Grue, Appartamento Luxury Ai Greci, Asteria Venetian Suite. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Coccodrillo Apartment, Hotel Tivoli, Ca' San Giorgio B&B gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz Generator Venice, Atlantide Hotel, Youth Venice Hostelers Home tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Venedik aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

İlk olarak San Marco Meydanı’na gitmek üzere bir rota çiziyoruz. Kanallar üzerindeki köprüleri aşarak San Marco Meydanı’na yol tutuyoruz. San Marco Meydanı’na ulaşmaya çalışırken gördüğümüz her bina bizi efsunluyor.

Venedik-3

Şehri ilk gördüğümüzde karar verdik ki bu şehir için 1 gün yetmezdi. Bu yüzden bu şehirde 3 gün geçirmeye karar verdik ve bunun için Verona gezimizi de iptal ettik.

Venedik bir ömre sığmazdı bu yüzden de minicik bir 3 güne sığmadı...

San Marco Meydanı’na doğru yürürken “Turist” filminden de hatırladığımız bu oteli, içerideki bodyguard’ın küçümser bakışlarıyla zar zor izin alarak ziyaret ettik. Otelde parmak uçları üzerinde yürüyerek bir hayalet edasıyla bakındık ve otelden ayrıldık.

Venedik-4

Yolumuza devam ettiğimizde, gotik tarzda bir yapı olan Palazzo Ducale bizi etkisi altına aldı. Bu görkemli saray, zamanında hapishane olarak kullanılmış ve Ahlar Köprüsü ile meşhurmuş. Ahlar Köprüsü’nün hikâyesine kısaca değinecek olursam;

Venedik-5

Ahlar Köprüsü ünlü köprülerden biri. “Ahlar Köprüsü” isminin verilmesinin nedeni ise eski zamanlarda mahkûm edilenlerin bu köprüden geçerek hapse girmesiymiş. Efsaneye göre mahkûmların son kez Venedik’e bakıp iç geçirmelerinden yola çıkarak bu isimle anılmış. Ayrıca başka bir inanışa göre bu köprünün altında güneş batarken öpüşen çiftlerin aşklarının ölümsüz olacağına inanılırmış.

Venedik-6

Ahlar Köprüsü’nü geçtiğimizde San Marco Meydanı öncesinde geniş bir meydan bizi karşılıyor. Meydanın denizine bakan her iki tarafında yer alan iki sütun dikkatimizi çekiyor. Bu sütunlar Venedik’e 1125 yılında getirilmiş ve bugünkü yerlerine 1172 yılında Rialto Köprüsü’nün de ilk mimari olan Niccolo Starantonia tarafından dikilmişler.

Venedik-7

Birinin üzerinde St. Marco'dan önce şehrin koruyucusu olan Bizans Kraliçesi Teodora’nın heykeli, diğerinin üzerinde ise kentin koruyucusu St. Marco'yu sembolik olarak temsil eden ve Venedik’in de sembolü olan bronz bir aslan heykeli yer alıyor. Şehre gelen denizcilere hoşgeldin diyen bu sütunlar, Dükler Sarayı ve Sansoviane Kütüphanesi’nin ön kısmında yer alıyor.

Venedik-8

Sütunları arkamıza aldığımızda sağ tarafımızda kalan Dükler Sarayı, mimari tarzıyla uzunca bir süre bizi kendisine hayran bırakıyor. Pembe Verona mermeri ve beyaz Istra taşıyla bezeli olan bu binanın bir bölümü, hapishane olarak da kullanılmış.

Venedik-9

Meydanın diğer tarafında bulunan Çan Kulesi’ne çıkarak şehrin büyülü manzarasını izledikten sonra San Marco Meydanı’nda kahvemizi içmek için dinlendik.

Venedik-10

Meydanda verdiğimiz kısa mola sonrası San Marco Bazilikası’na doğru yöneldik ve binanın ön cephesindeki heykeller dikkatimizi çekti.

Venedik-11

Venedik-12

Mahşerin Dört Atlısı

Bronz atlar 1204 yılında 4. Haçlı Seferleri sırasında İstanbul'dan Venedik'e kaçırılmış. Bu bronz atların İ.Ö. 4. yüzyılda Yunanistan'da yapıldığı sanılıyor. Bizim kilisenin terasında gördüğümüz atlar sadece birer kopya, orijinal atların San Marco'nun içinde muhafaza edildiğini öğreniyoruz. Kiliseyi gezmeye başlıyoruz. Kilisenin içini gezerken fark ediyoruz ki San Marco'nun şatafatlı iç süslemelerinden çok, mozaiklerinin genişliği insanı hayrete düşürüyor. İşte bu sebepten San Marco, “Altın Kilise” olarak da anılıyormuş. San Marco Kilisesi, gotik mimarinin en güzel örneklerinden biri olarak biliniyor. Gotik mimariye, gotik denmesinin nedenini bu zaman kadar hiç merak etmemiş olmamı telafi ederek burada öğreniyorum. Gotik mimariye, gotik denmesinin nedeni şuymuş; Rönesans hümanistleri çirkin buldukları bu mimariye, barbar Gotların adından esinlenerek “Gotik” adını vermişler. Hümanistlerin çirkin bulduğu bu mimari eserleri, şimdiki bizler hayranlıkla izliyoruz.

Meydandaki keşfedilecek eserler bitmiyor. San Marco Kilisesi’nin hemen solunda yer alan Saat Kulesi, 15. yüzyıla tarihlenmekte ve kadranı, ayları ve burç sembollerini tasvir etmekte.

Venedik-13

Saat Kulesi’nin bulunduğu sokaktan yürümeye başlıyoruz ve Venedik gezimiz şimdilik burada sona eriyor. Bir sonraki yazıda Rialto Meydanı’na doğru yürüyecek ve Büyük Gondol gezimizi yapacağız.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere sevgiler…