Saraybosna: Tarih ve börek turizmi (2. Bölüm)

Saraybosna'da pazar sabahı, bir önceki gün börek aldığımız dükkânın kapalı olmasının hüsranıyla başladı. Bunun üzerine, daha önceden not ettiğimiz Buregdzinica Bosna adlı börekçiye, kaldığımız yerden yaklaşık 25 dakika yürüyerek ulaştık.

Buradaki börekler uzun ve ince ayrıca isteğe göre üzerinde yoğurtla servis ediliyor. Benim tercihim tabii ki ıspanaklı ve peynirliden yana oldu ama ne yalan söyleyeyim ilk gün kendi mahallemizdeki fırının böreğini daha bir zevkle ve heyecanla yemiştim.

Börekten sonra sırada çok etkilendiğimiz ve yeni açılmış bir müze olan War Childhood Museum vardı.

Jasminko Halilovic adlı Boşnak bir aktivist yazarın 2010 yılında online olarak başlattığı bir projeye dayanıyor bu müzenin konsepti.

Bosna Savaşı süresince çocuk olan şimdinin genç yetişkinlerinin twitter üzerinden paylaştıkları kısa hikâyelerini derliyor Halilovic. Yaklaşık 1.000 kişinin katıldığı projnin kitabı da 2013’te yayımlıyor ve 2017 senesinde Müze açılıyor. Logavina Sokağı’nda bulunan Müze’ye merkezden yürüyerek 5 – 10 dakikada rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Savaşı yaşayan çocukların bağışladığı oyuncak, günlük, fotoğraf, kıyafet gibi pek çok eşya ve hikâyesi kalbimde sağlam bir sızıya neden oldu.

Tarihin bu acı dönemine tanıklık etmiş eşyalarla karşı karşıya kalmak, o eşyaların sahibi olan çocukların notlarını görmek çok sarsıcı.

Müze’den çıktığımız biraz allak bullak olmuş haldeyiz. Zlatna Ribica adlı, antikalarla bezenmiş kafeye doğru yürürken Kutsal Kalp (İsa’nın Kalbi) Katedrali’nin içine giriyoruz. Batı Avrupa kiliselerinin ihtişamı burada yok ancak dışarıdan oldukça heybetli gözüküyor, bu bile yeterince etkileyici. Burada mum yakamıyor ve küçük bir hayal kırıklığı yaşıyoruz.

Zlatna Ribica’ya vardığımızda saat 14.30 olmuştu. Ahşap antikalarla dolu bu mekânın yıllar öncesine aitmiş gibi bir hissiyat yarattığını söylemek mümkün. Burada mekânın kendi birasını içtik ve 4 BAM ödedik bir biraya. Alkollü içecek fiyatlarının Türkiye’ye nazaran çok daha uygun olduğunu söylemeye sanırım gerek bile yok. =)

BBI Center’da bulunan ve çok övülen Torte I To’yu, zor da olsa AVM’nin 5. katında bulmayı başardık. Burada önemli olan iki nokta var:

  1. Asansöre binin.
  2. Cheesecake (original) yiyin.

Biz muhteşem manzaralı ve teraslı mekânda 2 cappucino, 1 cheesecake ve 1 brownie için 18 BAM ödedik. Cheesecake efsaneydi, brownie ise biraz ağır geldi.

Akşam yemeği için bir hafta öncesinden yer ayırttığımız ve internette çok tavsiye edilen Dveri adlı restorana gittik.

Ev yapımı ekmek, ajvar ve zeytinyağlı peynirle başladık yemeğimize. Yanında da mekânın kendi kırmızı şarabından söyledik. Doğrusunu söylemek gerekirse yemekler geldiğinde çoktan karnımız doymuştu. Beef steak ve patlıcan dolması ana yemeğimizdi. Et gayet iyi bulundu ancak patlıcan için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Garson buna çok üzülmüş olsa gerek, aslında yemeğin başında haber verseydik yemeğimizi değiştirebileceğini söyledi ve hesaba patlıcanı dâhil etmedi. Burada 2 kişi 72 BAM ödedik ve mutlulukla ayrıldık.

Gördüğünüz üzere ikinci gün fazlasıyla yeme – içme üzerine geçti ama yine de güne damgasını vuran kesinlikle War Childhood Museum’du, uzun süredir herhangi bir şeyden bu kadar etkilendiğimi hatırlamıyorum.

Yazının birinci bölümüne ulaşmak için burayı tıklayabilirsiniz.