Saraybosna: “Bir Kış Göğü Gibi O Saat Alçalır Ölüm”

Saraybosna,Sarajevo,
Sarayova,bütün Türkçe ovaların en batı ucu…

Cemal Süreya “Bir kış göğü gibi o saat alçalır ölüm / Yalnız işitme duyusu kalır ortada” dizelerini yazdığında, ölüm bu şehre o kadar yakın değildi. Sanki bütün duvarlar şehrin alnı… Çok eski ve heybetli, izlerinden belli… Bütün mezar taşları sade, gösterişli ve ak… Ölüm şehrin koluna girmiş, aynı salıncağın erdiği iki uçta ikisi… Yaşamak daha kolay olurdu belki, çok şey olmasa… Seneler boyu tuz kıtlığı yaşanmasa, şimdi pişen yemek ve börekler böyle tuzlu olmazdı belki. Toprağa gömülü asker botu içinde kemik çıkmazdı belki. Ellerin telle bağlanınca... Eller bağlanmasın!

Yüz sene kadar oluyor… Bir adam beline tabancayı koydu. Yürüdü, şehrin sokaklarında… Geldi prensin kafasına kurşunu kondurdu, bir köprü ortasında. Savaş çıkmasına çıktı ama yalnız Ferdinand değil, karısı da öldü o gün aynı kurşunla. Ferdinand'dan geçen kurşun, bir öpücükten daha sıcak olarak karısının boynuna kondu. O köprüde dilenciler para istiyor şimdi.

Sonra çok zaman geçti. Bin adam ellerinde silahlar, silahlar ki artık bele sığmayacak kadar büyük, dayandılar kapılara… Kimi zaman geceler güne eşit olur, uzar da uzar. Öyle oldu. Ben küçükken biri öldüğünde buhur yakılırdı. Bir kiremide, korun yanına konan buhur tüttükçe; ölüm gibi bir şey kokardı. Sıcak kiremidin üstünde buhur yakıyorlardı sarmış kokusu evi, sokağı…

Sokaklarında yürürken zaman, büsbütün derin bir bebek uykusu… Konya'nın geniş caddelerinden çıkıp, Bursa'nın daracık yollarına giriverirsiniz. Kış gelmeye görsün; bir omzunda güneşi taşır, bir omzunda ise kar var! İnsanın aklına gelmiyor değil, mesela Sarıyer'deki börekçilerin ataları Bosnalı olmalı… Sorularını peşi sıra düşürür insanın aklına… Türk kahvesi eskiden de böyle miydi acaba; kıtlama şekerli, güllü lokumlu. Asıl baktıkça bakası gelinen insanlar, onlar Saraybosna'da yaşar.

Etiketler